Ekleyen : busra
Tarih : 2010.08.23 00:00:00
Evdeki huzur

BÜKÇE (Kadın Dili)



Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.

Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe'yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.

İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani.

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.”
demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe'de “Hiçbir şey yok.” demek ";Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.' demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', ‘olur', ‘tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, "Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

* İnternette çok dolaşan bu hikayeyi Sema Maraşlı'ya ait bir kitapta okumuştum. Hiç biryerde kaynağını görmedim ama Sema Maraşlı'ya ait ise kaynağını zikretmiş olalım.

Bu yazı 760 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için Giriş yapın
busra 2010.09.19 : civarında dedi ki :
bu hikaye Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı unutmıuşuz kitabından bir hikayedir.okumak isteyenler olursa diye not düşeyim istedim:)
tuba
busra 2010.09.05 : civarında dedi ki :
Tahir Bey,

Ben eşitlik kavramlarına çok takılan birisi değilim. Hatta bu makalenin herhangi bir yerinde de eşitlik olmalı diye düşündüğüm bir durumda söz konusu değil. Sizin yazdıklarınıza katılıyorum. Eşitlik mücadelesi toplumda kadının ve erkeğin dengelerini bozmaktadır. Fakat şöyle de bir gerçek var ki. Bu eşitlik kabullerinin sosyal çevreden aktarılan bilgiler ışığında kabul edilmesi durumunda sönük ve özgüveni eksik kadın ve özgüveni yüksek gücü kontrolsüz kullanan erkekler yarattığı düşüncesindeyim. Tabi ki eşlerimizin üstün tarafları onlara hayran olunacak ve bizdeki eksik olan yanların tamamlanmasını sağlayan özelliklerdir. Bu konuda da sizinle hemfikirim. İtirazım sosyal baskının veya bize öğretilmiş yanlış olan sosyal doğruların hayatımızın bütününü etkilemesidir. Bu makalede yazılı konuda bize çocukluğumuzdan beri kadınların nasıl hassas varlıklar olduğu konusunda anlatılanlar ve bilinç altımıza gömülen hastalıklı fikirlerin ifadesi olduğunu düşünüyorum. Bu fikirlerde bizi birey olmaktan alıkoymaktadır. Hatta bu fikirler öyle güçlü olarak bize aktarılıyor ki kadınlar bile kendilerinin böyle varlıklar olduğuna inanmışlar. Bu inanış ortadan kalktığında ayaklarının üzerinde durabilen, eşinden yaşamak ve birey olmak dışında beklentisi olmayan birliktelikler oluşturulmuş olacaktır. Görevler konusuna gelince bunları düşünüyor olmam eşimle bişeyleri paylaşmayacağım anlamına gelmez. Bana ihtiyacının olduğunu biliyorsam ve onu gerçek anlamda dinliyorsam bana bazı şeyleri söylemeden de benim onu anlamam mümkün. İnanın erkekler kadınların düşündüğünden daha akıllılar.. Erkekler için sadece işine gelenler ve gelmeyenler ayrımı vardır. Bunu kadınlar biraz incelediklerinde net olarak anlayacaklardır. Sizinle yaptığımız hoş ve anlamlı sohbet için teşekkür ederim. Saygılarımla....
Kadir GÜREL
busra 2010.09.02 : civarında dedi ki :
Kadir Bey,
Öncelikle önyargı ile size bekar zannettiğim için kusura bakmayınız.
Bu yazıya tüm aile içi ilişkileri kuşatan bir son tahlil olarak bakmamak gerekir sanıyorum. Yani erkeklerin yaratılıştan gelen hassasiyetleri yok mu diye sormak yazıya taşıyacağından fazla anlam yüklemek gibi geliyor bana.
Yaratılıştan gelen farklılıklar insanı eksik değil üstün yapan değerlerdir. Evet kadın ikili ilişkilerde zayıf bir ruh haline sahip olduğu için erkek muhataba göre daha dikkatli konuşulması gerekendir. Ancak zayıflık ve güce bakışımız modernite ile şekillendiğinde yani güç üstünlük, zayıflık aşağıda olmaktır diye bir kabülle yaklaşıldığında kadını erkekleştiren, rolleri birbirine karıştıran bir yapı karşımıza çıkıyor. Bu mesele temel bir hayat felsefesi ayrımıdır. Güçlü-üstün, zayıf-aşağıda eşlemesi. Halbuki konunun detayına girmeden üstünlük ve aşağıda olmanın güçle bağlantısı olmadığı malumumuzdur. Bu noktada modern hayat ve düşünce sistemine dikkat gerekir. Özetle eşitlik savaşını ortaya çıkaran da bu güçlü olanın üstün olma algısıdır.
Eşimin benden üstün çok yanları vardır ki benim o konularda rekabet etmem mümkün değil sadece hayranlık ve şükürle seyrederim. Aynı şekilde ruh etkileşiminde benden zayıf olduğu için de dikkat etmek zorundayım. Bükçenin de özü bu zaten. Yani yaratılışa (veya varoluşa) dikkat etmek gerek. Bazı sıfatlar kadında güzeldir ve o onunla üstündür, bazı sıfatlar da erkekte güzeldir ve o onunla üstündür. Eşitlik ve aynılaşmak kavgası sınırları zorlamak veya çatışmayı sonuç veriyor.

