Ekleyen : busra
Tarih : 2010.10.07 00:00:00
Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek

19.Büyüklerin Güç Kullanmasının Olumsuz Etkileri



Güç Kullanmanın Olumsuz Etkilerine devam ediyoruz.

Önceki yazıyı çocuk eğitiminizde ödül-ceza varsa çocukta dış disiplin; ödül-ceza içermeyen etkili iletişimle kurulan bir disiplin varsa çocukta iç disiplin gelişir demiş ve vaz geçtim sorumluluk duygusu geliştirmesinden tek dediğimi yapsın razıyım, deyip ödül - ceza kullanmaya karar verseniz de bu işin pek kolay olamayacağını  ekleyerek bitirmiştim.

Davranış bilimciler ödül-cezanın etkili olabilmesi için, kullanacak olanların önce işleyiş mekanizmasını bilmeleri gerektiğini söylüyorlar:

Ödül ve Cezanın İşleyiş Mekanizması (Ön Koşulları):

1- Bu mekanizmanın işleyebilmesi için çocuğun ya da gencin, büyüğün vereceği ödüllere çok gereksinim duyması, onlara bağımlı olması; verilecek cezalardan da korkması gerekir.

2- Aynı zamanda çocuk/genç gereksinimlerini kendi kendine karşılayamayacak ya da verilecek cezalardan kaçamayacak kadar ilişkiye sıkı sıkıya bağlı olmalıdır.

Eğer bu alt yapı varsa sıra davranış bilimcilerin deneyerek saptadıkları özel koşullara  geliyor.

Cezanın Etkili Olabilmesi İçin:

1-Bir kez cezalandırılan davranış her zaman cezalandırılmalıdır.

İşten çok yorgun döndüğünüz ya da misafirlerle çok yorulduğunuz bir günün akşamında kabul çizginiz çok yukarılarda olduğu için çocuğunuzun masum yaramazlıklarını bile kaldıramayıp onu cezalandırabilirsiniz. Aynı davranışı yorgun ve sıkışık bir durumda olmadığınız zamanda yapsa büyük ihtimalle kabul çizginiz çok aşağılarda olduğu için rahatsız olmaz ve hoş görebilirsiniz. İşte bu nedenle bu maddeyi uygulamak olanaksızdır.( Tutarlı olamayacağınız için Ben Dili kullanarak “şimdi, şu nedenle kabul edemiyorum” dersiniz ve bu açıklamanızla çocuğun gözünde tutarsız görünmezsiniz. Böyle bir ifade çocuğunuzun gözünde başka zaman da kabul etmeyeceğiniz anlamına gelmez. Zaten anababalara verilen “tutarlı olma direktifi” ni hiç anlamış değilimdir. Kabul edemediğimiz ya da kabul ettiğimiz günlük davranışların altında duygular vardır. Duygularda tutarlı olmak diye bir şey olabilir mi? Duygu duygudur, iyisi-kötüsü, güzeli-çirkini olamaz. Bir evde tutarlılık ancak ilkeler ve evrensel değerlerde olabilir  Anababa bu konularda  aynı düşüncede olmalı ve bunlardan ödün  vermemelidir.)

2- Ceza istenmeyen davranışın hemen ardından verilmelidir.


Cezayı istenmeyen davranışın hemen ardından vermek her zaman olabilir mi? Diyelim ki çocuğunuz bile isteye tabağından  kaşık kaşık yemek alıp yere döküyor. Yalnızken isterseniz onu bu davranışının hemen ardından dövebilirsiniz bile (Yazmak bile çok kötü geldi). Aynı hareketi sofranızda misafirler varken yapabilir misiniz? Böyle bir davranışla yalnız çocuğunuzu değil herkesi cezalandırmış olursunuz. Eskiden hatırlıyorum kayınvalideler ve anneler kızlarına “Sen şimdi çocuğunu değil beni dövdün” diyerek tepki verirlerdi. Demek ki bu maddenin de uygulanması zor görülüyor.

3- Ceza çocukla yalnızken verilmelidir.


 Herhalde onurunu korumak için (!) Diğer ikisiyle çeliştiği ortada

4- Cezalandırılan davranış hiçbir zaman ödüllendirilmemelidir.

Sizin salonda top oynadığı için cezalandırdığınız çocuğunuz, akşam babasıyla aynı yerde top oynayabiliyorsa sabah cezalandırılan davranışı akşam ödüllendirilmiş olur. Bu da çocuğun kafasını karıştırır.

5- Cezalar çok sık verilmemeli ve çok şiddetli olmamalıdır.

Cezaların çok sık olmasının zararları görüldüğünden sık verilmemesi gerekiyormuş. Çocuğun, size göre cezalandırılması gereken davranışları üst üste geliyorsa ne yapacaksınız?

6- Ama etkili olabilmesi için yeteri kadar da caydırıcı olmalıdır.


Etkili olması için de caydırıcı düzeyde olmalıymış. Nedir bu caydırıcılığın sınırı? Bir evde çocuğun bacağını çimdiklemek ise başka bir evde bacağında sigara söndürmek olabilir. Bu durum gazete haberlerinden okuduğumuz gibi çocuk istismarına kadar gidebilir. Ama hafif cezaların da etkisiz olduğunu, hatta aşı gibi acıya karşı bağışıklığı güçlendirdiğini biliyorum. Annesinden dayak yerken “Vur, vur acımıyo ki, acımıyo ki” diyen arkadaşlarımı hatırlıyorum. Evet ölçü ne?

İnsan oluşumuzun doğal sonucu olan tutarsızlığımız/kabul çizgimizin oynaklığı nedeniyle (7. yazı) uygulanması neredeyse imkansız olan ve birbirini değilleyen bu koşulları yerine getirmek gerçekten çok zor.

Ödülün Etkili Olabilmesi İçin:   (Durum pek farklı görülmüyor)

1-Ödüller olumlu davranıştan hemen sonra verilmeli ya da çok yakın gelecek için vaat edilmelidir.

Diyelim ki sokakta ya da genel bir taşıt aracındasınız. Çocuğunuz çok hoşunuza giden bir davranış yapıyor. Eğer maddi olarak ödüllendirmeye alıştırmışsanız, sokağa çıktığınızda yanınızda ödül çıkınınızın olması gerekir!

2- Kabul edilmeyen davranış ödüllendirilmemelidir.

Salonda baba-oğulun top oynama örneği.

3- Çocuklar kendi ödüllerini elde edememelidir.
                                                              
Arkadaşına kendi başına gidecek kadar büyümüş çocuğunuza “ Ödevlerini cuma akşamı bitirirsen cumartesi günü seni Ahmetlere  götürürüm” demeniz ödül yerine geçebilir mi?

4- Ödüller erişilemeyecek yükseklikte olmamalıdır.   
   
 Bu çok önemli bir koşul. Sosyal zekâya sahip bir çocuğa “Matematikten beş alırsan……..” demek çok acımasızca olur. Ya da hiperaktif bir çocuğa “ Misafirlikte uslu oturursan sana……..” demek, hiçbir zaman ulaşamayacakları yükseklikte bir ödül vaadi demektir.

