Ekleyen : busra
Tarih : 2010.08.31 00:00:00
Evdeki huzur

Prof. Annesini Öldüren Başak'ın Anlattıkları



Şiddet sadece eğitimle ilgili bir olgu olamaz. İnsanların nasıl yetiştiği, yetişirken neler yaşadığı, hayata nasıl baktığı, iç dünyasındaki denge ve dengesizliklerin neler olduğu önemlidir. Bir de son anda insan yaşantısındaki olaylara bakmak gerekir. İçinizde fırtınalar, korkular, acılar varsa ve onlarla baş etme gücünüzü bir an bile yitirirseniz, hayatın anlamını da yitirirsiniz ve o an gözünüz kararır. Gözünüzle birlikte ruhunuz, aklınız kararır; her şey kapkaranlık olur… İnsan eğitim düzeyi düşükken de, yoksulken de mutlu olabilir.

Ben babaannemle dedemin yanında büyüdüm. Anne, baba eve gece 11 den önce gelemediği için öyle bir karar verilmiş. Ben annemi anne, babamı baba olarak bilemedim. Onların beni sevip sevemediğini hiç anlayamadım; belki de bu nedenledir, bende onları sevdiğimi hiç hissedemedim. Ancak, bu dava sürecinde babamla yakınlığım arttı ve son zamanlarda beni sevdiğini düşünüyorum.

Büyükanne ve büyükbaba ile yaşamak beni yetişkin biri gibi yaptı hep. Çocukluğumu yaşadığımı hatırlayamıyorum. Bir yandan hep kendimi büyük gibi hissettim; diğer yandan, bir yanım (belki de en çok duygu dünyam) sanki hep çocuk kaldı.

Mizaç olarak uysal ve büyüklerinin her dediğini yapan birisiyim. “Yapamam” deme gibi bir şansım yok; istemesem de yaparım. Benden, arzu etmediğim bir şey de istenmiş olsa, hayır diyemem; nefret ede ede yaparım. Öyle yetiştirildim.

Çocukluğumda belli zamanları anne ve babamın yanında geçirmek zorundaydım. Bu benim istemediğim ve mutsuz olduğum durumdu. Çünkü onlar hep kavga ederdi. Sürekli tartışır, itişirlerdi. Annem çoğu zaman eline geçen ne olursa babama fırlatırdı. Evde bir kenarı kırık olmayan tava yoktu.  

Çocukluğumdan beri evimizde tanık olduğum manzara beni hep korkutur, tedirgin eder, derinden üzerdi. Bağırtı, hakaret, itişme, kalkışma, fırlatma…

Elimden bir şey gelmediği için köşeme çekilir, korku ve endişeyle sakinleşmelerini beklerdim.

En çok annem olmak üzere, anne – babam birbirlerine çok ağır sözler söylüyorlardı. Annemin sözleri ağza alınacak gibi değildi. Benim asla anlamayacağım bir şekilde, babamdan nefret ediyordu. Bazen de babama olan öfkesini bana kusuyordu. Babama ve bana kendimi bildim bileli hep küfürlü konuşurdu. Annem aynı zamanda bir laf cambazıydı.

Onunla kimse baş edemezdi. C.I.A. saflarında psikolojik işkenceci olarak çalışmalıydı. Tüm yıkıcı özelliklerini babamın ve benim üzerimde denemekten hoşlanıyordu. Ben, bu yüzden hep psikolojik acı çekerek büyüdüm. Başka insanlar onu şirin ve sempatik bilsin diye, gayret gösterirdi. Evinde farklı, dışarıda çok farklıydı. Onun gerçek yüzünü babam ve ben bilebilirdik ancak.

Evimizde sürekli bir savaş hali vardı. Evde eşyaların havada uçuşması ve tabakların kırılmasından çok, küfür dolu sözler beni ürkütürdü. Her şey benim yanımda oluyordu. Çocuktum ve olan bitenlerden çok korkuyordum. Ben hayatın öyle olduğuna karar vermiştim artık. Çünkü annem de babam da benim gibi, evlerinin tek çocuklarıydı. Amcam, teyzem, halam, dayım olmadığı için başka aileler nasıldır, hiçbir zaman bilemedim.

Benim kendi dünyam, annemin babamın ayrı ayrı kendi dünyaları vardı. Ancak en anlamadığım şey, annemin iki ayrı kişilik sergilemesiydi. Babamla savaş halinde iken, o sırada telefonu çalsa, arayan kişiyle gayet nazik, sıcak, samimi bir şekilde konuşabilirdi. Böyle davranması beni hem çok şaşırtır, hem de deli ederdi. O iyi yüzünü neden bize göstermiyordu, anlamıyordum.  

2004 yılında annem, babam kendi aralarında boşanma kararı almışlardı. Bir gün beni aralarında oturtup ayrılma kararlarını birlikte açıkladılar. Hallerinden üzüleceğimi, yıkılacağımı sandıkları belliydi. Oysa, bu kararı duymak beni çok sevindirmişti. Artık birbirlerini kırıp dökmeyecekleri için mutluydum. Keşke böyle bir kararı çok önceden almış olsalardı.

