Ekleyen : busra
Tarih : 2010.08.24 00:00:00
0-4 yaş sorunları

12-36 Ay/1-2 Yaş Çocuklarına Nasıl Yaklaşmalı



Merhaba, sitenizle yeni tanıştım çok güzel bir site gerçekten elinizie sağlık.
benimde sorunların var ve size danışmak istedim. 17 aylık bir kızım var . yapmasını istemediğim davranışları ona nasıl öğreteceğimi bilemiyorum. mesela eline ekmek alıp evin içinde gezmesi ve her yeri kirletmesi. sürekli buzdolabını açıp içinden bişeyler çıkarması misafirliiğe gitiğimiz evdelerde ortalığı karıştırması gibi. sürekli hayır hayır yapma etme diyorum ve buda onu çok huysuz yaptı. bende biraz tahammulsuz bir anneyim galiba çok çabuk sinirleniyorum. memeden kesmek ve bu davranışlarını disipline etmek için bana somut uygulayabileceğim bişeyler yazabilirmisiniz. teşekkür ederim.


 12-36 ay arası dönemde her yeri karıştıran, dağıtan ve dinlemeyen çocuğa nasıl davranmalıyım sorusu,  en çok gelen sorulardan. Somut bir şeyler yazmamı istemişsiniz ama yapılacak şeylerin ruhunu anlatmadan, sadece şunlar şunlar yapılmalı, şöyle davranılmalı desem bu maddeler sizde gerçekte kabul görmez ve makes bulmaz. Daha önce yorumlarda verdiğim kısa kısa cevapları, işin ruhunu da anlatmaya çalışarak örnekler eşliğinde maddelemek sanırım en güzeli.

1. Öğrenme isteğini ve çocuğun ruhunu anlamak:

Çocuğu anlamak için biraz kendi penceremizi bırakıp çocuğun penceresinden bakmayı deneyelim: Çocuğun 0-3 yaş arasında sürekli hareketli, karıştıran adeta bir şey arayan bir halde olması sebepsiz değildir. Ne iki gözlü iki kulaklı insanı ne de diğer varlıkları tanımaz bir şekilde dünyaya gelmiş olan çocuk, tarifsiz bir ÖĞRENME ve TANIMA isteğiyle doludur. Çocuğun içinde bir hazineyi keşf etmeye çalışan birinin MERAKI, HEYECANI, ACELECİLİĞİ vardır. Midemiz kazındığında hissettiğimiz derin ve yoğun açlık gibi, çocuk DERİN ve YOĞUN bir öğrenme AÇLIĞI hisseder. İçi bize göre basit şeylerle dolu bir mutfak çekmecesi çocuk için vazgeçilmez bir macera kutusu gibidir.

Çocuğun içindeki öğrenme dürtüsü ve merak duygsunun farkında olan bir anne, çocuğun ortalığı karıştırması ve dağıtması durumunda kendini sıkmadan, gerçekten anlayan bir bakışla "anlayış" gösterebilir. Çocuğun her elini atışında onu durdurmaya çalışmanın çocuk için ne büyük bir yıkım olduğunun farkında olabilir.

Siz zevkli bir eğlenceye başlayacağınız ya da keyf edeceğiniz zaman sizi engelleyen üstelik bunu defalarca yapan birisine nasıl duygular besleyeceğinizi düşünün. Çocuk da, kendisi için büyük KEYİF ve ZEVK olan kurcalamaları engellendiğinde size aynı duyguları besler ve zamanla hırçınlaşması çok doğaldır.

2. Dikkat Dağıtma Dikkat Eksikliğine Sebep Olabilir

Birçok uzman tarafından ortalığı karıştıran çocuğun dikkatini dağıtmak tavsiye edilir. (Benim de çok tavsiye ettiğim olmuştur malesef) Mesela çocuk misafirlikte masanın üstündeki kırılacak süslere gitmesin diye eline türlü türlü oyuncak ve değişik nesne tutuşturursunuz. Dikkat dağıtmada başarılı olsanız da çocuk hedefini unutmaz, geri döner yine bulur, mağlup olursunuz o ayrı. Bir de, zamane çocuklarında çok sık rastlanan dikkat dağınıklığı gibi çocuğun tüm hayatını olumsuz etkileyecek bir alışkanlığın, bir rahatsızlığın temellerini atmış olursunuz. Ana babaların ilkokulda fellik fellik çare aradığı, derslerini de kötü etkileyen DİKKAT DAĞINIKLIĞI yani YOĞUNLAŞAMAMA, sadece dersleri değil bazen hayat başarısını da etkileyebiliyor.