5- Beğenilen davranış ödülsüz kalmamalıdır. Bir kez ödül  alan davranış her zaman ödüllendirilmelidir.

Geleneksel disiplinde genellikle hatalar, yanlışlar üzerinde durulur. Bu nedenle ödül-ceza kullanan anababalar çocukları olumlu davrandıklarında bu onlara doğal gelir. Oysa  daha önce böyle bir davranışını ödüllendirmiş olabilirler ve bu kez ödüllendirmediklerinde çocukta çelişki oluşur.

6-  Ödüller giderek arttırılmalıdır.
 
İlkokulu bitirdiğinde bisiklet ödülü verilen çocuğa ortaokulu bitirdiğinde motorsiklet, liseyi bitirdiğinde araba, üniversiteyi bitirdiğinde…….. mi almak gerekir. Etkili olması için ne kadar arttıracağız?

7-  Ve ödülün etkili olabilmesi için ceza ile dönüşümlü verilmesi gerekir.

Doğaldır ki ceza ile dönüşümlü olursa etkisi olur.  Çünkü zıtlar birbirinin şiddetini arttırır. Ceza olmadan yalnız ödül vermek zaman içinde işe yaramaz hale geliyor. Bunu caza uygulamayıp ödül uygulayan okullardan biliyorum.

Bu ceza ve ödül koşulları size de sirklerdeki hayvan terbiyesini hatırlatmadı mı? Hayvanlara bile yapılmasından hoşlanmadığımız şeylerin çocuklara uygulanması reva mıdır? İnsan yavrusu lâftan anlar, yeter ki büyükleri onu insan yerine koysunlar.

Beni şaşırtan cezanın zararlarını görüp bundan vazgeçen anababa ve öğretim kurumlarının,  nasıl oluyor da ödülün sonuçlarını düşünemiyor, göremiyor olmaları. Sanıyorum daha önce de söylediğim gibi bunun nedeni ceza verirken duyduğumuz olumsuz duyguları ödül verirken duymamamız ve ne yazık ki psikolojinin büyüklerinin de ödülün pekiştireç olarak kullanılmasının yararlarından söz etmeleri olabilir.

Oysa kısa vadede işe yarar gibi görünen ödül vermenin, uzun vadede çocuğun kişilik gelişimi üzerinde tıpkı ceza gibi etki ettiği kesinleşmiş bir olgudur.
Cezanın olumsuzluğu ayan beyan olduğu için onu bir kenara bırakıp ödül üzerinde durmayı sürdürelim.

Ödülün Yan Etkileri de vardır.

1- Utandırır.

Sizler de benim gibi ödül aldığınızda utandığınız zamanlar olduğunu anımsayabilirsiniz. Teyzemin küçük torunu ilkokuldayken öğretmeni çalışkanlığından, terbiyeli oluşundan dolayı onu her gün tahtanın önüne çıkartır ve arkadaşlarına alkışlatırmış. O da bu durumdan çok utandığını ve “Hiçbir zaman benim kadar çalışkan olamayacak ve alkışlanamayacak arkadaşlarım var, işte onların beni alkışlamasından utanıyor ve çok üzülüyorum” demişti annesine. Evet duyarlı çocukları ödül almak utandırabilir.

2-  Ödül alanı kıskandırır ve onunla rekabete sokar.


 Ödül alan masum çocuk, kardeşleri/arkadaşları tarafından adeta düşman ve savaşılması gereken bir rakip olarak algılanır. Bu rekabet duygusu yenme duygusunu getirir. İşin içine yenme isteği girince çocuk artık dış etki ile hareket ediyor demektir. Yaptığı işi, içinden gelerek keyifle değil yarışma isteğiyle yapar. Deci ve arkadaşları, bir etkinlik sırasında çocuklar yarışma içine sokulunca, etkinlik artık zevk için yapılmaktan çıkar ve kazanmanın bir aracı olarak görülmeye başlanır, demişler. Ne kadar doğru.   Eğitimci John Holt  (1982) "Yıldızlı notlar, takdir, teşekkür gibi küçük ödüller için, daha doğrusu utanılması gereken başkalarından daha iyi olma duygusu için, çocukları yarışmaya zorlayarak onlardaki öğrenme sevgisini yok ediyoruz," demiş. Çok da güzel demiş….

3-  Çocuk, güzel ve doğru olanı yapmaktan, çalışma ve öğrenmekten alacağı zevk ve doyum (iç ödül) yerine dış ödül için çalışır.


Oyuncaklarını, odasını toplayan çocuk, bunu  kendi başına yapmaktan alacağı hazzı fark etmez olur ve “Anne bak odamı topladım, bana ne vereceksin?” Dersler için  de aynı şey söz konusudur.

4-  Alışkanlık yapar.

Yararı geçici de olsa güzele alışmak kolaydır ve tekrarı istenir.

5-  Hakkaniyet duygusunu zedeler.


İnsan oluşumuzun doğal tutarsızlığı nedeniyle ödülleri eşit dağıtmamız söz konusu olamaz. Özellikle birden fazla çocuğun olduğu evlerde ve özellikle sınıflarda ödül kullanmak laboratuar çalışmalarındaki dikkati ister.  Eşitliği sağlamak için büyüklerin kalem- kâğıt ellerinde verdikleri her ödülü not etmeleri gerekir ki haksızlık etmesinler. Çocuklar çok dikkatlidir, hiçbir şey gözlerinden kaçmaz “Geçen gün yemeğimi bitirdim diye dondurma vermiştin, ama şimdi de bitirdim dondurma vermedin”; “Abim 5 alınca ona pasta yaptın, ben de geçen hafta sosyalden 5 almıştım ??”  Belki de anne, çalışmayı sevmeyen  büyük çocuğunu teşvik için ödül vermeyi düşünmüş, çalışkan olan küçüğü için buna gerek görmemiş olabilir. Görüldüğü gibi annenin düşüncesinin ne olduğu değil, çocukların ne algıladıkları önemlidir. Eski bir anababa grubumda ödül konusunu işlerken Gordon’un dediklerinin tümünü bir yaşantıda görmüştük: Bir çiftin ilkokul birinci sınıfa giden bir kızları vardı. Çocuğun parmak kasları çok zayıfmış. Doktoru annebabaya olabildiğince fazla yazı yazmasını sağlayın, demiş.  Annebaba öğretmenle bu sorunu paylaşmış ve ödül vererek çocuğu teşvik kararı almışlar. Zaten okulda ödül bolca kullanılıyormuş. Zorlu süreç başlamış. Evde her yazdığı sayfa için ödüller, sınıfta her götürdüğü ödev için bol yıldızlı beşler verilmeye başlanmış. Önceleri çocuk bu teşvikten hoşnutmuş. Ancak verilen ödüller onu tatmin etmemeye başlamış. Daha fazlasını bekler olmuş. (Giderek artırılmalı ya). Sonunda da “İstemiyorum sizin ödülünüzü başardığım için değil daha fazla yazmam için veriyorsunuz zaten,” demiş ve yazmaktan tümden vaz geçmiş. Okulda da teşvik için verilen fazladan notlar yanındaki arkadaşında haksızlığa uğramışlık duygusu yaşatmış ve bir çocuk öğretmenine “ Eğer onunkiyle benimkine aynı notu veriyorsanız benimkinin daha güzel olmasının hiç önemi yok demek ki, haksızlık bu” demiş ve ödevini yere atarak çiğnemiş. Ödül verirken adaleti sağlamak çok zordur. Dediğim gibi anababa ve öğretmenlerin sayımdan başka bir şeye zamanları kalmaz.