Ayrılık sürecinde anladım ki, annem blöf yapmış. Bir geri dönüş de olamadı. Ayrıldıklarından iki yıl sonra 2006’da babam başka bir kadınla evlendi. Ayrılık ve sonrası durum annemi daha da asabileştirdi. Artık tüm öfkesini bana kusuyor; nefes almam bile sorun oluyordu. Kullandığı kötü ifadelerinin dozunun artması, çirkin sözlerinin daha da ağırlaşması beni giderek boğuyordu. Ruhum acıyor, gözüm kararıyordu onun yanında. Benim ağzıma alamayacağım ama olaydan sonra kısmen basında yer alan alçaltıcı sözleri, kişiliğimi yerle bir ediyordu; dayanamıyordum.

Sonra o kötü olay oldu…

Ne tuhaftır ki, ilk günler cezaevi bana cennet gibi geldi. Kendimi, hiç olmadığım kadar özgür hissettim. Rahatladığım, zincirlerimden kurtulduğum duygusunu yaşadım. Ben içimden geleni söylüyorum. Bunları anlamanızı beklemiyorum. Kimsenin anlayacağını da sanmıyorum.

Ben tek çocuktum ve her şeye tek başına katlanmak zorundaydım. Duygularımı, düşüncelerimi, zorluklarımı, acılarımı paylaşacak birileri olsaydı, belki o denli bunalmaz, zorlanmaz, boğulmazdım.

Bilmiyorum. Anlatamıyorum. Eğitim adına, ders adına, bilim adına bir yerlere ve birilerine yararı olacaksa, bütün bunları ve daha fazlasını yazmak, sizin çalışmalarınız yoluyla toplumla paylaşmak isterim.

Geri dönüp baktığımda şunu görüyorum; annem, babam, bana ihtiyacım olan sevgiyi hiçbir zaman vermediler. Ben de onları sevmedim. Onların beni sevdiklerine de hiçbir zaman inanmadım…

Okuduklarınız Şiddeti Anlamak kitabından alınmıştır. Annesini öldüren Başak AYDINTUĞ, yaşadıklarını Adem SOLAK Bey’le paylaşmış. Şiddeti Anlamak (Cezaevi Görüşmeleri) adlı kitabında Adem SOLAK Bey, Başak AYDINTUĞ’un yazdıklarını yayınlamış.

Bu yazı 1445 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için Giriş yapın
busra 2010.10.27 : civarında dedi ki :
bu yazıyı okurken kendi yavrumu düşündüm birde yaptıklarımı davranışlarımı sorguladım.bence herkes kendini sorgılamalı ve bu annenin neresinde yavrusu bu kızın neresinde diye bunlar ibretlik olaylar biz çocuklarımızı nasıl bir ruh haliyle yetiştiriyoruz biliyormuyuz.adem güneş......in dediği gi şiddet uygulanan cocuğun ruh dünyası bizlere gösterilsedi sofraya oturup yemek yemeye halimiz olmazdı. biz kendimize bakalım çocuklarımızın ruh dünyası ne alemde....
arzu
busra 2010.09.02 : civarında dedi ki :
Acıyorum bu kızcağıza, halbuki ne güzel bir hayatı olabilirdi.
buse
busra 2010.09.01 : civarında dedi ki :
Fazlasıyla acı bir olay....ama neden bu kadar şaşırıyoruz ki anlatmış işte nasıl büyütüldüğünü nasıl anne ve babasına öfkeli olduğunu...tabiki hiç kimse öldürülmeyi haketmez hemde yavrusu tarafından...durumun en acı tarafı bu zaten....ama toplumumuzda yanlış bir yargı var sanki eğitimli kişiler çocuğunu iyi eğitir ve onların çocukları yanlış yapmazlarmış gibi....aslında çocuk eğitmenin eğitimle çok ilgisi varmış gibi gözüksede değil çünkü çok anneler görüyorum eğitimi yok ama o kadar sevecen o kadar samimi ki yavrusuna sevilidğini hissettirmesi yeterli oluyor....öyle anneler var ki eğitimli ama yavrsuuna sevdiğini söylemeye vakti yok yada vakit yaratmaya çalışmıyor bile o bilinçte o anaç yapıda değil....çocuğa iyi okutmak en iyi okullarda 2-3 dil öğrenerek okumasını sağlamak herşey değil.....çocuğa kendi kendine ayakta durmayı öğretmek ve her ne yaparsa yapsın annesinin ve babasının onu seveceğini bilmesi yeterli aslında çocuğun mutlu bir hayat sürmesi için....
filiz demir
busra 2010.08.31 : civarında dedi ki :
amanın... Allah muhafaza...
tahir
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Bütün Oruçlular Günahkardır!

Ağzınızdan Çıkana Dikkat Edin