Zaten merakla hedefine koşan çocuğun dikkatini dağıtmak epey emek ve tecrübe gerektirir. Denersiniz denersiniz çocuğun dikkatini dağıtıncaya kadar iflahınız gevrer. Siz bu işte uzman olana kadar çocuk büyür. Zamanla çocuğun yaptığınız şeyin farkında olup sizi bir kandırıcı ve engelleyici olarak görmesi de ayrı bir olumsuzluktur. En iyisi ne bulacaksa bulsun ne yapacaksa yapsın deyip bir kaşif izler gibi çocuğu izlemektir, tabi misafirlikte değil kendi evinizde :)

3. Çocuğu Değil Ortamı Kısıtlamak

Daha önce de defalarca değindiğimiz gibi, çocuğu ortama göre durdurmak ve kısıtlamak yerine, ortamı çocuğa göre kısıtlamak ve ÇOCUK GELŞİMİNE UYGUN BİR ATMOSFER hazırlamak ilkemizi çocuk 4 yaşına gelene kadar uyguluyoruz ve güncel tutuyoruz. 4 yaştan sonra ise çocuklar yavaş yavaş kuralları ve düzeni öğrenmeye başlıyorlar.

İnsanların birbirlerinin evlerini eşyalarını böylesine incelediği bir devirde, evi çocuğa göre kısıtlamanın kolay olduğunu iddia etmiyorum ama çocuğunun ve kendisinin ruh sağlığını düşünen bir anne, geçici bir süre olan bir kaç yıl için bunu göze alabilmeli ve değeceğini bilmeli. Mobilyalarınızın sehpaların üzerindeki örtülere ve süslere bir süreliğine veda edin. Çocuk elinin ulaşabileceği yerlerde kırılacak/ ellenmesini istemediğiniz ne varsa kaldırın. Mesela flaş diskleri, fotoğraf makinası ve telefonları çekmece ya da masa üstünde bıraktığımızda hemen buluyor çocuklar. Bunların güvenliği sadece yüksek yerlerde oluyor. Mutfak dolaplarından birini, yatak odası gardolabının bazı üst kısımlarını çocuklardan saklanan şeyler bölümü yaptım. Ya da raflar da çok güzel çözüm oluyor. Çok fazla süs takıntınız varsa duvara bir raf taktırıp süslerinizi de yüksek yerlere koyabilirsiniz.

Misafirlikte ise, çocuklu bir anne olarak çocuğun karıştırabileceği şeyleri en başta daha çocuk fark etmeden bir yerlere saklamak kaldırmak anneyi rahat ettiriyor. Ev sahibine çocuk ellemesin şuraya koyuyorum diye kibarca ifade edebilirsiniz. Çocuğunuz ortalığı kirletirse de, aynı şeyi her 10 çocuktan 9'unun yaptığını düşünün ve ev sahibinden utanmayın, mahçup olmayın. Utanılması gereken durum, çocuğunuz ortalığı kirlettiği halde temizleme gayreti göstermezseniz ortaya çıkar. Misafirlikte çocuğunuz biryerleri kirletmesin diye sofra örtüsü vs gibi birşeylerle önlem almaya çalışın ama kirletirse de mutlaka orayı temizleyip çıkmaya çalışırsanız içiniz rahat eder.

Misafirlikte en büyük kaygım şu olmuştur oldum olası: Acaba çocuk ortalığı kirletince diyelim meyve suyunu dökünce çocuğa niye yaptın filan diye kızmazsam, ev sahibi şuna da bak hiç rahatsız olmadı bile, çocuğa hiç kızmadı diye düşünür mü? Bir çok annenin aynı kaygıyla çocuğa çıkıştığını biliyorum. Sanki rahatsızlığımızı ev sahibine göstermenin tek yolu çocuğa kızmaktan geçiyor!

Halbuki:

- Lekeyi çıkarmak için elimizden geleni yapmak,
- Çocuğa "döktüğün meyve suyunun lekesini çıkarmak için epey uğraştım" diyerek ben iletisi göndermek, (kızmaktan çok daha etkili olduğu kanıtlanmıştır)
- Ev sahibine de üzgünüm böyle olsun istemezdim, lekeyi çıkarmak için elimden geleni yaptım gibi birşey söylemek, YETERLİDİR.

