Ekleyen : busra
Tarih : 2010.02.25 00:00:00
Kadın dertleri

Mutfakta Biri Mi Var?



"Bir ev kadınından daha iyi bir sofra düzeni beklerdim."

Ekrandan düşen bu cümleden, "ev kadınları" derhal ödevlerini alıyor, yapmaya koyuluyor.

Evlerde misafir ağırlamalar azalıyor yavaş yavaş. Sofrayı, bir ev kadını olarak yeterince itinalı olarak düzenleyemeyeceklerini düşündüklerinden, ev kadınları eşini dostunu sosyal tesislerde,şık lokantalarda ağırlıyor.

Evinde ağırlayanlar da aşırı bir sofra düzeni içinde. Masanın üzerinde taşlar, tüller. Fiyonklar filan. Yemek değil de bez, tül, saten sırma, masa süsü yiyecek sanki misafir.

Temiz bir örtü serilir. Kıvamı yerinde yemekler muhabbet ile ikram edilir. Yemeklerin kıvamını sağlayan ev sahibinin güler yüzü, misafirin umduğunu değil bulduğunu efendice yemesidir.

Sofranın düzeni tertibi hem kendimize hem misafirimize saygımızı gösterir. Tertip düzen dediğimiz şey önemli. Olmaz ise olmazlardan. Ama onlar kadar önemli olan ev sahibinin muhabbet ile servis yapabilmesi. Neticede herkes kendi evinde karnını doyurabilir. Ama hiç kimse kendi kendine muhabbet edemez. Yemek, muhabbeti artırmak üzere ikram ediliyorsa , güzeldir.



Geçenlerde bir arkadaşım, bir konferans çıkışı "hadi bize gidelim dedi. Allah ne verdiyse. Güzel peynirim, mis gibi tarhanam var." Davete muhatap olanların gözleri parladı. Ama akşam trafiği derdi ile bu davete icabet edemedik.

Bizi bunca mutlu eden şey arkadaşımızın samimiyeti idi. Muhabbetimiz ayaküstü kalmasın evde devam edelim, sizi kendime kendim kadar yakın hissediyorum ifadesinin söze dökülmesi idi tarhana çorbası ve peynir daveti.



II-

Ev eskiden üretimin merkezi idi. Günümüzde en hızlı tüketim merkezi.

Geçenlerde evime gelen bir arkadaş, mutfak dolaplarını yenilememi, koltuklarımı değiştirmemi söyledi. Baktığı her yere değiştirilecek bir nesne olarak baktı. O gitti gözleri evde kaldı. Kendimi ve evimi arındırmam kırk sekiz saat sürdü.

Şuraya şunu yap buraya bunu yap.

Anlar belki diye, görüşmeyeli iç mimari çalışmışsın herhalde dedim. Yoo dedi.

Simetri hastalığı had safhada. Raflardan kayan kitaplara dokunacak oldu. Bunların tozunu kim alıyor dedi. Kimse almıyor. Okunuyor o kitaplar. Okunan kitap tozlanmaz ki!



Oturma grubunu değiştir dedi sonra.

Senin değiştir dediğin şeylerle ben gurur duyuyorum dedim. Dudak büktü.

Çünkü dedim çocuklarıma israf etmemeleri gerektiğini didaktik cümleler olarak dile getirmeme ihtiyaç kalmıyor.

Bari dedi perdelerini değiştirsen.

Onları hayatta değiştirmem dedim. Bende anısı çok büyük. Evlenirken perde alacak para kalmamıştı, ben onları beyaz iş çarşafları ikiye bölerek yaptım.

E artık paran var değiştir dedi ısrarla.

Geçen zaman içinde, eşyalarımı değil arkadaşlarımı değiştirdim sadece dedim.

Anlamadı tabi.

Onu alman lazım bunu alman lazım diyenlerle bir müddet sonra ilişkimi kesiyorum. Çünkü ben ona yüküm, o da bana yük.

Hayatım boyunca, paranın sahip olamayacağı şeylere sahip olmak istedim. Daha çok paraya, iktidara, güce sahip olmak isteyenler ile arkanızda bir mazi bırakmış olsanız da bugünde yürüyemiyorsunuz.

Kendine bak, dolabını yenile, şuraya şunu koy buraya bunu koy diyenlerle bir işim yok. Hele kendi gittikten sonra teftiş kurulu olarak gözlerini evimde unutup gidenlerle hiç işim yok.

Teftiş kurulu olarak çalışan arkadaşlarıma baktım. Hepsi de ev kadını. Televizyonun kendisine verdiği ev kadını rolünü o kadar içselleştirmiş ki. "Bir ev kadını olarak" diye başlayan bütün cümleleri eksiksiz yerleştiriyorlar hafızalarına.

Bütün reklamlar, reality şovlar ev kadınlarına kendilerini kötü hissettirmek üzere düzenlenmiş

Oysa ev kadınları ile Türkiye, Türkiye idi birkaç yıl öncesine kadar. Evlerde kadınlar olduğu zaman o evler yuva oluyor. Evlerde kadın olduğu zaman, çocuklar koşarak ve korkmadan geliyor evine.

