Ekleyen : busra
Tarih : 2010.09.20 00:00:00
Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek

18. Büyüklerin Güç Kullanmasının Çocuktaki Etkileri



Etkili İletişimin alt yapısında yedinci adıma geldik. Tekrarlardan kısmen de olsa kaçınabilmek istediğim için önerim, bu yazıyı okumadan önce ikinci ve dördüncü yazıları yeniden okumanızdır.

Güç kullanmak nedir?
               
Çocuğumuzun (karşımızdaki insanın) istediğimiz davranışı göstermesi için, elimizdeki üstünlükleri kullanarak ve baskı yaparak onu denetlemektir.  Ne ile baskı yaparız? Ödül ve ceza ile.

Güç kullanmanın etkilerini duygusal boyutta hissetmeye çalışalım:

. Bir kişinin başka birine güç kullandığını hayal etmeye çalışın ya da varsa böyle bir anınız onu gözünüzün önüne getirin.
. Hangi duyguları hissediyorsunuz? Not edin.
. Bu olay şu anda olsa ne yapmak isterdiniz? Not edin.
. Çocukluğunuza dönün, annenizin/babanızın/öğretmeninizin size güç                            
kullandığı bir yaşantınız varsa anımsayın.
. Hangi duyguları yaşamıştınız? Not edin.
. Ne yapmıştınız yada yapmak isteyip de yapamamıştınız?    
. Şimdi de çocuğunuza güç kullandığınız bir olayı hatırlamaya çalışın ya da güç kullandığınızı hayal edin.
. Hangi duyguları yaşadınız/yaşıyorsunuz? Not edin.
. Ne yapmıştınız, ne yapmak isterdiniz? Not edin lütfen.

Not aldığınız duygularınızın hepsi olumsuz değil mi?

Güç karşısında siz ne hissediyorsanız çocuğunuzun da aynısını hissettiğini bilin.

Gruplarda bu çalışma sırasında gözlerimizin yaşardığı, pişmanlıkların dile getirildiği çok olur. Yaşanılan tüm duyguların olumsuz oluşu dikkat çekicidir. Bu duygular yalnızca cezada değil ödülde de hissedilir. Bir annenin “ Baban gelene kadar hiç sözümden çıkmazsan sana yarın istediğin...........alırım.” Ya da “ Karnende tüm derslerin pekiyi olursa yazın sana istediğin...........alırım.” dediğini varsayalım. Çocuğun duyguları neler olur dersiniz? Yaşasııın, der mi?

Gücün etkisi yaşanılan duygularla ölçülür.



Anababa çocuğa karşı güç kullanırken çocuktan da anababasına karşı olumsuz duygular yükselir. Güç karşısında hissedilebilecek duyguların neler olabileceğini taradığımda yetmiş yedi tane duygu buldum, belki daha da çoktur.


Acizlik, allak bullak olmak, anlaşılmamak , aşağılanmak , baskı hissetmek, başarısızlık, burulmak, bezginlik, bıkkınlık, bitip tükenmek, bozguna uğramak, çekinmek, çökkünlük, dehşet, direnme, düşmanlık, eziklik, elem, endişe, evham, gaddarlık, gerginlik, gerilim, güçsüzlük, güvensizlik, hainlik, haksızlık, hayal kırıklığı, hiçlik,hiddet, hor görülmek, hüzün, iç yanması, içerlemek, inat,  incinmek, incitmek, itilmişlik, isyan, kaçmak,kahretmek, kanıksamak, karamsarlık, keder, kendini suçlamak, kinlenmek, korku, küçük düşmek, küsmek, mutsuzluk, onur kırılması, önemsenmeme, saldırganlık, sevilmeme, sınırlanmak, sinirlenmek, stres, suçluluk, şaşkınlık, şüphe, taşkınlık, tedirginlik, tehdit, tepesinin tası atmak, tiksinti, umutsuzluk, utanç, ürkmek, üzüntü, vesvese, yalnızlık, yenilmişlik, yetersizlik, yılgınlık, yüreğin pır pır etmesi, yok sayılma, zulüm.

Çocuğa dediğimizi yaptırabilmek için onun yüreğinde yaşattığımız bu kadar olumsuz duyguya değer mi? Üstelik kendimiz de olumsuz duygular yaşarken.

Anababanın bu gücü nereden gelir? Bu gücü anababaya çocuk verir! Evet. Çocuk acizliği ile bu gücü anababasına verir.  Çünkü doğduğunda ihtiyaçları için tümüyle anababasına bağımlıdır. Neye gereksinimi vardır çocuğun? Memeye, mamaya, temizlenmeye, korunmaya, sevilmeye, güvenmeye, giysiye, oyuncağa  ............. Kimde vardır bunların tümü? Anababada. (4. yazıda bu konu işlenmişti, ancak çocuklarımıza karşı neden güç kullandığımızı fark ettirmek için  biraz farklı bir yaklaşımla yeniden değinmekte yarar görüyorum.)

Birinin yaşamını sürdürebilmek, istediklerini yapabilmek için bir başkasına ihtiyacı varsa; o bir başkasının ihtiyacı olan o kişinin üstünde gücü vardır
. Anabanın çocuk  öğretmenin öğrenci , patronun işçi üstünde gücü vardır. Kullanır, kullanmaz ama vardır. İşte bu nedenle minicik bebek maddi manevi tüm ihtiyaçlarını karşılayan anababasına çok büyük bir psikolojik boyut verir, diyor Gordon. Bu psikolojik boyutun büyüklüğü babanın boyunun 1.90 olmasından ya da annenin profösör olmasından falan gelmez. Her evde bu böyledir. Bebeğin ne zaman acıktığını, ne zaman temizleneceğini, ne zaman sarılıp sarmalanacağını bebek bilmezken anababası bilir.  Bu dönem bu nedenle “Ben bilmem, sen bilirsin” dönemidir. İşte bu “sen bilirsin” anababaya verilen bu büyük psikolojik boyutun da nedenidir.

Tabii yalnızca gereksinimlerin karşılanması değil, buna ek olarak anababanın “Cıss”ları, ya da gülücükleri, yani eksileri ve artıları da psikolojik boyutun büyüklüğünü etkiler. Bunun için  bebeklik ve ilk çocuklukta anababa çocuğun gözünde “Tanrı” gibidir. Ancak bebek büyüdükçe, kendi artılarını almaya başladıkça, kendi psikolojik boyutunu da yavaş yavaş büyütmeye başlar. Yürüyebilme, çişini istediği zaman tutup istediğinde bırakabilme, yemeğini yardımsız yiyebilme bebeğin artılarıdır ve bunları fark ettiğinde “Ben bilmem, sen bilirsin dönemi”nden “Ben de bilirim dönemi”ne geçer. (Bu dönem adları bana aittir.) Artık toksa yememekte, üşümüyorsa giyinmemekte direnmeye başlar. Çünkü artık onda da kendisiyle ilgili bilgiler vardır ve 4. yazıda sözünü ettiğim “Birey olma” gereksinimini karşılamak için “ Ben de varım, kendimle ilgili kararları kendim vermek istiyorum” dercesine anababasıyla inatlaşmaya başlar. İşte bu zamanda çocuğunun her şeyiyle ilgili kararları kendi vermeye alışık olan anababa, çocuğu için en iyisini kendisinin bileceğini düşündüğünden bir köfte yerine üç köfte yedirmek, üşümesin diye kalın giydirmek vs. için dayatmaya başlar. Ve böylece güç kullanma sahneye çıkar. “Eğer yemeğini bitirmezsen çizgi film izleyemezsin/Eğer yemeğini bitirirsen sana çikolata vereceğim” demek güç kullanmaktır. Çocuğun “Ben de bilirim” dediği zamanlarda anababa bunu dikkate alıp Etkin Dinleme ile  duygu ve düşüncelerini anlar ve Kazan-Kazan Çatışma Çözme Yöntemiyle bu ilişki içinde sen varsın yani senin isteklerini göz önünde bulunduracağım ama kendiminkileri de yok saymadan yani ben de varım, diyebilirlerse güç kullanmalarına gerek kalmaz.

