Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Babaya Sevgi Çıkarması (Melih'in Talihi)

12 Nisan 2010


Garip bir baba modeli var bilirsiniz, hayatında bir kere bile çocuğunu kucağına alıp sevmemiştir. Öpmeyi zaten aklından bile geçirmez. Çocuk büyüdükçe iletişimi sadece emretmek ya da azarlamak şeklinde olur. Misafir yanında çocuğa doğru sevgiyle baktığı sanılacak diye ödü kopar. Misafir yanında çocuğu daha çok azarlar, her hareketine höt hüt der.

Biri komşumuz diğeri akrabamız olan böyle iki baba tanıyorum. Anlıyorsunuz ki içlerinde büyük bir acı var. Bu babalar aslında yaralı babalar, onları suçlamakla da bir yere varılmıyor. Çoğu da kendi babalarından aynı muameleyi görmüş olanlar..

Bakın Vehbi Vakkasoğlu'nun bu hatırasında böyle bir babaya nasıl bir sevgi çıkartması yapıldığı anlatılıyor:

Melih'in Talihi

Melih iyi bir öğrencimdi, hem çalışkan hem de çok terbiyeliydi. Fakat onun durgunluğu ve içine kapanık hali zamanla dikkatimi çekmeye başladı.

Herkesin güldüğü yerde o ancak tebessüm ediyordu. Çok az konuşuyor, zaman zaman sorumu duymayacak kadar dalgınlaşıyordu. Bir gün onunla özel olarak görüşmek istediğimi söyledim. Önce şaşırdı ama biraz merak  ederek biraz da sevinerek teklifimi kabul etti.

Melih’i evvela iyi vasıfları dolayısıyla tebrik ettim. Sonra da dikkatimi çeken dalgınlığının sebebini sordum. İlk başta “benim yaratılışım böyle” “hiçbir sebebi yok” gibi şeyler söyledi. Ancak muhabbet koyulaşınca içini açtı.

Hocam ben babadan ve baba sevgisinden yoksunum. Sizin fark ettiğiniz hallerim de galiba bu yoksunluktan kaynaklanıyor.

“Peki bu durumu babana açıklamadın mı?”

“Tabii iki açıkça söylemem imkansız. Yetişme tarzım itibariyle, benim babama hiçbir konuyu söyleme, hiçbir hususta teklifte bulunma hakkım yok. Bizim evdeki gelenek baba söyler, eş veya evlat dinler, ve tabii itaat eder.”

“Tamam da baba sevgisini hissetmek senin en tabii hakkın.”

“Hocam benim babam sevgiden anlamaz.”

"Melih sevgiden anlamayan bir baba olabilir mi? Böyle bir şey çok istisnai bir durumdur."


“İşte benim babam o insanlardan biridir. 17 yaşıma kadar çok uğraştım, neler yaptım ama ondan bir kerecik bile sevgi göremedim. Üstelik uzun süredir de benimle konuşmuyor.”

“Peki öyleyse ben sana sevgi antrenörlüğü yapacağım. Sen de babana sevgi çıkartması yapacak yüreğini kıpırdatacaksın. Böylece hem barışacak, hem de gönlüne gireceksin. Hemen harekete geçiyoruz.”

“Hocam boşuna yorulursunuz. Benim babamın gönlünü hiçbir faaliyet açamaz. Dedim ya, benim babam sevgiden anlamaz.”

Melih’in babası hakkında bu kadar kesin ve keskin düşünmesi, beni iyice meraklandırdı. Bende, bu meselenin üstüne iyice gitme heyecanı uyandırdı.

“Melih sen sonuç alamamışsın ama bir de benim metodumla deneyelim. Bakarsın, Rabbim bu defa başarı nasip eder sana…”

Melih epey direndi ama sonunda onu ikna ettim.

“Hocam hiç ümidim yok ama sizi manevi baba bildiğim için hatırınızı kırmayacağım.”