6-  Yokluğu ceza gibi algılanır.  “Anne dişlerimi fırçaladım, saçlarımı taradım ama bir şey demedin/yapmadın ” diyen bir çocuk en azından daha önce “aferin” almaya alıştırılmış demektir. Alamayınca da yaptığı işin beğenilmediğini düşünür ve bu ödül yokluğunu ceza gibi algılar. En önemlisi de ödüle alıştırılmış çocukların ödül alamadıklarında yaptıklarından tamamen vaz geçmeleridir. (Diş fırçalama, ders çalışma vs) Çünkü çocuk olumlu davranışını, o yaptığı davranışın sonucunda hissettiği iç ödül yerine , anababasının/öğretmeninin verdiği dış ödülle eşleştirmiştir. Bu dış ödül kalkınca ona bağlı olan davranış da doğal olarak yok olur.

7-  Fazlası kanıksanır.  Çünkü çocuk alışır, fark etmez hale gelir. Ona göre doğallaşmıştır artık ödül.
Ama zaman içinde bir gariplik olduğunu, artık işe yaramadığını çocuk da anababa da anlar ve ne yapacaklarını bilemezler. İşte bu nedenle dış ödül vererek çocuğu çocuk bırakmak yerine, onun kendi iç ödüllerini alıp sorumluluk duygusu geliştirmesine, dolayısıyla birey olmasına izin verilmelidir.
Dış ödüllerin soyut olarak “aferinler, övgüler”, somut olarak da bazı armağanların olduğu açıktır. Peki iç ödül nedir? Çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranıştan hoşnut olması, haz, gurur, başarı, mutluluk vb. gibi duyguları hissetmesi onun için iç ödüldür.

Örnekleyelim:

Minik yavrunuz küplerden kule yapmaya çalışıyor. Başarınca hissettiği duygular (sevinç, başarı…) onun iç ödülüdür, sizin aferininiz dış ödüldür.  Minicik yavru duygu hisseder ama henüz duygularının adını koyamaz. İşte o zaman annesinin “Kendi kendine başardın” diye bir geri bildirim vermesi, çocuğun kendi ile ilgili farkındalığını sağlar. Bu arada siz de sevinmişsinizdir. Aferin yerine “Sen sevindin, ben de sevindim” diyebilirsiniz. (Çocuklarının her şeyi kusursuz yapması gibi gizli bir beklentisi olan annelerin, üst üste düzgün koyamadığı küplerin devrileceğini anladıklarında “Bir tanem küpleri bak şöyle tam üst üste gelecek şekilde koymalısın ki kulen olabilsin. Yoksa yıkılır” deyivererek, çocuğun belki birincide olmasa da ikinci, üçüncü denemesinde kulesini yaparak başarma duygusunu tatmasına engel,  bundan da kötüsü ben beceremiyorum düşüncesiyle yetersizlik, güvensizlik duygusunu yaşamasına neden olurlar. Oysa çocukların oyunlarına müdahale etmeden, ama yanında olduğumuzu hissettirirsek, çocuklar reddedilmedikleri bu kabul ortamında kendi kendilerine bir şeyleri deneyip, başarıp iç ödüllerini alabilirler. )

(Övgü, çok masum görüntü veren bir ödüldür. Övgünün gizli bir gündemi vardır ve çocuklar, içindeki bu gizli gündemi yani eleştiriyi hemen yakalar. “Saçların bu gün çok derli toplu” dendiğinde, “Diğer günler dağınık” denmek istendiğini; “Bu gün hiç yaramazlık yapmadın, aferin” dendiğinde “Diğer günler yaramazsın” çıkarımını kolaylıkla yaparlar. Övgüde bir değerlendirme ve “Ben senden üstünüm” mesajı vardır. Övgü yerine Olumlu Ben İletisi ve gerektiğinde de Etkin Dinleme kullanmak en doğru iletişim biçimidir.)

Ödül ve ceza kullanılan ev ve sınıflarda çocuklarda iç denetim gelişmez çünkü dış denetim vardır. İkisi bir arada asla olamaz. Dış denetimle çocukları uslu olan öğretmenlerin öğrencileri, öğretmen arkasını döndüğü anda bir birlerine yapmadıkları kalmaz, hele öğretmen sınıftan çıkarsa çılgınlar gibi davranırlar. Baskı kalktığı anda çocuklar beklenilenin tersini yapar. Oysa korkudan değil, sevgi ve saygıdan beslenen çocukların öğretmenlerinin sınıftan çıktığı zamanlarda da sınıfta öğretmenleri varmış gibi davrandıklarına defalarca tanık olmuşumdur.

Ödül - ceza kullanmak demek, çocuğun ne yapacağına ya da yapmayacağına büyüklerin karar vermesi demektir. Çocuğun söz hakkı yoktur. İşte bu nedenle:

Ödül ve ceza


1- Karar verme yeteneğinin gelişmesine engel olur.
2- Kendini idare edebilmeyi yok eder. Dolayısıyla iç denetim ve sorumluluk duygusu gelişmez.
3- Kendine güven duygusu gelişmez
4- Bağımlı çocuklar,  bağımlı yetişkinler olur.  
5- Tartışmayı, özgür düşünceyi değil; itaat etmeyi öğretir.  
(Saldırgan  ya da çekingen)   
6-  Çocuk benlik durumunu büyütür.

Bu maddelerin hepsi üzerinde söylenecek çok şey var. Sn. Büşra Karaca kitapların en can alıcı noktalarını zaten sizlerle paylaştığı için yalnızca 2 ve 5. maddelere Dış Disiplin mi İç Disiplin mi kitabından bir örnekle değinmek istiyorum.

Gordon bazı gençlerin güçle baş etme yöntemi olarak pes edip boyun eğdiklerini söylüyor ve otoriteye boyun eğilmesi disiplin yanlılarının her şeyden çok istedikleri bir şeydir; çocuğa itaat etmeyi öğretmek en değer verdikleri amaçlarıdır, diyor. Bir başka yerde de beni yüreğimden kavrayan şu cümleleri söylüyor:

“ Otoriteye itaati bir erdem gibi görmek yerine, topluluğumuzun bir hastalığı olarak görmemiz gerektiğine inanıyorum. Kendilerine yapmaları söylenenleri hiç sorgusuz yapmaları gerektiğine inanan yurttaşlar yetiştiriyoruz. Bu yaklaşım ailede başlar, okullarımızda, askeriyede, dini topluluklarda ve iş yerlerinde pekiştirilir. Başkalarına boyun eğmeye koşullandırılan kişi, kendisini başka birinin isteklerini yerine getiren bir araç olarak görür ve artık kendi yaptıklarından sorumlu olmadığını düşünür.

Şimdi örneğe geçiyorum:

1960 lı yıllarda Pskg. Stanley Milgram ve arkadaşları Yale Üniversitesinde bir araştırma yapıyorlar ve bu araştırma ödül alıyor.