Yine dördüncü yazıda bir olgunluk ölçeğinden söz etmiştim. Bazı yaşlarda çocukların “Hayır” sözcüğünü çok kullandıklarını söylemiştim. Çocuklar ve gençlerin “Birey olma”yı çok önemsedikleri bu zamanlar (1-3-6-16 yaş) hem kendilerine çok güvendikleri, hem de destek bekledikleri zamanlardır aslında. Özellikle ergenlik çağındaki gençler kendi artılarını kazandıkça psikolojik boyutlarını da oldukça büyütürler. Fiziksel gücü anababasından fazladır. Sosyal etkinlikleri vardır. Yabancı dil/diller biliyordur. Spor yapıyordur vs. Başka bir deyişle kendi artıları kendi gözünde anababasınınkilerden çok daha fazladır. Bu nedenle de kendini anababasından daha üstün görüyor olabilir. “Ben” dediği zamanlarda anababa “Biz” derse çatışma yaşanmaz. Yok eğer gencin “Ben” dediği zamanlarda anababa da eski alışkanlıklarını sürdürüp “Ben” derse kuşak çatışması dediğimiz durum yaşanır. Genç de “Sen-Ben”sürtüşmesi içinde olgunluğa ulaşamadan yetişkin olur. Ancak bu yetişkinlik “Biz bilinci”nden uzak, Sn. Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi “Yetişkin çocuk” luktur. Oysa her anababanın isteği atılgan bireyler yetiştirmekti. Güç kullanılan evlerde  anababaya bebekken verilen büyük psikolojik boyut gençken geri alınır. Genç bunu nasıl gösterir? Her söylenene karşı gelerek, anababanın haklı olup olmadığını sorgulamaya bile gerek görmeden tersini yaparak, kavga ederek, en kötüsü de “Bunlarla iletişim kurmaya bile değmez” düşüncesiyle iletişimi tümden keserek evi otel gibi kullanmaya başlayarak gösterir.

Sevgili anababalar çocuklarımızı dinleyelim, gözleyelim. Konuşmaları ve davranışlarıyla bize çok şey anlatıyorlar. Kitaplara bile gerek yok aslında eğer çocuklarımızın onurunu zedelememeye özen gösterirsek,  bu evde bizim olduğu kadar onun da söz söylemeye hakkı olduğunu bilirsek ve bu hakkı onlara verirsek zaten insan insana iletişim kuruyoruz demektir.

Şimdi şu soruyu sorarak konuya dönelim: Gücü olanın otoritesi de var mıdır? Ya da otorite olan güçlü müdür?  Eğer “Güç” üzerinde düşünmemişseniz bu soruya hemen “evet” demiş olabilirsiniz. Bilgi de güçtür, tokat atmak da.  Bilgideki güç “otorite” sıfatını ekler insana, oysa tokattaki güç “otoriter”liği. Toplumumuzda benim gördüğüm bu otorite ile otoriterlik kavramlarının birbirinin yerine, daha doğrusu otoritenin otoriterlik yerine kullanıldığıdır. Ben hiç “Falan kişi bu konuda otoriterdir,” dendiğini duymadım ama bilgisi, kültürü, iletişim biçimi ile hiç de otorite olmayan bir öğretmen için, yalnızca öğrencileri sınıfta “mum” gibi tuttuğu için “ falan öğretmen öğretmenlikte tam bir otoritedir” dendiğini duymuşumdur. Gordon Çocukta Dış Disiplin mi? İç Disiplin mi? kitabında bu konu üzerinde çok duruyor, ben sadeleştirerek ve otorite üzerinde durarak bunu “güç kullanma” ile bağdaştırmak istiyorum:



Hazır bulunmuş otorite: Ünvana ve güce dayanır. Anababa, bebekleri doğduğu anda; öğretmenliğinin ilk gününde genç bir öğretmen, sınıfa ilk girdiği anda böyle bir otorite olma armağanını hazır bulurlar. Ancak bu hazır bulunmuş otorite sıfatının içi, zaman içinde çocuğu yok saymayan  etkili iletişim, bilgi, bilgelik, sevgi ve saygı ile doldurulmazsa çocuklar ve özellikle gençler anababaya ve öğretmene hazır olarak sundukları bu otorite kavramını verdikleri gibi geri alırlar. Yani bu otorite, kişi kendini eğitmezse zamanla yok olur.  Çünkü konusunda (anababalık, öğretmenlik vb.) otorite olmayanlar kendi varlıklarını sürdürebilmek için otoriter olurlar. Bu otoriterlik de çocuk ile büyüğün arasının açılmasına ve büyüğün kaybetmesine neden olur. Tabii çocuk/genç kendini bu olumsuzluklardan etkilenmeden kurtarabilmişse. Değerlendirilememiş hazır bulunmuş otorite her iki taraf için de çok zararlıdır.

Kazanılmış  otorite: Anababa hazır bulduğu otoriteyi kendini geliştirerek kazanılmış otoriteye dönüştürebilir. Kazanılmış otoriteye sahip olmak,  özellikle ergenlik çağında çocuğu olanlar için çok önemlidir. Çünkü genç kendi artılarını elde ettikçe  psikolojik boyutunu büyütürken bir yandan da anababasına sunduğu hazır otoriteyi de sorgulamaya başlar. Beni insan olarak dikkate alıyorlar mı? Bu evde benim duygu ve düşüncelerime önem veriliyor mu? Kendi değerlerimi oluşturmama izin var mı, yoksa her konuda dayatma karşısında mıyım? Bu ev benim de eşit haklara sahip olduğum  evim mi, yoksa anababamın evinde sığıntı mıyım? Özetle  ben var mıyım, sorusunu kendi kendine sorgulamaya başlar. Yanıtı olumlu ise genç, anababasına duyduğu sevgi ve saygıyı daha da artırır ve anababanın kazanılmış otoritesi evlât üstünde ömür boyu sürer. Böyle bir ilişki bağımlı değil ama bağlılıkla yürüyen bir ilişkidir. Evlât yaşamı ile ilgili önemli kararlarda anababasına danışmayı, onların görüşlerini almayı önemser.

Öğretmen-öğrenci ilişkisinde de durum aynı değil midir? Hangi öğretmenlerimizi sevgi ve saygı ile anıyoruz, hangilerini yolda görsek de görmezden gelmek istiyoruz?