İş bölümü demişşiniz ve gelinlik provalarına katılmaktan bahsetmişsiniz. Bu yaklaşımla hayatın bütününe dağılan iş bölümü anlayışı bana ilginç geldi.
tahir
busra 2010.09.01 : civarında dedi ki :
aslında okurken biraz güldüm eğlendim ama sanki biraz erkeklere rol yapmayı mı öğütlüyor :)) bütün bunları içinden gelerek yapabilecek bir erkek olamaz diye düşünüyorum yapan varsa tebrik ediyorum:))))
bu nedenle dilin adınıda babasının oğluna yorumlarını da gülerek okudum, makale güzel gibi görünsede sanki kadınlar kandırılabilecek, sürekli istekleri yerine getirilmesi gereken varlıklar gibi gösterilmiş, açıkçası önerilerde doğruluk payı olsada bu beni rahatsız etti...üstelik bir bölümünde babası bu anlattıklarımı sırf yapmış olmak için yapman yetmez kadınlar bunu farkeder muhakkak samimi olmalısın diyor inanarak davranmalısın diyor....bu da açıkça öyle düşünmesen söylediklerine inanmasan bile öyle davran kadınını mutlu et sende rahat et demeye getiriyor....birey olmak konusuna gelince yazdıklarınıza katılıyorum kadir bey, ne kadınlar sürekli erkekleri memnun ve mutlu etmek zorunda ne de erkekler sürekli kadınların isteklerini yerine getirip memnun etmek mutlu etmek zorunda...kadında erkek de birey olmayı başarabilirse mutlu olmayı eşinin yaptıklarına endekslemez mutluluğu kendi içinde bulur ve hayatını yaşarken kendine yetebildiği için sonsuz isteklerde bulunmaz....
filiz demir
busra 2010.09.01 : civarında dedi ki :
Bediha Hanım benim düz ve içeriğinin çok sade olduğunu düşündüğüm yazıyı anlamanıza gerçekten çok sevindim. Hatta Tahir Bey'de beni anlamış. Demek ki hem erkekler hem kadınlar Türkçeyi anlayabiliyor :) hemde en direkt haliyle... Bu perde olayını isterseniz analiz edip açalım ;