Öğrencilerine “Bir deney yapacağız ve insanların nasıl öğrendiğini anlamaya çalışacağız. Deneklerin ellerine elektrotlar bağlayacağız. Yaptıkları her hatada siz düğmeye basacaksınız ve onların ellerine elektrik akımı geçecek. ” demişler. Aslında öğrencilerin öğrenmelerini test edeceklerini sandıkları insanlar (rol yapan aktörler) çalışmanın deneği değil, denek olan öğrencilermiş. Çalışmanın asıl amacı, öğrencilerin otoriteye (profesöre) itaat etme ile etmeme iç çatışmasını nasıl çözeceklerini incelemekmiş.

Deney başlayınca otorite her yanlışta akımı artırmalarını söylemiş ve öğrencilerin her düğmeye basışlarında aktörler, olmayan elektrik akımından güya canlarının ne kadar çok yandığını gösteren davranışlarda bulunuyorlarmış.

Milgram deyeyin  sonucunu çok dehşet verici bulduğunu söylüyor. Çünkü deneklerin üçte ikisi “itaatkâr” öğrenciler olarak hocalarının dediğini uygulamış. Bazıları “Adamın orada canı yanıyor, o çığlıklar atarken devam edemeyeceğim” diyerek bitirmiş, ama üçte ikisi sürdürmüş. Daha sonra öğrencilerden bazıları yaptıklarının yanlış olduğunun ayırdında olduklarını ama otoriteye itaatsizlik edemediklerini söylemişler. (ne büyük zorluk). İtaat edenlerdeki yaygın düşünce, hareketlerinden kendilerini sorumlu görmemeleriymiş. Her biri kendisini kabul edilemeyecek bu davranışı seçen bir kişi olarak değil, dış otoritenin bir aracı olarak görüyor ve sadece işlerini yaptıklarını söylüyorlarmış. Milgram’ın vardığı sonuç: Sorumluluk duygusunun kaybolması otoriteye boyun eğişin en kapsamlı bir sonucudur. Otoriteye itaat sorumluluk duygusunu ve kendini denetlemeyi yok eder.

Ödül ve ceza ile eğitilen çocuklar büyüklerini mutlu edecek kabul edilebilir davranışları yapmayı, ceza almamak için mutsuz edecek, kabul edemeyecekleri  davranışları  yapmamayı   öğrenebilirler.  Bazı büyükler için bu istenen  bir durumdur. Ancak böyle çocuklar yeniliğe kapalı,  kendini yönetemeyen, başkalarının istediği gibi davranan, yaratıcılıktan yoksun büyükler olmaya adaydırlar. Çünkü değişip gelişmekten çok, uyumu öğrenirler.




Yeni bir şey denemektense, kendilerine ödül getirecek ya da cezadan koruyacak kalıplara uyarlar.
(Amarika’da tecavüze uğrayan küçük çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada tümünün otoriter ailelerde yetiştiği ortaya çıkmış. Çocuk büyüklere “hayır” demeyi öğrenmediği için bu kabul ediciliği tüm büyüklere transfer ediyor.)

Ödül ve cezanın çocuk üzerinde nörotik etkileri vardır. Ceza- ödül bir gün vardır, ertesi gün anababasının iyi yanına gelir yoktur. Bu çocuğu eğitemeyeceği gibi gerçekten ona çok büyük zararlar verir.

Yine bir deneyden söz edeceğim: Bir fareyi yaylı bir platforma koymuşlar, karşısında da iki minik kapı. Kapıların birinin üzerinde yeşil kare deseni var, diğerinde kırmızı bir üçgen. Fare kareli kapıya zıplatılıyor, kapı açılıyor, arkasındaki peynir fareciğin ödülü oluyor. Sonra kırmızı üçgenli kapıya zıplatılıyor, kapı açılmıyor ve çarpıp yere düşüyor. Bir iki zıplayıştan sonra kırmızı kapıya zıplamamayı öğreniyor. Çünkü orada ceza var.  Bu öğrenme gerçekleşince farenin tutarsızlıkta ne yapacağını görmek için renkli şekiller kapılara rast gele konuyor. Yeşil kareliden çıkmasına alışık olduğu peynir bazen çıkmıyor, bazen kırmızı üçgenli kapıdan çıkıyor vs. Farecik sterese girip pes ediyor ve  nörotik davranışlar göstermeye başlıyor.  Bir hafta sonra da zavallıcığın tüyleri dökülüyor. İşte böyle sevgili anneler babalar fazla söze gerek yok.

Bir de güç kullanmanın anababa üzerindeki etkilerine bakalım:

Güç Kullanmanın Bedeli
* Bir insan, başka birini denetimi altında tutmaya çalışınca  tepki almayı da beklemelidir.
* Denetim altında tutan, denetlediği kişilerin tehdidini sürekli olarak hisseder.
* Bir yerde baskı ile disiplin bir norm ise, isyan kaçınılmazdır. (Yöneten sertleşince yönetilen kurnazlaşır: Çin ata sözü)
* Güç, kullananın etkisini azaltır ve kullandığı kişiye karşı  yabancılaştırır, bu uzaklık etkiyi daha da azaltır.
* İşte bu nedenlerle :Güç, kendini yok eder.

Bırakın cezayı ödül için bile son sözü, hep ödül alan bir çocuğa bırakıyorum. İçimdeki Çocuk Dergi’sinden almıştım, 1. sınıf öğrencisi bir çocuğun yazdıkları:



Ödül – ceza kullanmadan, etkili iletişim becerilerini kullanarak körü körüne itaat eden değil; düşünen, sorgulayan, “ben de varım” diyen evlâtlar yetiştirmeniz dileğiyle…

Bir sonraki yazıda  “Değerler” konusuna değineceğim.

(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.)