Yanıtı olumsuzsa genç, şekilde belki göstermese de özde saygısını kaybeder ve anababasını ya defterden siler, ya da ilişkisini yüzeyde sürdürmeye devam eder. Ancak yaşamları için önemli kararlar alma durumunda kaldıklarında anababalarını asla danışman olarak düşünemezler. Çünkü bu anababalar önemsiz konularda bile kendi istediklerini yapması için çocuklarına baskı yaparak önemli konulardaki etkili olma haklarını kaybetmişlerdir.

Bu ve bundan sonraki yazıda otorite olmayıp otoriter anababaların güç kullanımlarından ve etkilerinden söz edeceğiz.

Birinci slaytta  anababanın gücünü ceza olarak kullandığını varsaymış ve bu güce karşı çocuğun hem kendi ile ilgili hem de  anababasına karşı olumsuz duygular beslediğini göstermiştik.  İşte çocuk bu olumsuz duyguları yaşamak istemediği için güç karşısında “ Ben bu sıkıntıdan, bu kötü durumdan kendimi nasıl kurtarabilirim?” diye bebek ve ilk çocuklukta bilinçsiz; çocukluk ve gençlikte bilinçli olarak “Güçle baş etme yöntemleri” ni geliştirmeye başlar. Ne yazık ki bu baş etme yöntemleri çocukta önce  kendini çekmeye, davranış bozukluklarına, giderek ruhsal sorunlara neden olur.

Gordon 24 tane baş etme yöntemi sayıyor. Bunları grupluyor ve üç tip başetme yöntemi olduğunu söylüyor:



Savaşma tepkileri:
Bazı çocuklar güç karşısında isyan eder ve sözlü ya da davranışsal olarak yanıt verirler. Büyükler de bu yanıt karşışında baskıyı artırıp daha büyük cezalar verir; çocuk da daha büyük bir tepki verir ve olumsuz yönde bir kısır döngüye girilir. Bu durum bazı evlerde çocuk istismarına kadar gidebilir. Savaşma tepkilerinde çocuğun/gencin yaşadığı en kötü duygu besbelli ki intikam duygusudur. Gazeteler anababa katillerinden söz eder zaman zaman, bu intikam duygusunun tatmininden başka bir şey değildir.

Şimdi size şirin bir intikam öyküsü anlatayım.  Bir öğretmen grubumda matematik öğretmeni bir üyenin güç karşındaki ödeşmesidir bu öykü.

İlkokul  bitirme sınavlarında (Bizim zamanımızda her dersten ayrı ayrı sözlü sınava girerdik mezun olabilmek için) din dersi sınavında öğretmeni kendisine “ Çık benim kürsümün üstüne ve bize ezan oku” demiş. Öğrenci “Yapamam öğretmenim” demiş ama öğretmenin baskısıyla kürsünün üstüne çıkmış, fakat yine de ezanı okuyamayacağını, kendisine bu işin yanlış ve garip geldiğini söylemiş. Öğretmen öğrencisine sözünü geçiremediği için muhtemelen misafir öğretmene mahçup olduğunu düşündüğünden çok kızmış ve tahta cetvelle şort giydiği için açıkta kalan bacaklarına defalarca vurmuş, sınıftan atarak öğrenciyi ikmale de bırakmış.

Gel zaman git zaman küçük öğrenci matematik öğretmeni olarak Anadolu’nun bir kasabasına atanmış. Kasabanın ortasından geçen bir akar su varmış. Bizim öğretmen uzun lâstik çizmelerini giyerek boş zamanlarında file ile bu akar suda balık avlarmış. Bir gün derenin ortasında balık avlamaya çalışırken kıyıdan bir ses duymuş “ Karşıya nereden geçebilirim?” Delikanlı bakmış ufak tefek bir ihtiyarcık. Ona doğru yürümüş ve “Ben sizi geçiririm” deyip omuzuna almak için çömelirken ilk okul öğretmenini tanıyıvermiş. Tam derenin ortalarına geldiğinde başını yukarı çevirip “ Beni tanıdınız mı? Hani yıllar önce ezan okumadım diye bacaklarına cetvelle vurduğunuz öğrencinizim” demiş. Öğretmen “Ah evlâdım işte o zamanlar öyleydi. Başka bir yol bilmezdik, kusura bakma” demiş. Delikanlı “Yok öyle kusura bakma demek. Şimdi söyle sen mi suya inersin, yoksa ben mi çömeleyim?” pazarlığından sonra derin bir nefes alıp suyun içinde çömelmiş ve öğretmenini yarı beline kadar ıslatmış ve böylece ödeşmiş olmuş. Yaşadığı duygunun ödeşme olduğunu söylemişti bizlere.(Hepimiz sonra neler olduğunu merak ettik. Öğretmenini evine götürüp pantolonunu kurutmuş. Hoş sohbetten sonra gideceği yere ulaştırmış)

Evet güç karşısında yaşanan acı duygular unutulmuyor ve tatmin arıyor.

Kaçma tepkileri: En hafifi yalan söylemek olan kaçma tepkileri aşırı yemek yeme, alkol/ uyuşturucu kullanma gibi genci gerçeklerden uzaklaştıracak boyuta getirebilir. Evden ve okuldan kaçmalar hep baş etme yöntemidir.

Bir örnek: Balkonumda kitap okuyordum, bahçede çocuklar grup oluşturmuş konuşuyorlardı. İçlerinden biri “Ben anneme hep yalan söylerim” dedi. Neden diye sordular “Çünkü ondan çok korkuyorum” diye yanıtladı. Anababanın güç kullanmadığı evlerde çocukların yalan söylemeleri için gerek de yoktur.

Boyun eğme tepkileri: Baş etme tepkilerinin çocuk açısından en kötüsü boyun eğme tepkileridir. Güç karşısında savaşamayacak, hatta kaçış yolları bulamayacak kadar çaresiz olan çocuklar ve gençler ruhsal çöküntüler yaşayıp psikiyatristlerin müşterileri yetişkinler olurlar.

Bu üç gruptan çocuk için en sağlıklısı şüphesiz ki savaşma tepkileridir. Keşke her çocuk kaçma ve boyun eğme yerine büyüklerle savaşacak cesareti kendinde bulabilse ve kendi beden ve ruh sağlığını koruyabilse (Bu nasıl bir korumak olur, tartışılabilir. Ehven i şer).

Sevgili anneler, babalar yazının başında çocuklara karşı güç kullanmanın araçlarının ödül ve ceza olduğunu söylemiştim.

Ödül-ceza nedir?  Çocuğun istenmeyen davranışlarını yok etmek için büyüklerin ellerindeki silâhtır. Ama öyle bir silâh ki zaman geçtikçe geri tepen bir silâh.

Peki ödül-caza hiç mi işe yaramaz? Ödül ve ceza vererek çocukların istenmeyen davranışları yapmaları önlenebilir. Bu doğru. “Bu vazoyu bir daha buradan alırsan eline iğne batırırım” dersek çocuk o vazoyu bulunduğu yerden almamayı öğrenebilir. Peki bu öğrenme çocukta sorumluluk duygusunu geliştirir mi, iç denetim sağlar mı?

