
Ben 2 cocuk annesiyim. Aksamlari bi yandan 4 yasindaki cocugumu ayagimda sallayip ona hikaye okurken, bi yandan 4 aylik bebegimi kucagimda emziriyorum,biyandanda esimle kahvemizi icip, dizimizi izliyoruz.yani cocuklarima karsi sorumluluKlarimi yerine getirmeye calisirken, esimlede kahvemi yudumlamak, takip ettigim diziyide kacirmamak istiyorum. sonuc; ev islerim hep ertesi gune kaliyor.
bulasiklar, ev toparlanmasi gibi.... buda beni cook sinir ediyor. ya, sevdigim seylerden feragat etmeliyim, yada ev islerinin birikip birikip ustume yuk olmasindan sikayetci olmamaliyim..ne yapicam, bu dengeyi nasil saglicam bilemiyorum. yardimci olursaniz mutesekkir kalirim size.
Birçok anne ve ev hanımının derdi bu sorunuz. Elbette ne ev işlerini ne de ailemizi ihmal etmek ya da tamamen birine yönelmek gibi bir seçeneğinimiz yok. Benim kendimce belirlediğim bazı kurallar ve alışmaya çalıştığım prensipler var. Biraz bunlardan bahs edeceğim aşağıda, umarım yardımcı olur. (Bir de 4 yaş çocuğu ayakta sallamak için biraz büyük, 2,5- 3'ten sonra kendi kendine uyutmaya çalışmakta fayda var.)
Ev işlerini hiç sevmem, hep ünv. okumaya yönelik büyütüldüğüm için hiçbir zaman ev işleriyle gerçek anlamda tanışmadım. Annemin de ev işlerini sevdirmek, ne nasıl yapılır öğretmek, bazı işleri kolayca yapıvermeye alıştırmak gibi olumlu etkisi olamadı. Evlendiğimde inanır mısınız kahve yapmayı bile pek bilmiyordum. Aşırı şekerli kahve yapıp misafirleri bayıyordum :)
Bizim aileden daha doğrusu sülaleden gelen, her işi sonraya bırakma, biriktirme gibi kötü bir alışkanlık var. Öncelikle bu ERTELEME alışkanlığını yenmeye çalıştım yıllardır. Eşimin de yardımlarıyla baya yol kat ettim sanırım. Eşim her işi vaktinden çok önce yapan, inanılmaz planlı yaşayan bir adam.
İşlerini erteleyenler helak olmuşlardır diye bir söz duymuştum, çok hoşuma gitmişti.
Tabi işi ertelemek zorunda kalmak ve bile bile ertelemek (sallamak) arasında çok fark var. Çoğu zaman çocuk bir şey istiyor, ya da duygusal bir talebi oluyor, ya da bizim de sizin dediğiniz gibi dizi izleme, eşimle vakit geçirme zamanlarımıza denk gelirse erteliyorum işlerimi. Ama önemli bir işim olmadığı halde, o sırada çocuklardan ya da eşimden gelen karşılamam gereken bir talep olmadığı halde, sırf pek canım istemiyor diye sallamak ve aslında yıkayıp yerine bırakabileceğim bir tepsiyi, bardağı tezgahın üstüne koyup SONRA YAPARIM diye düşünmek, işte anneleri yıpratan ve işlerin birikmesine sebep olan durum bu.
Bu durumdan kurtulmak için çoğu zaman, o işi yaparsam bitmiş bir işin varlığını bilmekle ne kadar rahatlayacağımı, tezgahı düzgün gördüğümde ne kadar mutlu olacağımı düşünüyorum. Ama işi yapmazsam birikme devam edecek, biriktikçe birikecek ve çok vakit ayırmamı gerektiren bir hal alacak. Ve işi yapana kadar, o birikmenin varlığını düşünerek geçirdiğim her dakika, yaptığım başka şeylerden de zevk alamayacağımı düşünüyorum. Halbuki yapsam yapmanın rahatlığın ve zevkini yaşıyorum.