Bu arada çay ve meyve suyu döküldüğünde, öncelikle kağıt peçete ile dökülen kısmı iyice çekip kurutup (peçeteler ıslanmayana dek), sonra leke çıkarıcı/ bulaşık det. gibi kimyasal ve ıslak bezle temizlediğinizde eser kalmıyor.

4. Çocuğu Olumsuz Fiilden Olumluya Yönlendirmek


Çocukların olumsuz -ME, -MA eklerini algılamadıklarını yorum cevaplarında çok yazmıştım. Çocuğa sakın suyu DÖK-ME dediğinizde de, DÖK dediğinizde de çocuğun zihninde oluşan görüntü ve anlam DÖK oluyor. Klasik örneği verelim; size "pembe bir fil hayal etme" denince ne yaparsınız? ETME denmesine rağmen, pembe bir fil hayal etmiş bulursunuz kendinizi.

Tıpkı bunun gibi, çocuğa DÖKME dediğiniz halde çocuk dökmüş buluyor kendini. Onun yerine şuraya dök diyerek dökmenin yerini değiştirebilirsiniz.

Çocuğu sürekli yönlendirmek çocuğun "kendisi" olmasını engelleyeceği için bu yöntemi çok fazla kullanmamak gerekiyor. Bir bardak suyun yere ya da halıya dökülmesi kimse için büyük bir zarar değildir, yerden çabucak silinir, halıda lekesi kalmaz. Bırakın döksün. Ama diyelim çocuğun elindeki suyun elektronik bir aletin üstüne dökülmesi, hem aletin zarar görmesi hem de çocuk için tehlikeli bir durum oluşturacaksa o zaman bu yönlendirme yöntemini kullanabilirsiniz. Başka bir örnek cep telefonunu çamaşır makinasının içine koymayı alışlanlık haline getirmesin diye, cep telefonunu elimde gördüğüm zaman ALMA, oraya KOYMA demek yerine onu masanın üstüne koy, şuraya koy gibi yönlendirmeler yapmıştım.
Çocuk büyüdükçe emir cümlelerini bırakıp koyar mısın, verir misin gibi kibar ricalara geçersiniz. konuşmayı yeni öğrenirken ricaları pek anlamıyorlar, direk fiilin yalın halini söylemek gerekiyor. KOY, BIRAK, VER gibi.

5. Çocuğu Durdurmak

Çocuğu tehlikeden korumak için yönlendirmek her zaman yetmez. Durdurmak da gerekecektir.

Çocuğu durdurmak için kendinize bir kelime seçin; DUR, BIRAK, HAYIR, OLMAZ gibi.

Diyelim HAYIR'ı seçtiniz.

Çocuk tehlikeli ya da zararlı (gerçekten zararlı olmayan durumlarda lütfen kullanmayın) bir şeye yöneldiğinde, diyelim bir elektrik prizine yöneldiğinde;

a. yerinizden kalkmadan ama biraz doğrularak
b. çocukla yoğun göz teması kurarak
c. ve sadece tehlikeli durumlarda kullandığınız bir ses tonuyla

Sakin ve kararlı bir biçimde HAYIR deyin. Çocuk prize gitmeye devam edecektir. Bu sefer yerinizden kalkın ve aynı şekilde göz teması ve aynı ses tonuyla HAYIR deyin, ama tehlike çok yakın değilse yanına hemen gitmeyin.

Çocuk yine devam ederse, 3. adım olarak gider çocuğu alır başka yere koyarsınız.

Çocuk tehlikeli ve istenmeyen durumlarda sizden aynı kelimeyi aynı uyarı tonuyla ve beden dilinizle duyduğunda, o kelimeyi kodlayacak ve zaman içinde uyarılarınızı anlayacak ve kendini durdurmaya çalışacaktır. Orada elektirik var senin için çok tehlikeli gibi açıklamaları ise 2,5 yaşından önce pek anlamaz, sadece kafasını karıştırır.