Eğer iç denetimi ve sorumluluk duygusu gelişmiş  çocuklar değil de itaat etmeyi öğrenmiş çocuklar yetiştirmek istiyorsak  ödül ceza kullanmamızda sakınca yoktur. (tabii çocuğumuzun kişiliğini ve ruh sağlığını göz önüne almazsak)

Yine ikinci yazıda çocuk eğitiminizde ödül-ceza varsa çocuğunuzda “dış disiplin”, çocuğu eşit bir birey olarak gören etkili iletişimle “iç disiplin”gelişir demiştim.  “Ben iç disiplinden vaz geçtim, tek uslu olsun/olsunlar da biraz nefes alayım” deseniz ve ödül-ceza kullanmaya karar verseniz de bu öyle çok kolay bir iş değil. İnanın etkili iletişim becerilerini öğrenip uygulamak çok çok daha kolay. Çünkü davranış bilimciler laboratuvar araştırmalarında ödül ve cezanın etkili olabilmesi için belirli kurallara göre verilmesi gerektiğini saptamış ve bu kurallara uyulmadığında işlerin daha da zorlaştığını görmüşler .

Önümüzdeki yazıda ödül-cezanın etkili olabilmesi için koşulların neler olduğunu, çocuk ve anababa üzerindeki etkilerini tartışacağız.

Otoriter değil sevgi, saygı otoritesi olan anababalar olmanız dileğimle.

Sevgiler...

(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.)

Bu yazı 2364 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2011.01.08 tarihinde dedi ki :
merhabalarr.. ben dün akşam tesadüfen bu siteye rastladım. Çoook da memnun kaldım..keşke daha önce keşfetseymişim dedim..benim de 3 yaşında bir oğlum var.ben de burda yazan anneler gibi çok hareketli olmasından, inatçılığından vs. çok çekiyorum :) fakat bazen de düşünüyorum böyle olmayıp da koyduğum yerde otursa, bi fikri olmasa, bazı şeyleri deneyerek öğrenmese , mücadelesi olmasa kendimi ne kadar kötü hissederim diyorum. bu sefer çocuktan şüpheleniriz bi sorunumu var acaba diye.benim çocuğum neden koşturmuyor neden özgürce oynamıyor deriz. böyle düşündüğümde çok iyi geliyor bana. şükrediyorum. tabiiki her zaman böyle mantıklı düşünemiyorum.duygularla da hareket ediliyor. ama ara ara okumak gerek bu yazıları. bi kere okumayla olmuyor unutuluyor. bunu ilk önce bir süre 3-4 günde bir daha sonra haftada bir ... gibi okursak sürekli sıcak tutarız bilgileri.. ve daha iyi uygularız diye düşünüyorum. Bir gün hepsi geçecek diye kendimizi teselli etmek de işe yarıyor bazen :)
Yazılarınız gerçekten çok güzel ve mantıklı uygulamaya bugün başladım.. ve gerçekten faydasını gördüm. ben akşam olduğunda bitmiş olsam da :) çünkü sabretmek gerçekten zor bir meziyet.. ben sadece akşam babası geldiğinde veya akrabalarla görüştüğümüzde (akrabaların çocukları var çok da seviyor aslında ) oğlumun kudurmasına çare bulamadım :) gündüz benimle yalnızken iyi ama birini görünce kopuyor. hiçbirşey kar etmiyor asla normalde uyduğu kurallara uymuyor.babası geldiğinde de her akşam bizim sınırlarımızı zorladığını iyice sinirlendiğimizi anlayana kadar da durmuyor..
Bir de yeni yeni bacaklara ilgisi başladı :) ilk ananesinin mezura ile bacaklarını bağlayıp çözüyodu oyun yapmıştı. bir gün annem bizim oturduğumuz odada uyuya kaldı ben de bişeylerle meşguldüm. bi baktım bizimki ananesinin bacaklarını okşuyo ve karnını açmış anneannesinin bacaklarına sürtüyo. ben bakınca kapattı şişştt falan dedi muzur muzur. nerden biliyosa gizli bişey olacağını. sonra bende üzerine gitmedim ne iyi ne kötütepki vermedim sadece ilk görmenin şokuyla sırıttım. öylece başladı kimse farketmiyoken benim de bacaklarıma yapıyo teyzesinin, kuzenimin falan da . ama biri ona bakınca bırakıyo. şiştt susss diyo bi de. şu yaşlarda normal sanırım. ben pek ilgilenmiyorum anormal bişeymiş gibi tepki vermiyorum. bir süre izin veriyorum sonra bi bahaneyle unutturyorum. bi de beni giyinirken görüyo (iç çamaşırlarıyla tabi) çıplak kadın diye bacağıma yapışıp okşuyo yanaklarını değdiriyo. bu kesinlikle içinden geliyo bunu görebileceği hiç bir olay veya tv de bi program olmadı. Bana bu konularda yardımcı olursanız sevinirim. Şimdiden teşekkürler...

