Ekleyen : busra
Tarih : 2010.01.23 00:00:00
Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek

1-Birsen Özkan'la Etkili Aile Eğitimi



(E.A.E kitaplarını Türkiye'ye getiren ve 20 yıldır bu kitaplardaki öğretiyi yaymak için çeşitli çalışmalar yapan Birsen Özkan'ın, bugünden itibaren sitemizde yazacağını haber vermek benim için çok büyük bir mutluluk... Kendisine çok teşekkürler. Dilerim bu önemli katkısı sayesinde bir çok ailede işler düzelir, iletişim artar, sevgi ürer.)

Anne Notları Annelerine Merhaba,

Ben Birsen Özkan. Psikoloğum. Klinik psikolog olmadığım ve 21 yıl okullarda çalıştığım için kendime eğitimci demeyi daha çok yakıştırıyor ve seviyorum.

Size önce Dr. Thomas Gordon’un Etkililik Eğitimi ile nasıl tanıştığımı anlatmakla başlamak istiyorum.

1988 yılında Serra Cider çevirisiyle bir kitap okumuştum: “Etkin Ebeveyn Eğitimi” olarak çevrildiğini  anımsıyorum. Çok naif bir dille çevrilmiş olan, yaşamımı  ve mesleki çalışmalarımı tümden değiştiren kitap beni çok heyecanlandırmıştı. Bu öğretiyi tüm anababa ve öğretmenlerin öğrenmesi gerek (!) diye düşündüm ve hemen   kitabı özetleyen bir seminer hazırladım. Zaten okullarda cinsel eğitim seminerleri veriyordum, iletişim seminerlerine de Bu kitap sayesinde başlamış oldum. Seminerim o prematüre haliyle bile çok tutulmuştu.

Yazarın başka kitapları olduğunu da öğrenmiştim. Amerika’dan getirttim. Ve İng. Öğretmeni arkadaşım Emel Aksay’la çeviriler başladı:

Etkili Öğretmenlik Eğitimi  E.Ö.E (19 baskı)

Etkili Anababa Eğitimi E.A.E (19 baskı)

Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar (18 baskı)

Etkili Liderlik E.L.E

Doktor Hasta İşbirliği

Çocukta Dış Disiplin mi İç Disiplin mi?(Bilmiyorum)

Gordon yöntemi ile her kesime seslenmişti.

E.A.E, Üniversite hastanelerinin psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi bölümlerinde anababalara önerilen kitap oldu. (Çünkü anababalar çocuklarının kabul edilemez davranışları için, genellikle  kendilerinin bu davranışlara neden olup olmadıklarını sorgulamaksızın çocuğu “düzeltmesi” için bir psikoloğa ya da psikiyatriste götürürler. Oysa sorunun nedeni çocukta değil, çoğunlukla yanlış iletişimdedir.)

E.Ö.E , Talim Terbiye Kurulu tarafından yuvalar için önerildi. Şimdi bir çok üniversitenin eğitim fakültelerinde ders kitabıdır.

Anne Notları’ndaki yazışmalarda E.A.E ve Çocukta dış Disiplin mi İç Disiplin mi?  kitapları ana kaynak olacaktır.

Bu öğretiyi niye çok önemsedim?   E.A.E ye yazdığım “ön söz” den bazı alıntılar yapayım:

“Artık büyü okuluna git, oku. Sokaklarda dolaşma. Sabah akşam bana eziyet ediyorsun. Eğlence uğruna zamanını boşa geçiriyorsun” (Veli seminerlerinde bu sözlere katılıp katılmadıklarını sorarım, içtenlikle katıldıklarını söylerler) Bu sözler Sümerlerden kalma bir tabletten alıntıdır. Ortalama dört bin yıl önce söylenmiş sözlerin güncelliğini bu denli koruması şaşırtıcı değil mi?

Bu değişmezlik, bence üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir konu. Her şey hızla değişiyor ama çocuk eğitimi binlerce yıldır hep aynı ! Bilimsel düşünenler, neden sonuç ilişkisini bilenler, bir deneyin aynı koşullar altıda sayısız kere de yinelense aynı sonucu vereceğini bilirler. Bu gerçekten yola çıkıp sorabilir miyiz? İletişim de bir neden sonuç ilişkisi midir? Onu da laboratuara sokabilir miyiz? Nedir Sümerlerden –belki de ilk insanlardan- bu yana değişmeyen laboratuar koşulları ki, büyüklerle küçükler arasındaki iletişim deneyi hep aynı sonucu veriyor : Karşılıklı olarak birbirini anlayamamak, yani iletişimsizlik.