6. Gereksiz Vehimlerle Çocuğu Sevgisiz Bırakmayın

Çocuğu kucağıma çok alırsam kucağa mı alışır, onunla çok oynarsam hep mi ister gibi vehimlerle çocuğu sevgisiz bırakmayın. Çocuğu elbette her zaman kucağınızda taşımayın ama çocuğunuzun kucak ihtiyacı olduğunda asla yabana atmayın ve bu konuda büyüklerin laflarına aldırış etmeyin. Çocukların bu yaştaki hırçınlıklarının en büyük sebebi, kucağa alınmak ya da sevilmek istediğinde arkası dönük ve çoşkusuz donuk ya da aksi bir anneyle karşılaşmasıdır.

Anne babaların gereksiz ürettikleri vehimlerden birisi de, çocuk söz dinlemeyen bir çocuk mu olacak şöyle bir çocuk mu olacak diye çocuğun davranışlarını YANLIŞ anlamlandırmaktır. Bu gibi vehimli düşünceler özellikle annenin motivasyonunu kırar.

Efendim çocuğunuz koca adam olana kadar bir sürü yanlış ve doğru şey yapacak. Mesela bir dönem gelecek uyumlu olacak bir dönem yalanı ve isyanı deneyecek. Her dönem sizin ona tepki ve anlayışınıza göre karakterine neyin doğru neyin yanlış olduğunu yerleştirecek. Ama siz yalan söyleyince bu çocuk yalancı mı olacak, söz dinlemeyince söz dinlemeyen çocuk mu olacak diye kendi gayretinizi kırar çocuğu anlayışsız bırakırsanız, işte o zaman korkuğunuz şeyin başınıza gelmesine sebep olabilirsiniz. Unutmayın.

* Yazının bazı bölümlerini Adem Güneş'in Annelik Sanatı isimli kitabından yararlanarak yazdım. Kitaptan bazı kısımları aynen aktarmayı ya da kısa pasajları alıntılamayı düşünmüştüm ama yazı çok çok uzun olacağı için kendi anladıklarımı özetlemeyi seçtim. Ve kendi tecrübelerimle de birleştirerek aktarmaya çalıştım.

Bu yazı 75705 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.08.24 tarihinde dedi ki :
busra hanim, bi noktada takildim. diyorsunuzki, cocugun herseyine mudahalede bulunmayin, sadece zararli davranislarina mudahalede bulunun.cocuk haliya suyu døkunce zararsizdir hemen mudahale etmeyin, fakat elektronik aletin ustune døkecekse mudahale edin... o zamanda cocuk demezmiki, bu annemde ne yaptigini bilmiyor, bi døkmeme izin veriyo bi vermiyo, evde haliya døkebilirsin, misafirlikte olmaz gibi !døkulecekse døkulur, døkulmicekse døkulmez diye anlamazmi !yani yapilmamasi gerken seyde anlasilir acik mesajlar vermek gerekmezmi ???

BÜŞRA: ya hep ya hiç mantığı gerçek hayatta uygulanabilir değildir, uygulansa bile bireyleri strese sokar. evet çocuk bazen suyu dökmesine izin verildiğini bazense verilmediğini öğrenecek. suyun dökülmesinin bazen olabileceğini bazen olmaması gerektiğini öğrenecek. kızmadan öğretebilirsek öğreniyorlar.

burada ya hep ya hiç mantığı; suyu dökmesine bir kere izin verirsem hep izin vermeliyim, bir kere izin vermezsem hep izin vermemeliyim diye düşünmektir ki işte bu yanlış. EAE ile ilgili ve Birsen Hanım'ın bir çok yazısında aynı duruma farklı tepkiler verebileceğimizi ve bunun yanlış olmadığını işlemiştik.

şu da anlaşılmasın; çocuğunuzun eline suyu verin dökebildiği kadar döksün. elbette öyle değil. çocuğunuz özellikle keşfetme dönemindeyken suyu dökmesine göz yumun, sürekli elinden alıverip engellemeyin. su yere dökülünce ne oluyormuş çocuk görsün. ya da aman su dökülecek çay dökülecek diye daha dökülmeden kendinize stres cehennemi yaşatmayın, dökülmesine razı olun yani. anlaşılmıştır umarım.
selen
busra 2010.09.04 tarihinde dedi ki :
Merhabalar,
Benim 4 aylik kizim var ve geceleri Bir kac kez uyaniyor ! En Son mamasini saat 11.00 de veriyorum. Gece iki bazen uc sefer kalkiyor, sabah saat 5 te sut veriyorum. Gunduzleri 4 saat te bi mama iciyor. Ne yapmaliyim ki kalkmasin gece? tesekkur ederim...