Kadının durumu : Evliliğe konsantre olmuş ve görevlerini yerine getiriyor evine perde bakıyor, (Olması gereken)
Erkeğin durumu : Evliliğe daha konsantre olamamış ve eş adayının her istediğini angarya ve gereksiz görüyor. Ne gerek var ki modunda, (bunu sizin bakışınızla bütün samimiyetiyle yapıyor, bana göre taktığı yalancı maskesiyle eşine olmayan güvenini sanki varmış gibi gösteriyor. Hatta yalan söyleyip birde bununla övünüyor.) Yani benim işim var gelemem ne gerek var sen hallet diyeceğine, ben sana güveniyorum (sen aslında bana bulaşma ne yaparsan yap modunda) sen en iyisini seçersin diyor. Bunda ben bir samimiyet göremedim. Aslında söylemek istediği ben yoğunum daha evliliğe konsantre değilim sen bu işleri hallet .... Bu duruma göre yukarıdaki örnekte bir samimiyet varmı dır? Evliliğe konsantre olmayan ve nişanlısına yalan söyleyen erkeğin gözüyle bakarsak verdiğiniz korna örneği bu duruma cuk oturuyor. Kadın sürekli kornaya basıyor ve erkek içinden küfür edip dışından canım sana güveniyorum sen kornaya basmamayı başarabilirsin diyor... Yorumumu okuma sabrını gösterip bana düşüncelerinizi aktardığınız için ayrıca teşekkür ederim. Saygılar
Kadir Gürel
busra 2010.09.01 : civarında dedi ki :
Tahir Bey benim yaptığım yorumda dikkatinizi çektiyse bence ve şahsi görüşümdür bilgilerini özellikle belirttim. Sizde Birey olarak şahsi fikrinizi belirtmişsiniz. Yorumunuzda dikkatimi çeken bir yer var "kadınlığın yaratılışından gelen" diye bir cümle kurmuşsunuz. Acaba bu üzerinde çalışılması ve düşünülmesi gereken bir yaradılış kusurumudur. Neden acaba onlar için özel bir ifade şekli olmalı? Acaba erkeklerin yaradılışından gelen bazı şeylerde yokmudur. Neden kadın için yaradılış hassasiyetleri dikkate alınması gereken bir şey oluyorda erkekler için yaradılıştan gelen hassasiyetler dikkat edilmesi gereken şeyler olmuyor. Ben bu muhtaç edilen ve yaradılışın hassasiyetine sığınılan durumlara karşıyım. Bizi anlaşılır birer birey yapmaktan uzaklaştıran da bu hassasiyetlerin nefsimizin zorlamalarıyla ön plana çıkarılmasıdır. Sanırım bu duruma itirazınız yoktur. Eğer yoksa hem fikiriz demektir. Hem fikir değilsek zaten söylenecek bir şey yok. Yazımın başında da belirttim "şahsi fikirler". Ayıca bir şeyi belirtmeden geçmek istemem. Ben 7 yıldır evliyim. 12 yıldır da eşimle birlikteyim. Hatta evliliğimiz boyunca her şeyi beraber yapmaya gayret eden bir çift olduk. (Övünmek için söylemiyorum. Biz evliliğimize konsantre olduk ve iki ayrı bireyler olarak iş paylaşımında bulunduk. Benim görevlerimin arasında eşimin gelinlik provalarına katılmak ve fikirlerime ihtiyacı olduğu için karar vermesini kolaylaştırmak da vardı...) Yorumumu okuma sabrını gösterip bana düşüncelerinizi aktardığınız için ayrıca teşekkür ederim. Saygılar
Kadir Gürel
busra 2010.08.29 : civarında dedi ki :
kadir bey, bir kadın olarak şunu biliyorum. erkekler birşeyi samimiyetsiz söylerlerse zaten anlarız. istediğimiz şeyi hem söylemeleri hem de samimi olmaları için elimizden geleni yaparız.

yazıdaki örnekte perde almaya gitmeyecek olan damat adayının farketmez yerine senin zevkine güveniyorum demesi samimiyetsizlik de değil üstelik. kendi kararını kadının anlayacağı dilde söylemek. bu incelik aslında samimiyetsizlik değil. aklınızdan kabaca geçen birşeyi o şekilde söylemezsiniz ya. mesela trafikte kornaya çok basıp rahatsız eden kişiye içinizden küfür edersiniz. ama yüzyüz gelince kornaya niye o kadar çok basıyon arkadaşım dersiniz. inceltirsiniz..