Komşu komşunun külüne, evlerde kadın olduğu zaman muhtaç oluyor.

Ne vakittir bazı evlerde kadın yok.

Ha biri var. Şu reklamdaki gibi. Mutfakta biri mi var diye soruyor ya. Mutfakta biri var. Mutfakta baş köşeye yerleştirilmiş 38 ekran televizyon var. Ev kadınlarının çoğu işte o televizyonun içinde.

III-

Ama bir de evleri yuva yapan "ev" kadınları var.

Evlerini tüketim merkezi değil üretim merkezi yapan kadınlar.

Bilirsiniz işte iş güç diye söze başlayıp; "reçel kaynattım, erişte kestim işte biraz. Arkadaşlarla toplandık mantı yaptık. Yaptığımız mantıları satıyoruz. Dört öğrencimiz var bu yıl burs verdiğimiz" diye ayaküstü konuştuğum kadınlar var. Onları çok seviyorum. Bir kaç dakika muhabbet ediyoruz topu topu ama ömür boyu bende kalan oluyorlar.

Doktor kadınlar var, öğretmen kadınlar. "Çalışan kadın" taraflarına bürünmeden evini yuva yapmaya gayret eden. Sadece kendi evini değil ihtiyaç sahiplerini arayıp bulan, onların mekânları yuva olsun diye gayret sarf eden kadınlar. Gözlerinin altında mor halkalar. Gecede beş saat uyuyarak ayakta duran kadınlar.

Memuriyetten atılmış türlü sıkıntılar içinde yaşamaya gayret eden; yaşamaya gayret ederken başkalarının müşkülünü çözen kadınlar var. Evladının okuluna gidip "ben müstafi bir öğretmenin. Mum dibine ışık vermiyor. Sınıfınızdan bir iki çocuğu benim çocuğumun yanına arkadaş edelim de, haftada bir gün ben onlara ilave matematik –Türkçe dersi vereyim diyen kadınlar.

En iyi okulları bitirdiği halde bir türlü iş bulamamış, gönüllerinin güzelliği gözlerine aksetmiş genç kızlar var. Hayata küsüp, bunca yıl okudum ne oldu diye şikâyet etmek yerine; görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler diyerek; akan su kir tutmaz, öğrendiklerimin zekâtını ben de birilerine sunmalıyım diyerek; fakir öğrencilere özel ders vermek için yola çıkmış genç kızlar var.

İşte ben onları çok seviyorum.

Herkes İslami burjuva, bilmem kaç dolarlık başörtü muhabbeti yapıyor. Marka Müslümanları da var, Müslümanların markaları da.

Siz onları görmüyorsunuz diye yok zannetmeyin.

Mutfakta sahiden biri var.

Türkiye'yi yuva sıcaklığına kavuşturabilmek için, bulundukları her mekâna, nefes aldıkları her ana emeklerini ve dualarını katan kadınlar var.

Görebilene!

Fatma K. Barbarosoğlu

(Yazının 3. kısmında örneklenen, hem zamanı hem parayı üretmek için harcayan, evleri yuva yapan kadınlardan oluruz umarım. Ancak bir küçük uyarı da yapmak lazım. Başka evleri de yuva yapmak;

- kendi çocuklarımız ve eşimizle olan sorunlardan kaçmak için olmamalı,
- çocuklarımızın ve eşimizin gönlüne girmek için özenle ayırdığımız zamandan ya da paradan çalmamalı.

Misafir ağırlama derdini günler önceden iliklerinize kadar yaşıyorsanız, ya eşinizi ya da çocuklarınızı kritik bir biçimde ihmal edeceğiniz açıktır. Ama aynı hataya kermesler için başkaları için koştururken de düşmemek gerek.

Şurası kesin ki, kendi evimizi gerçekten yuva yapabiliyorsak, başka evleri de yuva yapmaya çalışmanın bir anlamı olabilir..)