Bu yazı 3880 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.11.03 tarihinde dedi ki :
Sevgili Tuba Anne,
Bilgisayarımdan on gün kadar uzak olacağımı duyurmuştum. Bir kaç gün daha uzadı ve yanıtınız bu nedenle gecikti.
(Önce durumu ifade ediş biçeminizin etkilendiğimi söylemeliyim. Siz yazmalısınız, yazdıklarınızı da ben okumalıyım.)
Şimdi yazdıklarınızdan anladıklarıma gelelim. Yaşamadan yorum yapmanın yanlışlığını bildiğim halde, sizin kardeşler arasındaki iletişim için neler yapabilirim, sorunuzun altında sanıyorum büyük kızımın kendisini korumasını nasıl sağlayabilirim sorusu da yatıyor, diye düşündüm.
İnsanın doğasında kolaya ve iyiye yönelmek vardır. "Miniğiniz" abla ve ağabeyinin hoşgörü ve olgunluğu nedeniyle kolayca kendi istediklerini yapmaya ve yaptırmaya alışmış görünüyor. Sorun kimin konusunu işlerken kardeşler arasındaki sorunlara kendilerine ve size zarar vermedikleri sürece karışmayalım ki sorun çözmeyi öğrenebilsinler, demiştim. Bu durumda "zarar" var mı bakalım. Böyle sürüp gittiğinde minik bencil bir kişilik geliştirebilir, "olgun abla" ise kardeşi için" hep verici" olmayı, kendi gereksinimlerini gözardı etmeyi sürdürebilir. Bu durum sizin de fark ettiğiniz gibi ikisi için de sağlıklı değil. Ne yapabilirsiniz?
1- Önce büyük kızınızla bu durumu konuşmalısınız. 4 yaşında bir çocuk çok kolay anlayabilir.
a) Kardeşiyle ilişkisi hakkında konuşmak istediğinizi söyleyip sorunsuz bir zaman için randevulaşın.
b) Konuştuğunuzda kardeşine karşı olgun davranışları ve hoşgörüsü için olumlu geri bildirim verin.
c) Ama bu durumun sür git böyle olmaması gerektiğini,olduğu takdirde her ikisi için de olumsuz yanlarını anlatın.
d) İşbirliği yapmak isteyip istemediğini sorun.
Muhtemelen onaylayacak ve "Ne yapabilirim ki?" diyecektir.
O zaman:
2- Yapmak istemediği halde kardeşini üzmek istemediği için yaptığı davranışlarını fark etmesini sağlayın.
Bunun için"hayır" demesini sonra da duygularını kardeşine söylemesini önerin. Yani çocuğunuza ben dilini öğretin.
Böyle bir durum, büyük bir olasılıkla miniğin alışık olmadığı bir durum olduğu için hiç hoşuna gitmeyecek ve olay çıkacaktır. İşte o zaman etkin dinleme zamanıdır.
3- Yanlarına giderek ne olduğunu sorun. Biri söze başlayacaktır. " Ben de resim yapmak istiyorum, ablam boyayı bana vermiyor". "Ablanın boyasını alıp sen kullanmak istiyorsun" Sonra büyük kızınıza dönüp "Kardeşin senin boyanla resim yapmak istiyormuş, ne diyorsun?" Abla daha önce sizin tarafınızdan eğitildiği için (öyle olmasını yürekten istiyorum) "Hayır, vermek istemiyorum, çünkü o zaman benim resmim yarım kalacak." " Resmini bitirmek istediğin için kardeşine boyanı vermek istemiyorsun." Küçüğe dönerek "Ablan kendi kullandığı için boyasını sana vermek istemiyor." Burada yapılan ya da yapılması gereken nedir? Henüz herhangi bir nedenden dolayı kendi aralarında sorun çözmeyi bilmeyen küçükler arasında arabuluculuk yapmaktır. Hakem olmadan, taraf tutmadan ondan aldığımızı diğerine iletmek, bir başka deyişle kendi bağırış çağırışları sırasında duyamadıklarını sizin aracılığınızla duymalarını sağlamaktır. Bundan sonra sıra sorun çözmeye geliyor. İkisine birden " Sen boyanı vermek istemiyorsun, ama sen de resim yapmak istiyorsun, ne yapabilirsiniz?" diyerek hem onların sorununu önemsediğinizi, hem de taraf tutmadan sorunlarına yardımcı olmak istediğinizi gösterebilirsiniz.
4- Sorun çözmeyi bilemedikleri için öneriler getirebilir ve içlerinden ikisine de uyacak birine karar vermelerini sağlayabilirsiniz. Ama "ne yapabilirsiniz" sorusundan sonra mutlaka düşünmeleri için izin vermek sonra öneri getirmek gerek.
Yazarken ne kadar kolay görünüyor değil mi? Hele hayali bir senaryo üzerinde olursa ! Demek istediğimin özeti şu : Küçüğe "yapma, etme" demeksizin büyüğe kendi sınırlarını çizmesini, yapmak istemediği zaman yapmamasını öğretmeniz ve sorunlarını kendi aralarında çözmelerini (gelecek yazı) öğretmeniz gerekiyor. Bu nasıl olacağın yanıtıydı yukarıdaki teknikler. İşte bunu sağladığınız zaman iletişimlerinin dengeli, sınırlara saygılı bir hale geleceği ve sizin de biraz daha rahatlayacağınız kesin. Kolay mı? Hem evet, hem hayır. Evet için büyüğün "Ben de varım, benim istediklerim, istemediklerim de var, bu nedenle her istediğini artık yapamayacağım canım kardeşim" demesini öğrenmesi gerek. Sizin desteğinizle bunu başarabileceğine inanıyorum.