Sorularınızı soru cevap panosunda sorabilir, benzer sorulara verilen cevaplara göz atabilirsiniz. Sitede çocuğun mahremiyet eğitimiyle ilgili yazılara bakabilirsiniz.
Deniz Yılmaz
busra 2010.10.08 tarihinde dedi ki :
birsen hnm.yazılarınız için çok tşk ederim çok faydalanıyorum.sadece çocuk için değil,diğer kişilerle de iletişimimde kullanmaya çalışıyorum..ama etkin dinleme ve ben dili konusunda çok acemiyim :) extra neler yapabilirim?
emekleriniz için tekrar tşk ederim..
ebru ipek
busra 2010.10.05 tarihinde dedi ki :
Benim de dileğim bu Mahir Bey.. Teşekkürler.
Birsen özkan
busra 2010.10.05 tarihinde dedi ki :
Yazıları çok yapıcı buldum tüm anne baba ve öğretmenlerin özümsemesini dilerim. (Mahir Örtmen)
mahir çuğu
busra 2010.10.04 tarihinde dedi ki :
Sevgili Gonca anne, Bana göre en önemli sorun kızınızın sizden korkması. Gordon kitaplarını okumuş olmanız iyi. Ancak bu dönem hem kızınız, hem de sizin için zor. Kızınıza karşı çok sert olmanız lohusalık depresyonuna bağlı olabilir. Sizin de durumunuz kolay değil. Ama ne yapıp edin kızınızın sizden korkma duygusunu yok edin. Onun işi de ne zor, zavallıcık kendi ilgiye muhtaçken annesinin ilgisinin çoğunu elinden alan bir rakibi olmuş ve onun için üstelik azarlanıyor. Tablo bu. Ne yapılabilir?
1- (Belki vardır bilmediğim için öneriyorum) Size bir yardımcı gerek. Eğer bu sağlanamayacak bir şey ise, oğlunuz için akşamları eşinizin yardımını isteyin. Kızınız uyuyana kadar tüm zamanınızı ona verin.
2- Tensel temas duygusal açlık çeken çocuklar için ilâç gibidir. Kızınızı bol bol kucaklayın. Onu uyuturken, yani sorunsuz zamanda onu ne çok sevdiğinizi öperek söyleyin, her gün, her gün..
3- Hoşunuza gitmeyen bir davranış yaptığında bağırarak değli, elini kolunu tutarak ama yüzünüzde sert olmayan bir ifade ile "hayır olmaz, çünkü......." diye anlatın. İşiniz çok zor besbelli ama minnacık kızınız bunun nedeni değil. Siz de biliyorsunuz tabii ama elinizden gelen gayreti göstermeniz, belki de sizin bir psikolojik yardım almanız gerekli.
4- Diş gıcırdatması sıkıntıda olduğunun işareti. Kendini yeniden sevgi ve güven ortamında hissettiği zaman diş gıcırdatması da geçecektir diye düşünüyorum. Kardeşine yaklaşırken bile bunu yapıyorsa gerçekten "Anne ben çok zordayım" mesajı veriyor.
5- Çocuklar yalnız annenin sorumluluğunda değildir. Dilerim eşiniz sorumluluğunu bilen bir eştir. Öyle değilse bilin ki sizin kadar sorumludur ve imdat çağrısı yapmak sizin en doğal hakkınızdır!!!
Çok çok sevgilerimle
Birsen özkan
busra 2010.10.03 tarihinde dedi ki :
merhabalar.öncelikle böyle faydalı paylaşımlarınız için teşekkürler.benim 2yaşında bir kızım ve 4 aylık bir oğlum var.EAE gordon öğretisi kitabını okudum. yalnız bu kitaptan sonra kızımla ilşkilerm biraz değişti.ikinci bebeğim olmadan kızıma toleransım çoktu.ama sonra tabi problemlerin artması da bu zamana rastlıyor.kızıma heristediğine ulaşmakta biraz kuralcı olmaya çalıştım.mesela, kardeşine vurdugunda veya vurmaya çalıştığında çok tepki gösterdim.her istedini yapamayacagımı söylediğimde ağlama nöbetleri ve inatlaşmalar baş gösterdi.sanırım bu durum yaşının geregi.sabrımın taştığı dönemlerde ona bağırıyorum sonra pişman olup ona sarılıyorum.ama her seferinde bağırmıycam diyorum ama olmuyor.sonra kızım diyor ki bana kızma anne beni dovme.ki ben ona dokunmuyorum bile.şimdi de kardeşini sevmek için yaklaşırken yada tepki vereceğimi anladığı birşey yaparken dişlerini gıcırdatıyor.yardımcı olursanız sevinirim teşekkürler
aysegul
busra 2010.10.03 tarihinde dedi ki :
Sevgili Gonca anne,
Bir soru sormuşsunuz, ama ben iki yanıt vereceğim. Daha doğrusu biri açıklama.
1- İkinci çocuğunuzun her isteğine evet demediğinizi, "Hatta bazen ağladığı zamanlar kızdığımı anlasın diye öfkeye kapılmış bir halde ben de bağırıp ağlamasından hoşlanmadığımı , susmasını söylüyorum, Ve inanılmaz bir şekilde işe yarıyor. Ama sonra bağırdığıma pişman oluyorum " demişsiniz. Burada irdelenmesi gereken bir durum var: Çocuk eğitimi uzun vadeli bir süreç, hepimiz biliyoruz. Gordon'un iletişim becerileri gerçekten işe yarıyor. Bu işe yarama kısa vadeli de olabilir, uzun vadeli de. Kısa vadeli bir işe yarama anneyi rahatsızlığından kurtarabilir. Sizin örneğinizde olduğu gibi. Gordon, öğretisi uygulanırken ne gibi sonuçlar çıkacağını taibii ki önceden kestiremezdi. Ben çalışmalarımda bu boşlukları doldurmayı ve bu öğretiyi uzun vadede işe yarar kılmak için nelere dikkat etmemiz gerektiği üzerinde duruyorum. Örneğinize dönelim:
Siz de onun gibi bağırıyor, öfkenizi gösteriyorsunuz. Beklediğiniz sonuç, çocuğunuzun sizin neler hissettiğinizi anlaması ve muhtemelen bağırdığında nasıl olduğuna ayna tutmak istemeniz olabilir. Çocuğunuzun ne algıladığına bakalım: a) Kızdığınızı, hoşlanmadığınızı anlar.b) Annem kızdığında bağırdığına göre demek ki kızıldığında bağırmak gerek. c) Hem benim bağırmamdan rahatsız hem kendi de bağırıyor??? Anlatmak istediğim kısa vadede kâr ederken uzun vadeyi gözden kaçırmamalı ve çocuklarımıza model olduğumuzu unutmamalıyız. Bir de yaşadığınız pişmanlık duygusu var. İşte bunu da yaşamamak için ve çocuğunuzun aklını karıştırmadan yapmanız gereken rahatsız olduğunuzu gerçek duygunuzu hissettirecek biçimde ifade etmek, bağırma yerine kulaklarınızı kapatıp bağırmasını duymak istemediğinizi hem sözlü olarak hem de beden dilinizle göstermek olmalı derim ben. Hem böylece sonra üzülmezsiniz de....
2- Harika bir sorun. Kendi sorun yaşarken çocuğunun aldığı keyfi de gözden kaçırmayan duyarlı bir annenin açmazı.
Şimdi bilgileri tazelemek gerek.
10. yazıda "Sorun kimin" konusunu işlemiştim. Çocuk sorunluysa Etkin Dinleme, anababa sorunluysa Ben Dili , bir konu her iki tarafa da aynı anda sorun yaratıyorsa "Çatışma Çözme becerileri kullanılmalı deyip bir de şema eklemiştim.
Sizin örneğinizde Ben Dili geçmez, çünkü o bu eylemden çok mutlu oluyor. Ancak suyu kapattığınızda O da sorunlu hale gelecektir. Yapmanız gereken, isterseniz musluğu kapatıp, isterseniz O yerleri ıslatmayı sürdürürken önce Etkin Dinleme, " Suyla oynamak, yerlere dökmek çok hoşuna gidiyor, biliyorum" sonra da Ben Dili, " Ama bu benim hiç hoşuma gitmiyor. Islanıyorsun, yerler ıslanıyor". Sonra da Çatışma Çözme " Hem sen suyla oyna hem ben üzülmeyeyim, napalım?" (Diyebilirsiniz ki 22 aylık çocuk bunu anlar mı? Anlar, saygı ve sevgiyle kucaklayarak söylerseniz anlar. Benim torunum henüz 16 aylık ve anlamadığı ve konuşmadan anlatamayacağı bir şey yok gibi...)
Küçük çocuklar bu "Napalım?" ın yatıtını veremez, çünkü "Ben bilmem sen bilirsin" döneminde sorunlar hep anababa tarafından çözüldüğü için çözüm üretmeyi henüz öğrenmemişlerdir. Bu nedenle sizin çocuğunuza seçenekler sunmanız gerek. "İstersen bir tencereye su koyalım, bardağınla onun içinden aldığın suyu başla bir tencereye boşalt, sonra ondan diğerine boşalt" ya da "Küvete biraz su dolduralım içinde oyna" gibi size uyacak önerileri getirip içinden onun seçmesini sağlamak olabilir. Böylece çocuğunuz onun isteklerini göz ardı etmediğinizi, aynı zamanda kendi isteklerinizi de yok saymadığınızı görüp Kazan-Kazanı yaşayarak öğrenecektir.
Çatışma çözmeyi son konu olarak işleyeceğiz.
Kolay gelsin.
Sevgilerimle
Birsen Özkan
busra 2010.10.03 tarihinde dedi ki :
Gonca Hanım sorunuz tam olarak yayınlanınca yanıtlayacağım.
Sevgiler
Birsen Özkan
busra 2010.10.03 tarihinde dedi ki :
ilk mesajda tamamı çıkmamış.Birsen hanım sorumu size sormak istiyorum mesela küçük lavaboda elindeki bardakla suları yerlere boşaltıyor ve bunu yaparken büyük bir keyif alıyor. Bense ıslak yerleri temizlemek zorundayım. Ayrıca bütün üstü sırılsıklam olduğu için hastalanmasından endişeleniyorum . Ayrıca aşağı inerken ıslak sularda kayıp kafasını zemine çarpmasıdan korkuyorum . Yani bu suyla oynama işi benim için tam bir işkence. Ama o o kadar keyifli ki benim ona o sırada söyliyeceğim şeylerin hiçbirisi onu bui şten vazgeçirmeye yetmeyeceğe benziyor. Ve tabii karşımda henüz hiçbir şey konuşamayan bir bebek var. Acaba ne yapabilirim . Bu durumda siz ne yapardınız : Cevabınız için teşekkürler.
gonca
busra 2010.10.02 tarihinde dedi ki :
Birsen hanım , merhaba . Ben biri 22 aylık diğeri 4.5 yaşında iki erkek çocuk annesiyim. Büyüğümüzle , bebeğim küçükken çok zor zamanlar atlattık . Thomas gordron öğretisi sayesinde yaptığım yanlışları yavaş yavaş düzeltmeye çalıştım . Hala da ilerlemeye çalışan bir anneyim . Ama zannedersem hep uçlarda gidiyorum . Yani ilkinde hiçbir şeye ikinci bebeğim doğunca
ya kadar hayır demezdim .Gordonun dediği gibi aşırı gevşek anne , otoritenin işe yaramadığını çoktan keşfetmiş ...Gordon bunun için der ki anne çocuğunu sevmez çünkü hayatı zehir olmuştur. İkinci bebeğimdeyse eğer kızdıysam kızdığımı , yaptığı şeyin yanlış olduğunu söylüyorum. Tabii ki daha iki yaşında bile olmayan küçücük ve daha hiçbir şey konuşamayan bir bebekten bahsediyoruz.Hatta bazen ağladığı zamanlar kızdığımı anlasın diye öfkeye kapılmış bir halde ben de bağırıp ağlamasından hoşlanmadığımı , susmasını söylüyorum . Ve inanılmaz bir şekilde işe yarıyor. Ama sonra bağırdığıma pişman oluyorum .