Melih’in bu cümlesi beni çok sevindirdi. Hemen harekete geçtik. Kurban bayramı yakındı. Ona dedim ki:

“Bak, bayram çok yaklaştı. Sevgi çıkarması için en uygun zaman, bayram. Bayramda en katı kalpler bile yumuşar. Dolayısıyla, babanın kalbi de sevgiye hazır hale gelir.

Sen de bu fırsattan istifade et ve hemen, babanın gönlüne sevgi çıkarması yapma kararını kesinleştir.”

“Peki ne yapayım nasıl yapayım?” deyince de teklifimi şöyle somutlaştırdım.

“Uygun yerde, uygun zamanda ve uygun üslupla sevgi çıkarması yapacaksın.”

“Hocam ben boşuna yorulurum, siz de durduk yerde üzülürsünüz.”

“Baban bayram namazı kılar mı?”

“Kılar”

“Öyleyse namazdan sonra babanı evde bekleyeceksin. Hem bayram, hem camideki bayram namazı atmosferi, muhakkak ki onu da biraz yumuşatacaktır. Bu durum sevgi çıkarması için en uygun zamandır.”

Hemen yanına saygıyla varacak, ellerine yapışıp öpecek ve “Babacığım, bayramın kutlu olsun” diyeceksin.

Melih sözümün burasında dayanamadı ve şu inanılmaz kanaatini seslendirdi:

“Hocam, babam bana bu fırsatı vermez, iter, teper. Hem ben ona bu cümleyi söyleyemem. Çünkü şimdiye kadar hiç söyleyemedim. Çok zor bu, hatta imkansız.”

“Olsun” dedim, “Baban o yumuşamış haliyle bile iter teperse, yine de sen kazanmış olursun. Babanın gönlünü kazanamasan bile Allah’ın rızasını kazanmış olursun. Ama dua edelim ki, baban, sevgine sevgisiyle karşılık versin, böylece o da kazansın. Bu bakımdan, sonuçları ne olursa olsun, bu sevgi çıkarması denemeye değer…”

Biraz zorlandım ama Melih’i sevgi çıkarması yapmaya ikna ettim.

Melih bayram sabahı babasının elini öpecek ve onun tavrı ne olursa olsun, hiç aldırış etmeden, bir de boynuna sarılacak, “Babacığım seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini biliyorum. O halde niçin, küskün durarak beni sevginden mahrum ediyorsun? Sevgini hissetmeye çok ihtiyacım var” diyecekti.

Gönülsüzce de olsa, Melih’e “Peki” dedirttiğim bu sevgi çıkarması nasıl sonuçlanacaktı. Özellikle de bayram sabahı, heyecanım son haddine gelmişti. Bayram namazından çıkar çıkmaz, telefonumu açtım ve büyük bir merakla beklemeye başladım.

Nihayet telefonum çaldı. Melih çok heyecanlıydı ve nefes nefese konuşuyordu:

“Hocam, babam bayram namazından geldi ama babama bayram gelmemiş. Suratı bir karış. Yani sevgi çıkarması yapacak bir durumu yok.”

“Olsun önemli değil” dedim Melih’e. “Sen kendine yakışanı yap; git sarıl babanın ellerine, bayramını kutla. Babanın gönlünü kazanamasan bile, evlatlık görevini yapmış ve dolayısıyla da sevabını kazanmış olursun. Hem sevgiye hazır olan senin yüreğin. Üstelik sen daha genç ve daha güçlüsün. O halde ilk hareket senden gelmeli.

Güç de olsa Melih’i ikna etmiştim. Artık benim heyecanım da son haddine gelmiş, maç sonucu bekler gibi beklemeye başlamıştım.

Bir saat kadar sonra telefonum tekrar çaldığında, dualar ederek açtım. Melih, telefonun öteki ucundan, sadece; “Hocam, hocam” diyebiliyordu…

“Hayırdır inşallah” dedim.

“Hocam evet hayırdır inşallah, merak etmeyin” dedi.