Bu kıyası yapmak çoğu kez beni şevklendiriyor, hele de işlerinizi yaptığınızda yaşadığınız rahatlığı doya doya hissede hissede benimserseniz, bir dahaki SALLAMA isteğinizle daha kolay başa çıkabiliyorsunuz.
Ama bazen bunun yetmediği durumlar olabiliyor, insan çok baygın ve sıkkın modda olabiliyor. O zaman biraz canlanmak için müzik açıyorum. Müzik açarak ruh halimi değiştirdiğimi ve birden neşelendiğimi çok hatırlıyorum. Hareketli enstrümantal müzikleri çok seviyorum.
Ama içimde yaptığım konuşmalarla, müziklerle yine de şevke gelemiyorsam, (çok yorgun veya moralimin bozuk olduğu anlar) işi erteledim diye kendimi üzmemeye çalışıyorum, benim ruh sağlığımdan önemli değil ya SALLADIM gitti diyorum.
Her işi mümkün olduğunca anında yapmak, insanın hayatına ritim katan, hareket katan, şevk katan bir şey. Umarım bu yazıyı okuyan tüm anneler için yardımcı olur biraz yazdıklarım.
Çoğu gün ise, çocuklarla oynamaktan eşimle oturup film izlemekten doğru düzgün hiçbir işe yetişememiş oluyorum. Sitede de önceden bahs etmiştim, bazen dağınıklık kapıdan taşıyor. Ama işleri yapmama sebebim dediğim gibi aileye vakit ayırmak ise, iş yapmaktansa çocuklarla oynadım mutlu bir gün geçirdim diye düşünüp, bunu zihnimde hem bugünde hem de gelecekte çok güzel meyveleri olan bir ARTI olarak imgeleyip, işlerin birikmesine üzülmüyorum.
İnsanın hayatına ritim katan, işlerini yetiştirmeye yardımcı diğer birşey ise HIZ. Pratiklik ya da çabucak iş bitirmek de diyebiliriz. Hız konusunda baya başarısızım diyebilirim. Eşim hep bu hayatta en önemli şey HIZ'dır der. Saçmalama der gibi gözünün içine bakarım, bu sözleri söylerken mutlaka fişek gibi oradan oraya birşeyler yapıyordur kendisi.
Hızlı olmayı engelleyen dış faktörlerden başlayalım, insanın evde aradığını bulamaması, neyin nerede olduğunun belli olmaması, işe yaramayan karmaşıklıklık.
Her ilkbahar ve sonbahar evde fazla kıyafet, fazla mutfak eşyası, fazla kağıt tasfiyesi yaparım. İşi biten kışlıkları yazlıkları, uygun yerlere verir, kağıtları kitapları elden çıkarırım. Atılacakları acımadan atar, eşim ya da ben bir yıldır bir kıyafeti giymemişsek daha bunun zahmetini çekemem diye acımadan verilecek poşetlerine koyarım. Mutfakta hız sağlamak için sürekli düzenleme, değiştirme yaparım; bu değişiklikler hiç bir zaman mükemmeli getirmese de her zaman işimi daha da kolaylaştırmıştır.
Manasız dağınıklığı olmayan bir evde, daha dingin daha iç huzuruyla yaşıyor, aradığınızı daha rahat buluyor, kendinizi bir yığın eşyanın arasında sıkışmış gibi hissetmiyorsunuz. Ve en önemlisi de HIZ kazanıyorsunuz.
Gelelim hızlı olmayı engelleyen iç faktörlere. Yani bizim içimizdeki zihnimizdeki, ya da alışkanlıklarımızdan kaynaklanan faktörlere:
Devamı yakın bir zamanda.
Şu an, 17. Kasım. 2009 Salı, saat sabah 07: 29, bu yazıyı bitirmeyi umuyordum ama sanırım daha çok uzayacak. Hem şu ana kadar yazdıklarım da epey olmuş, çok uzun bir yazı olmasın.
Kalkıp kahvaltı hazırlayacağım şimdi. Acıktım, eşim de kahvaltı yok mu diyo :)