Birsen hanım , size bir örnek üzerinden sormak istiyorum . Mesela küçük suyla oynuyor ve elindeki bardakla musluktan yerlere sula
gonca
busra 2010.10.02 tarihinde dedi ki :
Sevgili Filiz Demir, Seminer ve grup çalışmalarımı ben düzenlemiyorum. İletişim ve cinsel eğitim seminerlerimi, davet aldığım okullarda ya da belediyelerin düzenlediği halka açık çalışmalar olarak sunuyorum. Grupları ise okullar istekli velilerinden oluşturabiliyor ya da birbirine yakın kişiler bir grup oluşturup bana çağrı yapıyorlar. Henüz oluşmadığı için göremediniz.
Sevgilerimle.
Birsen Özkan
busra 2010.10.01 tarihinde dedi ki :
tekrar merhaba Birsen Hanım, tahmin ettiğiniz gibi kendimi iyi hissetmiyorum:) size ait web sayfanızı bulup, e-mailinize br mektup gönderdim...değerli vaktiniz ayırıp okuyabilir ve karşılık verebilrseniz çok mutlu olurum, teşekkür ediyorum...iyi çalışmalar...
not: web sayfanız da iletişim seminerlerinizle ilgi bilgi var ama ne zaman nerde olduğunu anlayamadım malesef :(
filiz demir
busra 2010.09.30 tarihinde dedi ki :
Sevgili Filiz Demir, Eski yazıları okumadığınızı sanıyorum. Şimdi söyleyeceklerim benim için tekrar olacak.
Sorunlarınızı sıralıyalım:
1- Çocuğunuz üç yaşında hemen hemen her şeye hayır diyor ve bu konuda inatlaşıyor.
Bazı yaşlar çocukların "ben" deme yaşlarıdır ve kendi dedikleri olsun diye tuttururlar. Bunun nedeni büyüklerine karşı kendilerini kabul ettirme savaşlarıdır ve davranışları çok düzeltilen çocuklar daha çok hayır der ve inatlaşırlar. Üç yaş da bu yaşlardan biridir. Bu dönem etkili iletişim ile sağlıklı biçimde aşılabilir.
2- Taşındığınızda da öfke nöbetlerine tutulduğunu söylemişsiniz.
Bazı çocuklarda bu davranışlar görülüyor. Değil ev değiştirmek, odasının eşyalarını, hatta alışık olduğu çarşafları yerine yenileri alındığında bile böyle durumlar ortaya çıkabiliyor.
3- Tırnak yemesi
Çocuğun hangi davranışı görülüp söylenirse o davranış yerleşir, diye bir bilgi var. Üstüne gitmeyip görmezden gelmeniz iyi olmuş. Ancak uzun sürerse bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz. Tırnak yediği zamanları gözleyin, sıkıldığında mı, kızdığında mı bu davranışı gösteriyor. Eğer böyle ise tırnak yemesini dile getirmeden o anki duygularını anlamaya ve etkin dinleme ile bunu ona iletmeye çalışın, bakalım ne olacak? "Şu an galiba canın sıkılıyor ya da sana .....dedim diye bana kızdın sanıyorum" gibi..
4- Yapmaması gereken şeyleri 1,2,3,4 kez söyledikten sonra yerine ne yapabileceğini anlatıyorum, yine de olmuyor demişsiniz.
Neden olmuyor ? Çünkü aynı şeyi def'alarca söylüyor ve onun duyguları olumsuzken üstüne üstlük ne yapması gerektiğini de söylüyorsunuz. Yani etkin dinlemiyor, iletişim engellerini kullanıyor, ben dili yerine ihtimaldir ki sen dili kullanıyorsunuz.
Özetle: Hayır diyerek birey olmak istediğini gösterdiği zaman siz ona adeta senin dediğin değil, benim dediğim olacak, der gibi iletişim kuruyorsunuz.
5- İşte sorun zamanı onun ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine ne yapması gerektiğini söylemek zaten onun bu biçimde davranmasına neden oluyor.
6- Dayanamayınca odasına gönderiyorum ya da isteklerinden mahrum ediyorum, demişsiniz.
Buna, çocuk eğitimine maddeler halinda bakanlar, çocuğun bizimle eş değerde duygular yaşayan bireyler olduklarını gözden kaçıranlar "mola" diyorlar. Git düşün, dendiğinde çocuk ne düşünecek? hatasını nasıl düzelteceğini mi? Hayır. Muhtemelen o zaten yaptığını hata olarak görmüyordur ki. Hata yaptığını anlaması için yaptığının/yapmadığının anababasına neye malolduğunu görmesi gerekir. Bunu çocuk kendi kendine "molada" göremez. Ben dili ile, bunu büyükler çocuğa anlatmalıdır. Böyle olmadığında "düşün" hiçbir işe yaramayan, çocuğun sadece annesinin ona kızdığını anlatan ceza gibi algılanan bir sözcükten öteye geçemez.
7- İşte bu nedenle de sevilmediğini zannediyor. Şimdilerde çok moda "seni seviyorum, davranışını sevmiyorum" demek. Çocuk ancak duygu ve düşünceleri kabul gördüğünde sevildiğini anlar. Çocuğa ceza verirken seni seviyorum demek ona sevildiğini anlatmaz.