Küçüğün düşkünlüğü ise doğal. En çok O'nun olmanız isteği ile böyle davranıyor olabilir. Dediğiniz olabilir...
Tüm uğraşlarınız kolay gelsin.
Sevgilerimle.
Birsen Özkan
busra 2010.10.19 tarihinde dedi ki :
Merhaba, yazilarinizi ilgiyle takip ediyorum. Emeginiz icin tesekkur ediyorum. 9 yasinda bir oglum, 4 ve 3 yasinda iki kizim var. En kucuk kizimla cok sik kriz anlari yasiyoruz. Gozlemci, inatci, dedigim dedik bir kucuk hanim. kriz anlarinda durmadan bir saat aglayip bagirabiliyor. Cozumun benden yana sakin, kararli bir tavir oldugunun farkindayim. Ama ozellikle 4 yasindaki ablasiyla iliskisi konusunda nasil davranmam gerektigini tam cozemedim. Oglum ve 4 yasindaki kizim genelde sakin, iletisime aciklar. Onlar da kardesleri problem cikarmasin diye cogu zaman alttan aliyor. Minigim de bu duruma alismis olmali. Ablasinin elinden bir seyi almakta hic sakinca gormuyor. Ozellikle ablasiyle iliskisi konusunda neler yapabilirim? Bana cok duskun. Acaba surekli beni mi deniyor kimi tercih ediyorum diye? Sevgiler..
Tuba
busra 2010.10.19 tarihinde dedi ki :
merhaba birsen hanım,
önerileriniz için teşekkür ederim.yalnız ufak bir yanlış anlama var yada ben yanlış anlatmış olabilirim...kızım her zaman yani genelde bu davranışları sergileyen bir çocuk değil, öyle olsa hiçbir anne baba dayanamaz heralde:)) belirttiğim gibi tutturma ve inat dönemini çok iyi kullanan ve had safhada sınırları zorlayan bir çocuk...her çocuk ayrı bir dünya gerçekten...kızım her ortamda farkını gösteren çok akıllı ve zeki bir çocuk, yaşıtlarına görede gelişimi hem görsel hem motor becerileri açısından çok iyi bir çocuk, kreşteki öğretmeni irem in kendini ifade yeteneğine hayranım o birşey anlatırken ben öyle kalakalıyorum diyor, dolayısıyla her ortamda etkili bir çocuk...dolayısıyla böyle bir çocuğu yetiştirmek eğitmek çok daha zor, ve kızım hiçbirşekilde korkuyla tehditle kandırmacalarla büyütülen bir çocuk olmadığından algıları çok yüksek....durum böyle oluncada inatlaşmaları, tutturmaları olduğunda krizi yönetmek çok zor ben ve eşim için....nisan ayında taşındık ortam değiştirdi, huzursuz oldu 2-3 ay da sakinleştik, eylül de kreşe başladı...farklı ortama girmenin bunu algılamanın zorlukları da şimdiki kaousumuzun açıklaması aslında....ben bunların farkındayım ama inanın bir çocukla 24 saatinizi geçiriyorsanız her an sakin kalabilmek bunların geçici olduğunu hatırlamak bir anne için zorlaşabiliyor....irem genelde sakin, sınırlarını bilen, gözlemci bir çocuktur....hayatındaki değişiklikler her insanı etkilediği gibi onuda etkiliyor....bunları anladığım için çok sabrediyorum taviz verdiğim için yada sınırlarımız olmadığı için...zaten zorluk yaşayan zaten dünyayı alıgılamaya çalışan yeni ortama alışmaya çalışan gergin bir çocuğa anlayışlı davranmak gerektiğini düşünüyorum....son 3-4 gündür kızım iyice sakinleşti...normalde her fırsatta çıkardığı krizleri birden azalıverdi....öğretmeniyle de görüştüm kreşte çok uyumlu dedi...iremin kurallarla sınırlarla problemi yoktur ondan hemen uyum gösterebildi....çünkü bebekliğinden beri evimizin belli kuralları vardır belli anlayış noktaları vardır...örneğin kreşte tv izleyemeyen çocuk kreşi sevmeyebilir bunun için bile ağlayabilir, ama irem bunu yapmaz çünkü zaten evdede belli bir süre tv izler akşama kadar tv açık olan evlerden olmadık hiç...yada yemeğini tv karşısında salonda yiyen çocuk mutfakta tv siz yemek yemek istemediğinden ağlayabilir ama irem bunu yapmaz çünkü yemeğini hep mutfakta ve masada yer tv siz....dolayısıyla sınırlarımız var elbet ama işlerin çığrından çıktığı geçici dönemler vardır bunun geçici olduğunu unutursunuz bazen işte o dönemi atlatıyoruz...iremde 4-5 ay gayet sakin huzurlu oluyor sonra 1 ay inatlar tutturmalar oluyor yaşıyla ilgili olduğunu bildiğimden olabildiğince sakin atlatmaya çalışıyoruz ama taşınma ve kreş belkide kızımı fazla zorladı diye düşünüyorummm....şuana kadar pedagoga hiç götürmedim ama biraz maddi sebeplerden...aslında avrupada insanlar bilgilerinin yetmediği noktalarda danışman olarak pedagoga gidiyorlar bunun yanlış olmadığını düşünüyorum.....herşey için teşekkür ediyorum...filiz ve iremden saygılar sevgiler :)
filiz demir
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
Sevgili Ayşegül Anne, tabii ki zorlanacaksınız yavrularınızı yetiştirirken. Kolay mı bir "insan" ın yapılanmasına katkıda bulunmak? Önemli olan çocuk yetiştirirken felsefeniz ne olduğu? Onura saygı ve eşitlik sizin yaşam felsefeniz ise, zaten sen dili, iletişim engelleri ve ödül-ceza kullanamazsınız, yapamazsınız, kendiliğinden başka bir şeyler ararsınız. İşte bu noktada tekrar tekrar okumanın yararı olur. Ama çocuk yetiştirmede "ben büyüğüm, ben bilirim" eğitimdeki felsefeniz ise sürekli okusanız da bir faydası olmaz. Çünkü hatırlayın, "paradigma değişikliği yapılmadan davranışta yapılan değişiklikler uzun süreli olamaz" demiştik. Özetle "eşitlik" içinizde bir değerse gerisi teferruat.
Kolay gelsin.
Birsen Özkan
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
Notum siteye...
Gonca Anne'ye yanıtımı göremiyorum.
Teşekkürler

Henüz yayınlamamıştım, yayınladım. Teşekkürler.