BÜŞRA: bilmeyorum. anne sütü alsa daha kolay olurdu sanırım.
merve elif
busra 2010.09.06 tarihinde dedi ki :
Merhabalar, Benim 5 yaşında bir oglum var ve kreşe gidiyor kreşte ezber satine yemek saatine oyun saatine katılıyor fakat etkinlik saatine katılmıyor evde de kesinlikle ödev yapmıyor eline oyun hamuru yada makas almıyor benim yapmamı istiyor..bu olay karsısında ne yapmam gerek nasıl bir tutum sergilemeliyim? tesekkurler..
sena
busra 2010.09.21 tarihinde dedi ki :
merhaba büşra hanım.17 aylık bir anneyim.siteniz yazılarınız bilgilendirmeleriniz çok güzel.ama nerden başlayarak nasıl daha iyi bir anne olarak çocuğumu nasıl daha yararlı bir anne olabilirim bana yol gösterin lütfen.teşekkürler.
burcu
busra 2010.10.04 tarihinde dedi ki :
merhaba büşra hanım. Gerçekten yazılarınızı çok beğenerek okudum. Benim bebeğim 15 aylık yazılardada bahsedildiği gibi misafirliklerde çocuğumun ortalığı karıştırmasında yada ne bileyim bişeleri dökmesinden çok mahcup olyorum hele ki gittiğim ev sahibi pimpirikli bir kişilikse bende bu duruma yönelik olarak bebeğim biraz büyüyene kaar bu tip arkaşalardan uzak durmaya karar verdim sizce bu doğrumu? çünkü o tip misafirliklerde hem ben hiç huzur bulmuyorum hemde oğluşumu çok incitiyorum ona sürekli kızıyorum.Birde eğer gerçekten rahatsız olduysam o kişiye karşı kin besliyorum diyorum ki kendi kendime bende onun oğluna aynı şeyi yapacağım. Şİmdiden ilginize teşekkür ederim.
meltem
busra 2010.10.15 tarihinde dedi ki :
arzu hanım, şu yazıyı okuyunuz:

www.annenotlari.com/oku/7150/12-36-ay1-2-yas-cocuklarina-nasil-yaklasmali
büşra k.
busra 2010.12.20 tarihinde dedi ki :
merhabaocakta 2 yaşını dolduracakoglum var.geceleri çok uyanıyor çok tepreniyorhatta ruyada konuşuyor,aglıyor sinirleniyor acaba normalmi birde çok bagırıyor babada sürekli ona ablayı vur buna bagır şuna kız silah eline vermesi beniçok üzüyor kişiligi bozulur diyekorkuyorum.çokakıllı birçocukta güzel laftan anlar baba inat yaparcasına ona tokatt ögretir.bilmemkine yapmamlazım ayrıca yazılarınız mukemmel

Sitede ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek bölümündeki yazıları okuyunuz takip ediniz.
semire
busra 2011.02.20 tarihinde dedi ki :
2,5 yaşında oğlum var çok meraklı,çok hareketli,sürekli birşeyler arayan ve heryeri karıştıran istediği olmayınca inat eden ve yaptırana kadar ağlayan bir çocuğa sahibim.Ona kızmak bağırmak istemiyorum ama bugünlerde çok kızıyorum.pisikolojim bozuldu resmen ona kızıyorum sonra oturup ağlıyorum çok zor günler geçiriyorum.Oğluma karşı nasıl bir yol izleyeceğimi bilemiyordum yada eksiklerim vardı sayenizde bilgilendim hemen önerdiğiniz gibi hareket edeceğim.Büşra hanım bana ve benim gibi zor günler geçiren arkadaşları bilgilendirdiğiniz için çook teşekkür ediyorum.
Güldane
Yeni yazılardan haberin olsun
Kategoriler
Ne arıyorsun
Instagramdan Kareler
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani.

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.”
demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe'de “Hiçbir şey yok.” demek ";Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.' demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', ‘olur', ‘tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, "Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

* İnternette çok dolaşan bu hikayeyi Sema Maraşlı'ya ait bir kitapta okumuştum. Hiç biryerde kaynağını görmedim ama Sema Maraşlı" width="100"/>
BÜKÇE (Kadın Dili)

Kuru İncir Tatlısı