Bu sonucun nedenleri, diğer deyişle laboratuar koşulları, anababaların kendi anababalarından öğrendikleri belki inanarak, belki de başka bir yol bilmedikleri için zorunlu olarak uyguladıkları eğitim anlayışında saklı. Bu anlayış, üst-ast ilişkisi içinde çocuklarımızın bize göre yanlış olan davranışlarını, yanlışı yaptıkları anda kendi doğrularımız doğrultusunda düzeltmemize dayanıyor. Anababa olarak yaptığımız, çocuklarımızın beğenmediğimiz yönlerini törpüleyerek onları değiştirmeye çalışmak.  Böyle yaparak onların gelecekte ‘daha iyi’ insanlar olacaklarına inanıyor ve tüm enerjimizi  bu yönde kullanıyoruz. Böyle yapınca onlar üzerinde etkili olmamız bir yana, çocuklarımızı kendimizden uzaklaştıran ‘iletişim kazaları’ yaratmış oluyoruz.

Hiçbir anne/babanın iyi niyetinden kuşku duyulmaz. Ancak mutlu bir ilişki ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek için iyi niyet yetmiyor, Niyetler iyi olsa da yöntemler yanlış olunca etkili sonuç yerine, çocuğumuz ergenliğe geldiğinde ‘ kuşak çatışmaları’ ile karşı karşıya kalıyoruz.

İşte Etkili Anababa Eğitimi bizlere eski iletişim deneylerimizin laboratuar koşullarını tümden değiştiren ve biraz çabayla kolayca uygulanabilecek yeni bir seçenek sunuyor.

Bize göre yeni olan bu yöntemle çocuklarımızı değiştirmekten vazgeçip daha kolay bir şey yapacağız: Kendimizi değiştireceğiz. Kendimizi değiştirerek çocuğumuzun üzerinde biçimsel etkimizi azaltarak, özde etkimizi çoğaltacak ve binlerce, binlerce yıldır uygulanan değişmezliği değiştireceğiz.

Böylece – hep özlediğimiz gibi- çocuklarımız sorumluluk duygusu gelişmiş, özdenetim yapabilen, kendini ve başkalarını sayan, hak yemeyen, hakkını yedirmeyen, kendine ve insanlara güvenen, kendisi ve ‘Dünya ile barışık’ mutlu, atılgan bireyler olabilecekler.”

Gordon Öğretisine öğreti denebilir mi? Şeklen hayır. Çünkü bu kitapların kuramını yazılı olarak vermiyor Gordon. Oysa okuyunca ve uygulayınca anlaşılıyor ki, “Eğer önem verdiğiniz ilişkilerinizde kazan- kazan felsefesine inanıp ona göre davranırsanız………………………-yukarıda saydığımız- nitelikleri taşıyan çocuklar yetiştirip mutlu olabilirsiniz” diyor, çocuk yetiştiren anababa,  öğretmen ve çocukla ilgilenen büyüklere.

Aşağı yukarı yirmi yıldır uyguladığım bu öğreti ile aile ikliminin yumuşadığını ve gerçekten atılgan çocuklar/gençler yetiştiğini yaşayarak gördüm. Tehlikeye giren evliliklerin kurtulduğuna tanık oldum.

Ancak Gordon kitaplarını biraz kafa karıştırıcı biçimde yazmış. Sonraki yazımda kazan-kazanı sağlayabilmek için iletişim becerilerinin hangi sırayla uygulanılmasının doğru olacağını anlatacağım. Becerilere geçmeden önce de şu anda iletişimde hangi noktada olduğumuzu saptamanın öneminden söz edeceğim. Önemli olan önce çocuk yetiştirme anlayışımızın adını koymak.

Şimdilik  bir giriş yapalım: Acaba çocuğunuzla iletişiminizde;

 “Ben büyüğüm, doğruları ben bildiğim için benim dediğim olur” yaklaşımında mısınız?

 “O henüz minnacık onun dediği olsun, üzülmesin” diyenlerden misiniz?

Önce sabır, sabır…….  gösterip dayanamayacak  noktaya geldiğinizde başa dönenlerden misiniz?

 Yoksa, kendinizi yok saymadan; çocuğunuzun da yaşı, boyu ne olursa olsun onu kendinizle aynı haklara sahip bir “birey” olarak görüp üst-ast ilşkisi kurmadan kazan-kazan diyenlerden misiniz?

Gelecek yazıda buluşmak üzere zor, ama kutsal göreviniz kolay gelsin.

(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.)