Büşra

Birsen Özkan
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
merhabalar.Birsen hanım yazılarınız cidden yapıcı ve tamir edici.diger yazınızda hatırlarsanız yazmıştım kızımla biraz sıkıntılıyız diye.haklısınız çocuklara ters bir bakış bile onlar için ceza olabiliyor.ama yeri geliyor kilitleniyor insan.ikinci çocugm olunca ben çok zorlandım.hep hayıflandım insanlar nasıl bu işi yapıyor.dediğiniz gibi mükemmel olamayız. yazıları okuyunca tamam diyorum ama pratikte aksilikler çıkıyor.tekrar tekrar okuyunca nakşolur mu acaba.
aysegul
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
Sevgili Gonca anne, o çocuğun ödülle ilgili yazdığı gerçek. O derginin danışmanlığını yapıyordum, bir velinin gönderdiği benim için çok önemli belge niteliğinde..
Gelelim Magic 1,2,3 e
Hep sorduğum bir soru vardır, size de sorayım: Çocuğunuzun istediğiniz gibi davranmasını mı istiyorsunuz yoksa eğitilmesini mi? Ödül ceza için de aynı şeyi söylerim. Ö-C ile davranış değişikliği sağlayabilirsiniz ama vicdan, sorumluluk gibi soyut konularda ne yapacaksınız? Her özellik için farklı bir yöntem mi kullanacaksınız? Magic 1,2,3 de yalnızca davranış değiştirmeye yönelik bir yöntemdir. Ve çocukları Pavlov'un köpeği gibi koşullandırır. Evet (1) deyince arkadan (2) nin ve (3) ün geleceğini ve ortamdan uzaklaştırılacağını bildiği için davranışından vaz geçebilir. Ama ona (1) ....(3) diyecek birinin olmadığında ne yapacağını düşünüyorsunuz? Bütün sorun dış denetim olmadığında çocuğun nasıl davranacağıdır? Ben tüm dış denetimlerin çocuğun gelişmesine olumsuz etki ettiğini bildiğimden Magic 1,2,3 ün de benim gözümde ödül ve cezadan farkı yok.
Sevgilerimle..
Birsen Özkan
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
Sevgili Nur Anne,
Umutsuzluğa kapılmanızı anlıyorum, ama onaylamıyorum. 20. yazıda dertleşmenizle ilgili bir açıklama bulacaksınız. Bizler atılgan bireyler yetiştirdikçe toplum da değişecek. Atılgan bir öğrencinin öğretmenini değiştirdiğini ben yaşayarak öğrendim. Merak etmeyin ve karamsarlığa düşmeyin. Çünkü çocuk üzerinde en etkili olan kurum ailedir. Ailesinde mutlu olan çocuk güçlü ve "savaşçı" olur.
Sevgilerimle.
Birsen Özkan
busra 2010.10.18 tarihinde dedi ki :
Sevgili Filiz Anne,
Yavrunuz niye böyle davranıyordur?
*Yuvasında mutludur ama hep sizinle olmaya alışık olduğu için özlüyordur.
*3 Yaşında olduğunu hatırlıyorum. "Benim dediğim olacak" yaşında, bu nedenle böyle davranıyor olabilir.
Yanlışlar:
* Çocuğun her istediğini yapmak onun iyiliğine değildir. babası fıs fıs yaparken sizi istemesi kapristir. Sizin gidip yapmanız (hemen olmasa da) ödün vermektir.
* Oyuncakları kapıya, yere vururken "güzel güzel oynayalım" nasihati yanlış zamanda verilmiştir. O an sorun vardır, nasihat iyice iletişim engeli olmuştur.
* Her sorun olduğunda çocuk psikoloğa, psikiyetrise götürülmez. Sorun çocukta değil, çoğunlukla iletişim biçimindedir. Yumuşak anne olmak iyidir de ödün verme noktasındakötüdür.Böyle olunca çocuk sınırlarını bilemez. Sürekli ileriye gidip sınar. Amacı sınır bulmak olabilir. Sınırlar güven verir. Bu sınır ona konmamalı. kendi sınırlarınızı çizmelisiniz. "Şunu şu nedenle yapamam" gibi. O sizin sınırınızda durmalı, daha ileriye gidememeli. Onun durması için sizin de o noktada durmanız gerekli.
Yapılması gerekenler:
*Kaprislere boyun eğmemek. "Böyle davrandığında senin dediğini yapmak hiç içimden gelmiyor" gibi bir geri bildirim verip istediğini gerçekten de yapmamalısınız. Bu kendi sınırınızı çizmektir.
* Vurup kırdığında nasihat yerine ED+ BD becerilerini kullanmalısınız.
Bunu bir kez daha konuşmuştuk sanıyorum. Lütfen 10. yazıyı yeniden okuyun. " Şu anda oyuncağını arkadaşına vermek istemiyorsun "(ED) +"Ama ben de ben de para verip aldığım oyuncaklarının kırılmasını istemiyorum" (BD) Bu arada ellerini yumuşak ama kararlı bir biçimde tutabilirsiniz. Sakinleşirse " Napalım?" (Ç.Ç) Eğer vurup kımayı sürdürürse oyuncağı elinden alabilirsiniz. Çocuklar kriz anında nasıl davranacaklarını bilemezler. Kendine ve çevresine zarar vermesini önleyebilirsiniz.
* Ben minik çocukların hemen psikologlara götürülmesine karşıyım. Ama karar sizin. Kızınız her isteğinin yapılmasına alışmış bir çocuk. Yuvada kurallar uyuyor ve evde bunun acısını çıkartmak istiyor olabilir. Öğretmeniyle konuşup kurallara uymakta zorlanıp zorlanmadığını öğrenin. Yuvada uyuyorsa sizin kararlı tutumunuzla evde de uyacaktır. Şu an kastettiğim genel kurallar değil. Sizin yapmak istemediğiniz ya da onda engellemeye çalıştığınız bir şeyde size baskı yapmamasını öğrenmesi.
* Bana göre tek tek olaylar karşısında gösterdiğiniz FAZLA SABIR yerine, bu dönemin gelip geçici olmasıyla ilgili genel bir sabra ihtiyacınız var. Çocuk büyürken her zaman her şey dört dörtlük olur mu? O zaman o cocuk olmaz ki... Biraz rahat olmaya çalışın, onu da kendi başına bırakmayı öğrenin ki o da öğrensin ve lütfen kendi isteklerinizden ödün vermeyin. Bundan sonraki yazıda bu konuyu işleyeceğiz. Ona değil kendinize sınır çizin.
* Eğitimi de sorunsuz zamanda yapın. Uykudan önce olabilir. "Oyuncakların kırılınca ben üzülüyorum. Çünkü babanın kazandığı paralar ziyan oluyor," gibi....
Kolay gelsin.
Birsen Özkan
busra 2010.10.15 tarihinde dedi ki :
Sevgili Anneler. 2 gündür evde değildim. Sizleri en geç Pazar günü yanıtlamaya çalışacağım.
Sevgilerimle.
Birsen Ozkan
busra 2010.10.15 tarihinde dedi ki :
Birsen hanım bu koyduğunuz fotoğraf gerçek mi? Yani bir çocuk böyle mi demiş?Yavrum benim ne kadar kötü etkilenmiş bu ödül ve ceza çıkmazından.

Birsen hanım ben tüm dünya annelerinin uyguladığı bir yöntem hakkında fikrinizi sormak istiyorum . Ben büyük oğluma magic 1 - 2-3 diye bilinen metodu uyguluyorum . Çok çok başarılı bir yöntem . Herhangi bir zararı var mıdır acaba?Saygılar.
gonca
busra 2010.10.14 tarihinde dedi ki :
cevabınız için teşekkürler Birsen hanım. bilgi insanı yalnızlaştırıyor ve acı veriyor bazen. sizin yazılarınız gibi yazıları okudukça çocuğumu ne okula göndermek ne de başka birine emanet etmek istiyorum. bu metotlar bilinçaltımıza öyle bir yerleşmiş ki silmek gerçekten zor. okullarda öğretmenler çok bilinçsiz ve ne yazık ki eleştiriye açık değiller. sIk sIK ümitsizliğe düşüyorum. anne-baba olarak en azından biz kendimizi değiştirmeye çalışsak bu yeterli olur mu dersiniz? çevrenin payı kişilik gelişiminde ne kadardır? belki de saçma bir soru bilemiyorum.
nur
busra 2010.10.14 tarihinde dedi ki :
merhaba büşra hanım facebook sayfamda da var ama buraya da ekledim....

www.facebook.com/video/video.php?v=418346648745&ref=mf

ÖĞRETMENİM KURDELE TAKMA BANA
Öğretmenim kurdele takma bana;
Günaydın de, elimden tut,
Taşınsın sıcaklığın,
Okuduğum ilk kelimelere.
Boyamasan da olur elmamı.
Olsun, kızarmasın elmam;
Üzülür belki arkadaşlarım.
Öğretmenim kurdele takma bana;
Yanımda kal,
Yaptığım resme bak.
“Bunu da öğretmenim, bunu da ben yaptım!”
Diyeyim sana.
Gülüşünü çizeyim, resim defterime.
Koymasan da olur resmimi,
Güzel resim köşesine,
Hem, hepimizin resmi sığmaz ki!
Öğretmenim kurdele takma bana;
Sevgiyi öğret.
Barışı, umudu, aydınlığı…
Kaldırdığım parmağı gör.
Korkmadığımı söyleyeyim, karanlıklardan,
Işığınla kucaklayayım evreni.
Yıldız atmasan da olur,
Güzel yazı defterime.
Güneşim ol yeter ki,
Üşüdüğüm zamanlarda.
Öğretmenim kurdele takma bana;
Çiçekler tak saçıma.
Her gün kokunu bırak, sınıfta,
İlk ben geleyim okula,
İlk ben kucaklayayım seni, herkesten önce.
Kurdele takmasan da olur, yakama,
Kanatlarım ol, uçurumlarda,
Yükselirken yanımda kal,
En yüksekten senin sesinle söyleyeyim;
Aydınlık Türkiye’nin şarkısını…