“Nasıl merak etmem, hemen anlat” demem üzerine de, şöyle konuştu.

“Hocam siz galiba haklısınız; inanılmaz bir şey oldu. Sizinle konuştuktan sonra babamın yanına gittim, bütün gücümü toplayıp birden eline sarıldım. O, tahmin ettiğim gibi, bir yandan elini benden kurtarmaya çalışıyor, bir yandan da hakaretler yağdırıyordu.

Hele de, “Git yalaka herif, bayram harçlığın ananda” demesi beni çok yaraladı. Fakat size verdiğim söz hatırına, ben yine de “Babacığım” diyerek boynuna sarıldım. Ancak, başka bir şey söyleyemedim. Çünkü hıçkırıklar boğazımda düğümlendi, gözlerimden yaşlar boşandı. O halde, sarsıla sarsıla baya ağladım. Neden sonra fark ettim k, babam da kollarımın altında, hıçkırıklarla sarsılıyor. Onun da gözyaşları, ani bastıran yaz yağmurları gibi boşalıveriyor. Dakikalarca öylesine sarmaş dolaş kalakaldık. Hıçkırıklar ve gözyaşları arasında hiçbir şey diyemeden sarsılıp durduk.

“Hocam, hiçbir şey konuşmadık. Söylemek istediğim cümleler kalbimden dilime gelmedi. Konuşamadık ama galiba, ağlaşarak anlaştık...”

Sözün burasında Melih’in tekrar sesi titremeye başladı.

“Melih canım benim, bu ne güzel anlaşma.. Beraber ağlamak kadar, iki insanı yaklaştıran ve anlaştıran başka bir şey var mıdır? Ne güzel olmuş. Ne mutlu sana, samimiyetinle ve saflığınla kazandın baba gönlünü… Bir baba ile evlat arasında, bundan daha derin ve unutulmaz bir hatıra yaşanabilir mi?” diyerek tebrik ettim.

Melih, can oğul, o titreyen sesiyle bana şöyle diyordu:

“Hocam bu sevgi çıkarması sayenizde oldu. Siz cesaret vermeseydiniz, ben böyle bir tecrübeye asla cesaret edemezdim. Yaşadıklarım, inanılmaz bir rüya gibiydi. “Beni evden kovan, evlatlıktan atacağını söyleyen adam bu mu?” diye hayretler içinde kaldım. Bu sebeple size çok teşekkür ederim. Hakkınızı nasıl öderim, bilmem.”

O günden sonra, Melih ile babası arasında kesintiye uğramış bütün sevgiler, birden yaşanır oldu. Bastırılmış sevgiler, adeta bir volkan gibi patladı. Etrafa hayret ve hayranlık veren bir baba oğul muhabbeti oluştu.

Daha sonra, Melih’in babası benimle tanışmak istedi. Onunla kısa zamanda ahbap olduk. Aramızda geçen şu konuşmayı, hiç unutamadım:

“Hocam senden şikayetçiyim!”
“Niçin?”

“Bana, en az on yıl kaybettirdin. Ne olurdu, şu sevgi çıkarmasını daha önce yaptırsaydın! Benim en samimi arkadaşım, en mühim yardımcım, en candan dostum yanı başımdaymış da haberim yokmuş. Melih’i bu kadar geç bulmasam olmaz mıydı yani…”

Gerçekten de, kurulamayan sevgi iletişimleri sebebiyle, kaybolan yıllara yazık oluyor.

Vehbi Vakkasoğlu, Sevgi Merkezli Çocuk Eğitimi Kitabından, Ocak 2010 Nesil Yayınları

Bu yazıyı paylaşırken lütfen yukarıdaki şekilde kaynak belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak, 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.

Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • busra 08.11.2010 tarihinde dedi ki :
    vehpi vakkasoğlu, sevgi merkezliçocuk eğitimi kitabından , ocak 2o1o nesil yayınları
    lütfen bütün baba ve oğullar okusun
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.029 sn.