bir çeşit tercüme ya da.. :)
bediha
busra 2010.08.29 : civarında dedi ki :
Kadir Bey, yazının anafikri ile birey olmak arasında bir çelişki yok diye düşünüyorum. Makale kadınları kandırmak üzerine değil onların yaratılıştan gelen hassasiyetlerine uygun davranma talimi üzerine. Bir erkek olarak çoğunlukla bu konularda hata yaptığımız zaman asıl birey olabilme dengeleri bozuluyor.
Sanıyorum siz bekarsınız. Aile içi ilişkiler sosyal analizlerden çok daha farklı bir boyuttadır.
tahir
busra 2010.08.27 : civarında dedi ki :
Aslında makale çok güzel... Ama atladığımız ve unuttuğumuz bir şey var. "Birey" Bizim toplumumuzda pek kullanılmayan hatta bir çok insan için bir şey ifade etmeyen bir kelime.. Biz çocuklarımızı hayatın kendi yaşam alanlarından ibaretmiş gibi yetiştiriyoruz. Özellikle kabuk değiştiren Türk toplumunda bu sorun çok fazla var. Çocuklarının ezilmesini istemeyen ve evlendikten sonrada rahat etmesini isteyen korumacı, mücadele etmesine fırsat vermeyen, sürekli poh pohlanmaya alışık ve beyin gelişimi 15'li yaşlarda takılı kalmış insanlar yetiştiriyoruz. Yukarıda ki makale, bence çok kabullenici, birey olamayan ve beyin gelişimini tamamlayamamış insanların evlilik anlayışından bahsediyor. Bu son derece yanlış. Nasıl toplumda erkek egemen yapıları eleştiriyorsak yukarıda ki makalede anlatılan evliliklerde aynı oranda eleştirilmeli. Yukarıda anlatılan tipteki bir evlilik maske evliliğidir. Beyin gelişimi 15 yaşında durmuş olan bir insanın birlikteliğini devam ettirmek için taktıkları bir maske evliliğidir. Bence kadınlar kendilerine kaba davranılmasını, anlaşılamamakla karıştırıyorlar. Kaba davranışlara ben de son derece karşıyım. Kaba davranışların yerine bireyler birbirleriyle konuşarak ve iletişim kurarak anlaşmaya çalışırlar. Anlaşamama durumunun kaynağı karşısındaki insana insanların değer vermemesidir. Makalede ki durum ise kandırmacadır. İki yüzlülüktür. Bence kadınlar için asıl ters olan budur. "Samimiyetsizlik" Kadınlar duymak istediklerini duyduktan sonra, arkalarından her türlü işin çevrilmesine müsaade mi edecekler. Ben ne söylemek istiyorsam onu söylerim ama kaba bir tabirle değil. "Samimi olarak" Bana göre duymak istediğim şeyi duymaktansa samimi düşünceleri duymak daha iyidir. Birey olmak ve birey olarak bir evlilik yürütmek bu sebeple çok önemlidir. Ben makalenin insanları yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Saygılar
Kadir Gürel
busra 2010.08.25 : civarında dedi ki :
Kesinlikle doğru çok eğlendim okurken.. :D

Ama çokta birşey istemiyoruzki demi ama
özlem
busra 2010.08.24 : civarında dedi ki :
Evet kesinlikle bu dili öğrenmek lazım. Belki bir erkeğin ilk öğrenmesi gereken dildir desem yeridir. Hatta bu dili analar öğretmeli kundaktaki çocuğa. Türkçeyi sonradan nasıl olsa öğrenir.
tahir karaca
busra 2010.08.23 : civarında dedi ki :
şurdan da dinlenebilir
www.haberpan.com/asim-yildirim-bukce-kadin-dili-video/
canan
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Çocukların Yaptığı İşler

Siz zevkli bir eğlenceye başlayacağınız ya da keyf edeceğiniz zaman sizi engelleyen üstelik bunu defalarca yapan birisine nasıl duygular besleyeceğinizi düşünün. Çocuk da, kendisi için büyük KEYİF ve ZEVK olan kurcalamaları engellendiğinde size aynı duyguları besler ve zamanla hırçınlaşması çok doğaldır.