Şimdi kendinizi iyi hissetmediğinizi duyumsayabiliyorum. Bu da doğal. Önemli olan çare aramanız. Sorunu dile getirmek yarı yarıya çözmek demektir. Merak etmeyin. Akıllı çocuklar hele doğuştan getirdikleri mizaçları da "evet" demeye elverişli değilse, onları geleneksel yöntemlerle eğitmek olanaksızdır.
Çare arayışı içinde olduğunuza göre kendinizi etkili iletişim konusunda eğitmenizi öneririm. Çünkü sorunlu çocuk yoktur, sorunlu iletişim vardır.( Eğer çocuğun doğuştan getirdiği özel sorunları yoksa tabii) Çocuk, ilişki içinde kendini var ve değerli hissettiğinde ne kendini ne de anababasını yıpratır, sorunlar sorun olmaktan çıkıverir, merak etmeyin.
Sevgilerimle.
Birsen Özkan
busra 2010.09.30 tarihinde dedi ki :
Hacer Hanım çok güzel bir tespit yapmışsınız: Dikkat çekmek istediği ve kendini ispat etmek istediği zamanlarda.
Biz büyükler çocuklarımız beğendiğimiz bir şey yaptığında ya da daha önemlisi kendi başına bir şeyler başardığında genellikle "aferin" deriz. Bu aferin çocuğa ne anlatır? Annem bu yaptığımı beğendi, diye düşünür. Peki " Bu işi kendi başına yapabildin" dediğimizde ne hisseder? Annesiyle değil kendiyle ilgili bir şey hisseder. Bu hissettiği kendine güven duygusudur. her zaman söylerim, aferin yerine neden hoşnut olduğunuzu bildirici ben diliyle çocuğa söylemektir. (eski yazılarda)Olumlu geri bildirimler çocuğun kendine olan güven duygusunu geliştirir. Bilemiyorum, belki sizin çocuğunuzun da aferinlerden çok olumlu geri bildirimlere gereksinimi vardır.
Düşünmek çok değerli bir eylem. Kolay gelsin
Birsen Özkan
busra 2010.09.30 tarihinde dedi ki :
Hace Hanım ve Filiz Hanım, bu gün çok zamansızım, sizlere yarın seslenmeye çalışacağım.
Sevgilerimle
Birsen Özkan
busra 2010.09.29 tarihinde dedi ki :
Merhaba Birsen hanım, yazı çok faydalı sonuna kadar okudum:) diğer yazılarınızdan da çok faydalanıyorum teşekkür ediyorum...benim kızım 3 yaşında, çok akıllı çok zeki çevremizdeki insanları bile şaşırtan bir çocuk konuşmalarıyla, cevaplarıyla....1.5 yaşından beri çok güzel konuşuyor, gelişimi çok güzel onunla gurur duyuyorum her zaman....
şimdi kreşe başladık yarım gün gidiyor, kreşte hiçbir problemimiz olmadı çok mutlu...2 yaşından beri kreşe gitmek istiyor hem ben hazırladım fikren hemde arkadaşların çocuklaırndan görüp özeniyordu...sürekli evde kreşçilik oynuyorduk son dönemlerde....ben hamileyken işten ayrıldım kızıma kendim bakıyorum kreşe yarım gün gidiyor şimdilik ben iş hayatıma geri dönmek istiyorum...iş bulduğumda da tam gün gideceek.....soruma gelmeden önce biraz bilgi vermek istedim....kızım kreşte çok mutlu ilk hafta bende gittim kreşte bekledim kreşe güvensin ortama alışsın diye (gerçi 8 kreş dolaştık hepsine kızımla gittik...) ağlma bana yapışma durumları hiç olmadı benim kreşte olduğumu bilyordu o sınıftaydı öğretmenide sevdi...pazartesinden itibaren de babası bırakıyor sabah öğlen ben alıyorum...sorun çıkarmıyor şimdilik...kreşte çok uyumlu dediğim gibi ama eve gelince çok huysuz ağlama krizleri olmaya başladı yine aşırı inatçı, söz dinlememe, herşeye hayır deme zaten kolay ikna olan bir çocuk değil....yaşı gereği bi ara durgunlaşıp bi ara yine bunları yaşıyoruz...kreşe başlamasının etkisi var mıdır? kreşte uyumlu gözüküyor ama aslında mutlu değil midir? biz evimize taşınalı 5 ay oldu...taşındıktan sonrada aynı sorunları yaşadık hatta öfke durumlarıda eklendi bana vuruyordu kapılara vuruyordu hiç yapmadığı şeylerdi şaşırıyordum....zor zamanlar atlattık...süre kli dışarı çıkarıyorum çok arkadaş edindik..ortam güzel...taşındıktan sonra tırnak yemeye başladı...uyarmıyorum bişey demiyorum... bu konuda öneriniz var mıdır?
kriz zamanlarında biz genelde hayırı pek kullanmıyoruz ama kızım çok kullanıyor herşeye hayır birşey diyorum hayır diyor birşey öneriyorum hayır diyor yapılmaması gereken önemli şeyler de hayır dediğimde ise kesinlikle söz dinlemiyor 1-2-3 kez nedne yapmaması gerektiğini söylüyorum bunun yerine ne yapabileceğini söylüyorum natif olarak....ama olmuyor...çok bunaldığımdada artık sabrım taşıyor ve kızmaya sesimi yükseltmeye başlıyorum....kızımda o kadar zeki ve uyanık ki bana diyorki anne beni seviyormusun tam bu anda:) bende tabiki seviyorum sen ne yaparsan yap ben seni hep seviyorum ama ben senin annenim yanlış bişey yaptığında uyarırım diyorum....sonra anne özür dilerim beni affet bende seni çok seviyorum diyor sarılıyoruz:)) böyle sormasını kafaya takıyorum hissettiremiyormuyum diyorum? neden soruyor siz ce ? birde böyle kriz anlarında o kadar kaos oluyor ki allak bullak oluyorum çok mu insiyatifli davranıyorum yada çok mu sertim tutarsız mıyım sorguluyorum kendimi ama cevap veremiyorum....3 yaş çocuğuna ceza vermek doğru bulmuyorum ama çok yanlışsa yaptığı odanda 10 dk bekle diyorum yada en sevdiği şeyden mahrum bırakma yapmaya çalışıyorum ne biliyim bugün çikolata yok diyorum yada parka çıkmıycaz diyorum.....annelik çok zor tam bir muamma sürekli bir muhasebe içinde oluyorsunuz.....yardımcı olursanız çok sevinirim...teşekkür ederim .....sevgiler saygılar..
filiz demir
busra 2010.09.29 tarihinde dedi ki :