Bu yazı 957 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.04.26 tarihinde dedi ki :
ağzınıza,elinize yüreğinize sağlık kadın olabilmek ,ana olabilmek,eş olabilmek çok zor icra edilebilen bir sanat dalı bana kalırsa.yazdığınız yazıya sonuna kadar katılıyorum.izniniz olursa birkaç şeyde ben eklemek istiyorum.birde kadın olmayı dışarda aktif olmakla karıştıranlar var.onlarki kıtkanaat geçindikleri belki doğru ama eşlerinin getirdiği rızka razı olmayan çoluğunu çocuğunu annesine veya kreşlere vererek kendileri dışarda en fazla bir asgeri ücrete çalışan kadınlar 8saat çalışırlar ,eve gelirler,yemek yok temizlik yok,çocuklara ilgi yok,eşe ilgi yok ,herşeyden geçtik kendilerine ayıracak vakitleri yok.bu kadar olumsuzluktan sonra kadın neden çalışıyor,kocasının getirdiği para yetmiyor onun kazandığıyla yetecek kazanıyor peki ne oluyor kadın ilk maaşıyla güzel bir elbise alıyor ayakkabı çanta vs.....su .elektrik .,ev kirası,mutfak masrafı kim çekiyor taabi ki kocası....bu durumda ne oluyor ilgisiz özensiz yetişen çocuklar,ilgisiz ve aldatan eşler kısaca içinde sıcak aş pişmeyen .bacası tütmeyen ,hoş sohbet,sevgi,saygı,güven üçgeninin olmadığı bir yuva harabesi ortaya çıkıyor.demek istediğim sizin de söylediğiniz gibi televizyon biz kadınları n eş ana olmamızı istemiyor .televizyon bizim erkekler için cinsel köle malzemesi yapmaya çalışıyor.iş rama ilanlarına bir bakın.nerdeyse yüzde doksanında BAYAN elaman aranıyor .neden erkek değil rekekler satış yapamazmı ,diksiyonları düzgün değilmi,çay yapamazlarmı,telefona bakamazlarmı vs........ülkemizde çocukları evde ekmek bekleyen babalar,kahvehaneleri mesken tutan delikanlılar var.ne olur oyuna gelmeyelim bizim kültürümüzde erkek taşı sıkar suyunu çıkarıp eve getirir hanım evde pişirir çoluk çocuk hep beraber sıcak huzurlu yuvada yenilir. ama biz türk kadını olarak kadın dışarda çalışırsa vardır yalanına inanırsak yakında avrupa ve aile yapısı bozuk diğer ülkeler gibi bizdede kadınlar çalışıp erkekler yatacak .ne olurVAR olmak uğruna YOK olmayalım......
FATMA ÖZ
busra 2010.04.11 tarihinde dedi ki :
Size tamamen katılıyorum,ne güzel yazmışsınız.Ben bir sınıf öğretmeniyim, yarım gün çalışıyor olmaktan dolayı çok şanslı hissediyorum kendimi...O bahsettiğiniz Türkiye yi yuva sıcaklığına kavuşturmak isteyen kadınlar inşallah her geçen gün artar ve tv esareti artık biter yuvalarımız da...
Emine Tan
busra 2010.04.04 tarihinde dedi ki :
Yazilar ve Site cok güzel, kendini gelistirmek mutluluk verici, ayni seylere deger veren insanlarin yorumlarini okumak bile cok güzel, Isil arkadasimizada özellikle katiliyorum,
KAFA DENGI ARKADAS BULMAK HICTE KOLAY DEGIL,
ama sükürler olsunki bu siteler sayesinde belki tanisabiliriz.Ben 3 cocuk annesiyim, yazilarinizin devamini bekliyor , saygi ve selamlarimi iletiyorum.
sevilay
busra 2010.03.19 tarihinde dedi ki :
Bir soru:) Acaba yorumlarımızın yanındaki çiçeklerin özel anlamları var mı? Merak işte....

BÜŞRA: çiçekler renklilik olsun diye var. rastgele geliyor yorumların yanına.
Hilal
busra 2010.03.18 tarihinde dedi ki :
değindiniz şeyler gerçek ve çok doğru. ama bende bi arkadaş bir dost aradığımda hep yanlız kaldım yada kulanıldım..şidi dört duvar arasında çocumla gurbet ellerde tek ve yanlızız..iyikide böyle paylaşcak ,dertleşcek insanlar var..
figen
busra 2010.03.02 tarihinde dedi ki :
Ne kadar uzaktaymış ve nekadar içimdeymiş anlattıklarınız.

Televizyon ne kadar esir etmiş.
Sanki komuta merkezimiz.

Hatta beynimiz kadar etkili davranışlarımızda. Farketmesek te...

Bunları farkedip düzelmek isterim, hatta düzeltmek.

Bugün bir adım atmalıyım.

Çok teşekkürler.
İyi ki varsınız.
YASEMİN
busra 2010.02.28 tarihinde dedi ki :
Büşra hanım gerçekten harika bir yazı eklemişsiniz. Tüylerim diken diken oldu okurken. Allah Razı olsun, böyle yazılara ulaşmamıza vesile oluyorsunuz. Özellikle "Marka müslümanları ve Müslümanların Markaları" ifadesinden çok etkilendim. Tekrar teşekkürler...
Kamola Bayram
busra 2010.02.26 tarihinde dedi ki :
Yazıyı çok beğendim. Sizin notlarınızı da çok takdir ettim, bunları gerçekten ihmal ediyoruz. Kendi adıma yazıdan çıkardığım çok ders var. Hele bugünlerde Mehmet Karabaşoğlunun Ruh bakımı diye bir kitabını okuyorum ki aynı şeylere değiniyor , demekki benim bu konularda gerçekten düşünmeye ve hayata geçirmeye ihtiyacım var. İhtiyacım olan en büyük şeyde bu düşüncelerimi paylaşabileceğim arkadaşlar. Yakınında kafa dengi bir arkadaş bulan çok fazla şükretmeli bence eksikliğini hiç bir şey doldurmuyor. Evde ya da işte hiç farketmez tüm kadınlara iyi mesailer, Allah yar ve yardımcımız olsun.
ışıl
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

5- Üç Benlik Durumu

Bebeklerde Gaz Sancısı ve Kolik Ağlamaları