2. Dikkat Dağıtma Dikkat Eksikliğine Sebep Olabilir

Birçok uzman tarafından ortalığı karıştıran çocuğun dikkatini dağıtmak tavsiye edilir. (Benim de çok tavsiye ettiğim olmuştur malesef) Mesela çocuk misafirlikte masanın üstündeki kırılacak süslere gitmesin diye eline türlü türlü oyuncak ve değişik nesne tutuşturursunuz. Dikkat dağıtmada başarılı olsanız da çocuk hedefini unutmaz, geri döner yine bulur, mağlup olursunuz o ayrı. Bir de, zamane çocuklarında çok sık rastlanan dikkat dağınıklığı gibi çocuğun tüm hayatını olumsuz etkileyecek bir alışkanlığın, bir rahatsızlığın temellerini atmış olursunuz. Ana babaların ilkokulda fellik fellik çare aradığı, derslerini de kötü etkileyen DİKKAT DAĞINIKLIĞI yani YOĞUNLAŞAMAMA, sadece dersleri değil bazen hayat başarısını da etkileyebiliyor.

Zaten merakla hedefine koşan çocuğun dikkatini dağıtmak epey emek ve tecrübe gerektirir. Denersiniz denersiniz çocuğun dikkatini dağıtıncaya kadar iflahınız gevrer. Siz bu işte uzman olana kadar çocuk büyür. Zamanla çocuğun yaptığınız şeyin farkında olup sizi bir kandırıcı ve engelleyici olarak görmesi de ayrı bir olumsuzluktur. En iyisi ne bulacaksa bulsun ne yapacaksa yapsın deyip bir kaşif izler gibi çocuğu izlemektir, tabi misafirlikte değil kendi evinizde :)

3. Çocuğu Değil Ortamı Kısıtlamak

Daha önce de defalarca değindiğimiz gibi, çocuğu ortama göre durdurmak ve kısıtlamak yerine, ortamı çocuğa göre kısıtlamak ve ÇOCUK GELŞİMİNE UYGUN BİR ATMOSFER hazırlamak ilkemizi çocuk 4 yaşına gelene kadar uyguluyoruz ve güncel tutuyoruz. 4 yaştan sonra ise çocuklar yavaş yavaş kuralları ve düzeni öğrenmeye başlıyorlar.

İnsanların birbirlerinin evlerini eşyalarını böylesine incelediği bir devirde, evi çocuğa göre kısıtlamanın kolay olduğunu iddia etmiyorum ama çocuğunun ve kendisinin ruh sağlığını düşünen bir anne, geçici bir süre olan bir kaç yıl için bunu göze alabilmeli ve değeceğini bilmeli. Mobilyalarınızın sehpaların üzerindeki örtülere ve süslere bir süreliğine veda edin. Çocuk elinin ulaşabileceği yerlerde kırılacak/ ellenmesini istemediğiniz ne varsa kaldırın. Mesela flaş diskleri, fotoğraf makinası ve telefonları çekmece ya da masa üstünde bıraktığımızda hemen buluyor çocuklar. Bunların güvenliği sadece yüksek yerlerde oluyor. Mutfak dolaplarından birini, yatak odası gardolabının bazı üst kısımlarını çocuklardan saklanan şeyler bölümü yaptım. Ya da raflar da çok güzel çözüm oluyor. Çok fazla süs takıntınız varsa duvara bir raf taktırıp süslerinizi de yüksek yerlere koyabilirsiniz.

Misafirlikte ise, çocuklu bir anne olarak çocuğun karıştırabileceği şeyleri en başta daha çocuk fark etmeden bir yerlere saklamak kaldırmak anneyi rahat ettiriyor. Ev sahibine çocuk ellemesin şuraya koyuyorum diye kibarca ifade edebilirsiniz. Çocuğunuz ortalığı kirletirse de, aynı şeyi her 10 çocuktan 9'unun yaptığını düşünün ve ev sahibinden utanmayın, mahçup olmayın. Utanılması gereken durum, çocuğunuz ortalığı kirlettiği halde temizleme gayreti göstermezseniz ortaya çıkar. Misafirlikte çocuğunuz biryerleri kirletmesin diye sofra örtüsü vs gibi birşeylerle önlem almaya çalışın ama kirletirse de mutlaka orayı temizleyip çıkmaya çalışırsanız içiniz rahat eder.