İlginize çok teşekkür ederim. Cevabınız üzerinde uzuun uzun düşünmeye ve daha çok gözlem yapmaya karar verdim.Ve enönemli tesbitim dah çok dikkat çekmek istediği zamanlarda, arkadaşları ile konuşurken onlara kendisini ispat etmek istediğininde böyle davranıyor.Yine de daha çok düşüneceğim. Sokakta vakit geçirme olayı içinse sunduğunuz önerileri gerçekten ama gerçekten yapıyorum.Çocukların oyun ihtiyacının ve oyuna doyamamlarının farkındayım ama arkadaşlarının aileleri asla 9-10 dan yazın daha ileri saatlerden önce almıyorlar. Güzelce uygun zamanlarda konuşmaya çalışıyorum.çocuk yüreği anlamıyor..Tekrar teşekkürler.
hacer
busra 2010.09.29 tarihinde dedi ki :
Hacer Hanım merhaba,
Sondan başlayalım. Çocuğunuzun küçük yalanlarına üzüldüğünüzü yazmışsınız. Bunların nedenini bulmanız gerek. Hangi durumlarda, hangi olaylardan sonra yalan söylediğini tespit etmeye çalışın. 18. yazıda anne babanın güç kullanmasına karşı çocuk bu güçle başetme yöntemleri geliştirir, demiştik. Yalan da bir baş etme yöntemidir. Acaba çocuğunuz sizin ona baskı yaptığınızı düşündüğü zamanlarda mı yalan söylüyor? Yalanı hissettiğiniz anın öncesinde kendi davranışlarınızın neler olduğuna bakın. Nedeni sizin davranışlarınız olabilir.
Ben dili konusunu işlerken işe yaramayacağı zamanlar olduğunu, bunlardan birinin de çocuğun ihtiyacının çok fazla olduğu zamanlar olduğunu söylemiştim. Şimdi akşam oyununa bakalım. Arkadaşları dışarıdayken o içeri girmek ister mi? Kendinizi onun yerine koyun. Bir de kendi ihtiyacınızı yeniden gözden geçirin. Yedi de değil de yedi buçukta eve gelse ne olacağını düşünün. Neden yedide evde olmasını istiyorsunuz? Geçerli nedenleriniz varsa çocuğunuza sorunsuz zamanda (oyuna giderken değil) bunları söyleyin. Eğer söyleyecek somut gerekçeler bulamıyorsanız, cocuğunuz isteğinizi yerine getirmeyip kendi isteğini yapacaktır. Çünkü yedi isteği, gerekçesi olmayan bir kapris gibi gözükecektir gözüne. Bunun adını koyamasa da bu böyledir. Çocuklar güzel bir şey yapmaya hazırlandıklarında kolaylıkla söz verebilirler. Çünkü duyguları o an olumludur. İşte bu nedenle anlaşmanızı söz verdiği halde yerine getiremiyordur. Hele zamanında gelmediği için bir sonraki gün sokağa çıkma yasağını alınca, ertesi günü bu açığını kapatma isteğinden daha doğal ne olabilir?
Ben anneyim yedi dedim mi yedi olacak yaklaşımında iseniz hem yedi olmayacak hem de minik yalanlar sürecektir.
Ana-oğul arasında üst-ast ilişkisinin olmadığı bir iletişim kurduğunuzda hem çocuğunuzu kontrol etmekten kurtulacak hem de anne olarak kendinizi mutlu hissedeceksiniz.
Tabii benim yazdıklarıma itirazınız olabilir, ben öyle çok baskıcı bir anne değilim diyebilirsiniz, ama yazıya yazıyla yanıt verince böyle oluyor.
Şimdi varsayıyorum ki çocuğunuzun akşam yedide evde olması gerektiğinin somut gerekçeleri var, şimdi nasıl bir iletişim kurmanız gerektiğini örnekleyelim:
" ..........ciğim, akşamları sokakta uzun kalmak istiyorsun. Oyundan kopup yedide eve gelmek istemiyorsun ama sen akşam yedide evde olmayınca.............. oluyor ( baban gelmeden banyo yapıp temizlenmeye zamanın kalmıyor. Ya da ben yemeği sekizde yemek zorundayım, sen gecikince yemek de gecikiyor. Ya da baban gelince sen sokakta olunca seni eve getiremediğim için bana kızıyor. Gördüğünüz gibi bir gerekçe söylemelisiniz ki çocuk davranışının neye malolduğunu anlasın ve değiştirme kararı verebilsin. Somut etki söylemezseniz keyfilik ortaya çıkar) Bu durum beni çok rahatsız ediyor. Yemeği tekrar tekrar ısıtmaktan hoşlanmıyorum. Bu durumda ne yapabiliriz? Hem sen istediğini yap, ama benim isteğim de yerine gelsin?
Böyle bir iletişim biçimine çocuklar cezaya verdikleri tepkiyi göstermez, yalan söylemek zorunda kalmazlar. Belki daha erken çıksam olur mu, deyip sorunu çarçabuk çözecektir. Yeter ki kendisini adam yerine koyduğunuza inansın.
Son yazıda kazan-kazan çatışma çözme yöntemini işleyeceğiz. Yararlanacağınızı umuyor, sevgilerimi gönderiyorum.
Birsen Özkan
busra 2010.09.27 tarihinde dedi ki :
Merhaba oğlum 8 yaşını bitirdi. Bazen küçük cezalar verdiğim oluyor. Örneğin sokağa çıktığında bana verdiği sözleri unutuyor ve herdefasında akşam eve gelmesi gereken saatlerde defalarca çağırmak zorunda kalıyorum ve süre uzadıkçada sinirleniyorum elimde olmadan,Oysa dışarıya çıkmadan bu konuda anlaşıyoruz. Hatta söz veriyor. Bu konu da esnek te davranıyorum.bak oğlum saat 7 olmasına 15 dk.var ona göre oyununu ayarlamasını hatırlatmama rağmen hep aynı durum.Ceza olarak da ertesi gün dışarı yollamıyorum davranışından dolayı.. Ama bu da pek etkili olmuyor tabiki..Birde yalan söylemeye yada olayları olduğundan farklı anlatma eğilimi var.üzülüyorum.Birşey söylüyor inanıyorum sonrada şaka yaptıım diyor. Bu konu da da evvelden cezalandırdığım olmuştır. artık cezanın ne kadar yanlış bir şey olduğunun farkındayım.. Bende ona aynı şekilde birşeyler söyleyip inandığında şakaa yaptıım dedim..Bu durum birkaç kere tekrar edince hoşlanmadı bunu neden yapmak zorunda kaldığımı da izah ettim. iyi sonuçlar aldım Ama küçük yalanlar benii çok düşündürüyor...
hacer
busra 2010.09.25 tarihinde dedi ki :
Elif Hanım, ilgi gösterdiğiniz için ben de teşekkür ederim.
Birsen Özkan
busra 2010.09.21 tarihinde dedi ki :
emeğinize sağlık paylaşımınız için çok tşk ederim ....
elif
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Bebeklerde Katı Gıdalara Geçiş

Hastalıkla Savaş Ve Yen