Bu yazı 2587 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
ipek 2011.04.29 tarihinde dedi ki :
çocuk eğitimi konusunda o kadar kötü durumdaydım ki bu site sayesinde kendime ayna tuttum.herşey düzeliyor. çok teşekkür ederim.
busra 2010.04.02 tarihinde dedi ki :
gerçekten şuna katılıyorum sadeceiyi niyetli olmak insanı mutlu etmiyor bunu hayatımda yaşadım eşimin söylediği sıkca sözlerden biri benim niyetim kötü değildi.ama yöntem yanlış.bu yazıyı onunda okumasını isterdim bu siteyi seviyorum dergilerim dışında düzenli olarak takip edebildiğim pek birşey yoktur bu site hariç sanki bana özelmiş gibi kendimi özel hissettiriyor:)
arzu
busra 2010.03.23 tarihinde dedi ki :
merhaba, amerikaya gitmeden once yabanci yazarlari daha sik
okurdum ama gordumki ordaki egitim felsefesiyle yetisen cocuklar belli bir yasa kadar mukemmel yetismis gozukuyorlar ama belli bir yastan sonra ozellikle bizler icin tahammul gosteremeyecegimiz bir hal aliyorlar. Birsen hanimin sumerlilerden beri bu anlayis degismemis fikrine katilmiyorum, sumerlilerin bu anlayisi geri kalmis toplumlarin bir tarzi olarak kalacak.. ama gecmiste buyuk medeniyetlere imza atan atalarimiz bu tarzi hic benimsememis. biraz arastirsak bunu rahatlikla gorebiliriz.. anadolu pedagogu Adem Gunesin, cocuk deyip gecmeyin radyo programini internetteki arsivinden ve Nuriye Celegenin Peygamberimiz nasil bir babaydi ve cocuklara nasil davranirdi isimli iki kitabinin okunmasi atalarimiz nasil cocuk yrtistirmis sorusuna azda olsa isik tutacak... calismalariniz icin tesekkurler..

BÜŞRA: Yorumunuz için teşekkür ederim. Eklemek istediklerim var:

Öncelikle atalarımız(Selçuklu, Osmanlı) ne yapmış ve dinimizin önderi olan peygamberimiz ne yapmış ikisini ayırmak gerek. İkisini birbirine karıştırırsak atalarımızın her yaptığını dine uygun zannetme yanılgısına düşeceğimiz gibi, çocuk yetiştirmede de atalarımızın uyguladığı yöntemleri doğru zannetme hatasını yapabiliriz.

Peygamberimizin, hanımları, çocukları ve ümmeti ile olan iletişim biçimi, demokratik ve empatik kelimeleriyle de ifade edilemeyecek derecede incelikler ve harikalıklarla dolu. Koca cemaate namaz kıldırırken sırtına çıkıp atçılık oynayan torunlarının keyfi bozulmasın diye secdeden kalkmamak nasıl bir incelik, nasıl bir empatikliktir diye hayret etmeyen hiç kimse olamaz sanırım.

Gelin görün ki bizim atalarımızdan gelen gelenekte ve kültürümüzde çocuğa bu şekilde davranmak çocuğu şımartmak olarak tanımlanır. Dinin kaynağından gelen bir örnek ile atalarımızdan gelen anlayış nasıl çatışıyor. Bizim geleneğimizde çocuğun ana babasına şartsız şurtsuz, kadının kocasına dırdırsız itaati beklenir, öyle olunur şeklinde bir kabul vardır. Bu bakımdan Sümerlerden beri kültürlerde ebeveyn yaklaşımının değişmediğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yanlışlık, hangi şey gelenek ve kültürden, hangi şey dinden, hangi şey bilgiden ve deneyimden çıkıyor bunun ayrımına varamamakta diye düşünüyorum. Dini inanışına göre herkes çocuğunu yetiştirmede dininden örnekler çıkartabilir. Ama bu bizim çocuk yetiştirmek için başka bilgilere ihtiyaç duymayacağımız anlamına gelmez. Ki ayrıca bizim inandığımız dinin kendisi de bizi bilgiyi aramaya yöneltiyor, o da işin ayrı bir tarafı..

"İlim Çin'de dahi olsa gidip alınız."
"İlim (hikmet) müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır."

Bilginin coğrafyasının aranmayacağı, işimize yararsa peşinden koşulması gerektiğini anlatan daha bir çok hadis var.

Yabancı yazarları okuyoruz diye çocuğumuzu Amerikan kültürüne göre yetiştirmeyeceğimizi ise sanırım söylememe gerek yok. Dediğim gibi din, kültür, bilgi ayrımında olmak gerekiyor. Biz EAE kitaplarındaki bilgilerden yararlanıyoruz, kitaplarda Amerikan kültüründen bahs edilmiyor.

Belirtmek de isterim ki illa yabancı yazarları okuyalım, ne varmış bakalım gibi düşüncem yok. Birçok yabancı yazarın kitaplarından ben de bir fayda görmedim, tavsiyelerden ibaretmiş gibi geliyor, Thomas Gordon kitapları ise hariç. Gordon kitaplarında tavsiyelerden çok, belirgin yöntemlerden bahs ediyor. Ve en önemlisi yöntemlerin nasıl ortaya çıktığından, neden ve niçinlerden de bahs ediyor. Çıkarımları ve yöntemleri de insan fıtratını ve davranışlarını inceleyerek, iletişimlerdeki neden sonuç ilişkilerini irdeleyerek oluşturmuş T. Gordon.

Anne babaların kendi derinliklerine bakıp, köklü değişiklikler yaşamasında sebep olduğunu düşündüğüm için ben de bu kitapların üzerinde çokca duruyorum.

Katkınız için teşekkür ederim.
feslegenbahcesi
busra 2010.01.31 tarihinde dedi ki :
bir sonraki yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum.
aysel
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Ispanaklı Bulgur Köftesi Ve İçli Köfte

Sonunda Kar Yağdı Kar Oyunları Gerçek Oldu