Misafirlikte en büyük kaygım şu olmuştur oldum olası: Acaba çocuk ortalığı kirletince diyelim meyve suyunu dökünce çocuğa niye yaptın filan diye kızmazsam, ev sahibi şuna da bak hiç rahatsız olmadı bile, çocuğa hiç kızmadı diye düşünür mü? Bir çok annenin aynı kaygıyla çocuğa çıkıştığını biliyorum. Sanki rahatsızlığımızı ev sahibine göstermenin tek yolu çocuğa kızmaktan geçiyor!

Halbuki:

- Lekeyi çıkarmak için elimizden geleni yapmak,
- Çocuğa "döktüğün meyve suyunun lekesini çıkarmak için epey uğraştım" diyerek ben iletisi göndermek, (kızmaktan çok daha etkili olduğu kanıtlanmıştır)
- Ev sahibine de üzgünüm böyle olsun istemezdim, lekeyi çıkarmak için elimden geleni yaptım gibi birşey söylemek, YETERLİDİR.

Bu arada çay ve meyve suyu döküldüğünde, öncelikle kağıt peçete ile dökülen kısmı iyice çekip kurutup (peçeteler ıslanmayana dek), sonra leke çıkarıcı/ bulaşık det. gibi kimyasal ve ıslak bezle temizlediğinizde eser kalmıyor.

4. Çocuğu Olumsuz Fiilden Olumluya Yönlendirmek


Çocukların olumsuz -ME, -MA eklerini algılamadıklarını yorum cevaplarında çok yazmıştım. Çocuğa sakın suyu DÖK-ME dediğinizde de, DÖK dediğinizde de çocuğun zihninde oluşan görüntü ve anlam DÖK oluyor. Klasik örneği verelim; size "pembe bir fil hayal etme" denince ne yaparsınız? ETME denmesine rağmen, pembe bir fil hayal etmiş bulursunuz kendinizi.

Tıpkı bunun gibi, çocuğa DÖKME dediğiniz halde çocuk dökmüş buluyor kendini. Onun yerine şuraya dök diyerek dökmenin yerini değiştirebilirsiniz.

Çocuğu sürekli yönlendirmek çocuğun "kendisi" olmasını engelleyeceği için bu yöntemi çok fazla kullanmamak gerekiyor. Bir bardak suyun yere ya da halıya dökülmesi kimse için büyük bir zarar değildir, yerden çabucak silinir, halıda lekesi kalmaz. Bırakın döksün. Ama diyelim çocuğun elindeki suyun elektronik bir aletin üstüne dökülmesi, hem aletin zarar görmesi hem de çocuk için tehlikeli bir durum oluşturacaksa o zaman bu yönlendirme yöntemini kullanabilirsiniz. Başka bir örnek cep telefonunu çamaşır makinasının içine koymayı alışlanlık haline getirmesin diye, cep telefonunu elimde gördüğüm zaman ALMA, oraya KOYMA demek yerine onu masanın üstüne koy, şuraya koy gibi yönlendirmeler yapmıştım.
Çocuk büyüdükçe emir cümlelerini bırakıp koyar mısın, verir misin gibi kibar ricalara geçersiniz. konuşmayı yeni öğrenirken ricaları pek anlamıyorlar, direk fiilin yalın halini söylemek gerekiyor. KOY, BIRAK, VER gibi.

5. Çocuğu Durdurmak

Çocuğu tehlikeden korumak için yönlendirmek her zaman yetmez. Durdurmak da gerekecektir.

Çocuğu durdurmak için kendinize bir kelime seçin; DUR, BIRAK, HAYIR, OLMAZ gibi.

Diyelim HAYIR" width="100"/>
12-36 Ay/1-2 Yaş Çocuklarına Nasıl Yaklaşmalı