Şiir:Alpay CAVLAK 26
Mart 2005
Kemerhisar
filiz demir
busra 2010.10.14 tarihinde dedi ki :
filiz hanım, facebookta gördüğünüz bana kurdele takma öğretmenim konulu videoyu facebook sayfamızda paylaşabilir misiniz?
büşra k.
busra 2010.10.13 tarihinde dedi ki :
merhaba Birsen hn. cevabınız için çok teşekkür ederim...bu ara kızımda ters giden bişeyler var anlayamadığım gözlemlediğim ama işin içinden çıkamadığım...böyle düşünüyorum çünkü: sabah gayet güzel kreşe gidiyor babası bırakıyor öğleden sonra saat 14.00 te de servisle eve geliyor...ben iniyorum karşılıyorum...gayet mutlu mesut görünüyor...
eve girer girmez montunu çıkardığı gibi anne seninle bebekçilik oynayalım mı diyor....bende tamam dedim...ama başka bir oyuna daldı ardından da sulu boya istedi bişey deneyeceğini söyledi...sulu boyayla yarım saat hem kendi hem de benle beraber yarım saat oynadık...tırnaklarımı boyadı sulu boyayla, sonra ben onunkileri boyadım, sonra ellerimizin içini boyayıp elimizin izini çıkarttık...bunları detaylı anlatıyorum çünkü ne kadar onu rahatlatıcı faliyetlere açık olduğumu belirtmek istiyorum...ardından bi süre tv izledi...bu arada ben biraz hastayım uzandım...anne bebekçilik oynayacaktık dedi...ben hastayım uzanmak istiyorum dedim...ama istersen ben senin kızın olayım hastaymışım sen benimle ilgileniyormuşsun dedim seviyor böyle oyunları drama yapıyoruz diye anlatmıştım hatta size...1 saate yakın oynadık...ben arada uyuyorum arada bana ilaç içiyor hem gerçek ilaç hem şakacıktan :))) ardından babamız geldi....bana babam burnumu açsın fısfısla dedi babamızı çağırdık banyoya ben mutfağa gittim işim vardı...sonra banyodan bir kriz yükseldi...annem gelsin diye ağlıyor benim ellerim kirli babanın yapmasını istemiştin dedim....ağlamaya devam etti...işim bitince gittim yaptım fısfısını(ben yapacakken babam yapsın diyor bana bıraktırıyor babası yapacakken annem gelsin diye ağlıyor) yani sabretmek çok zor sürekli içimden sabır çekiyorum....bu durumlar kreşe başladığımızdan beri artarak devam ediyor, dün de bi ara arkadaşı bişey istedi ondan vermek istemedi arkadaşı almak isteyince elinden alıp yerlere kapıya vs vurmaya başladı...ben gittim yanlarına annecim oyuncaklarımızla güzel bişekilde oynayalım onları parçalarsak oynayamayız dedim...o devam etti ağlayarak oyuncak beşiğinin kenarını kırdı vs bunlar normalde yaptığı şeyler değil hiç zarar verdiğini görmedim ağzım açık kalıyor...kreşten mutlu mesut geliyor ama ne oluyor da bunları yapıyor çözemiyorum birsen hanım...profesyonel bir yardım almamıza ihtiyaç var mı sizce sorun ne olabilir? sabır çekmekten sabır taşına döndüm ama sürekli mızmız sürekli ağlayarak herşeyi tutturuyor..ne olur yardımcı olun bugün kreşte bir resim çizmiş öğretmen annenizle ilgili bir resim yapın demiş yaptığı resmi eve getirdi...pedagoglar çizilen resimlerden yola çıkarak çocuktaki sorunları bulmaya çalışıyor ya böyle birşey mi yapsak bilemiyorum....
filiz demir
busra 2010.10.12 tarihinde dedi ki :
Sevgili Filiz anne, ödülsüz-cezasız nasıl olacak diye sormuşsunuz. Etkili iletişim becerilerini kullanak: Etkin Dinleme, Ben Dili, Çatışma Çözme.
Sabah olayınıza bakalım: Kızınız yere yatıp ağlama krizi sergiliyor. Yani onda bir sorun var. Beceri Etkin Dinleme. "Canını sıkan bir şey var",Sessizlik. Konuşmayıp ağlamaya devam ederse Ben Dili "Ama ben neye üzülüp kızdığını bilmiyorum. O nedenle sana yardım edemem" gibi... Şunu da ekleyebilirsiniz "Böyle davranmanda hiç hoşuma gitmedi." Benim görmezden gelin dediğim davranışlar tabii ki bu denli şiddetle ortada olan davranışlar değil. Size ve kendine zarar vermeyen şeyler ancak görmezden gelinebilir.Böyle bir davranışla yüzleşmeden tabii ki olmaz. Anlayamadığım şu: Bu davranışı için neden ödül-ceza gereksin ki? Konuşmak ve kendi sınırlarınızı çizmek varken. ED ve BD işin konuşma yanı. Kendi sınırlarınızı çizmek ise. "Sen böyle ağlarken ben ne dediğini anlamıyorum. ne yapacağımı da bilemiyorum. O nedenle mutfağa gidiyorum" deyip gitmelisiniz. Ona ne yapacağını söylemek yerine kendinizin ne yapacağınızı ona göstermek olmalı davranışınız.
Sevgilerimle..
Birsen Özkan
busra 2010.10.11 tarihinde dedi ki :
Birsen hanım sizin yazılarınızı ilgiyle merakla takip ediyorum ama inanın uygulamaya nasıl geçiricez onu bilemiyorum...çünkü ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmeyi başarmak çok meşakkatli ve zor geliyor...ben zoru severim yapmayada hazırım ama nasıl kısmına takılmış durumdayım ve şunuda düşünüyorum biz anne baba olarak bunu başarabilsek bile çevre faktörünü nasıl halledicez...mesela nur hanımın dediği gibi kreşlerde okullarda ödül ceza çok kullanılıyor...ben hatırlıyorum lisedeyken bile bilgisayar öğretmenimiz 80 in üstüne puan alanları cam kenarındaki sıraya oturturdu ve çikolata dağıtırdı ve biz lisedeydik inanabiliyomusunuz bunu yapıyordu :))) ilkokulda çocuklara ilk okumayı sökene hemen kurdele takarlar...hatta geçen gün bizim kreşin sahibi facebookta bir video yayımlamış bana kurdele takma öğretmenim diyor çocuk çok etkileyiciydi....yada aile içinde babaanneye gidiyoruz yemek yiyoruz kızıma şunu ye bunu ye ısrar ediyor ve ekliyor tabağını bitir çikolata vericem vs vs örnekler çoğaltılabilir...birde son olarak bugün kızımın yaptığı davranışı anlatmak istiyorum bu davranış ödülsüz cezasız tepki vermeden görmezden gelerek çözülebilir mi? sabah kreşe gitmek için hazırlandı...sonra aniden ben sıkıştım tuvalete girdim :)) kızım arkamdan koştu ve kapıya ayaklarıyla vurmaya başladı anne ben sıkıştım çık diyor tamam kızım hemen çıkıyorum dedim, babasıda kızım gel benim hazırlanmama yardımcı olurmusun dedi yani hep yaptığı bişey ve ilgisini farklı yöne çekmek için söyledi bunu.. 1-2 dk içinde çıktım ama bu arada sürekli vurmaya devam etti, çıktığımda ise yere yatmış ağlıyor kapıyı tekmeliyordu...bu davranış karşısında ne yapılır? birsen hanım çok vaktiniz yok biliyorum ama daha önceki yazılarınıza da yorumlar yaptım kafama takılanları sordum vaktiniz olurda yardımcı olursanız bende okuduğum makalelerinizi kafamda az da olsa netleştirmiş olacağım...saygı ve sevgiler...teşekkür ederim...
filiz demir
busra 2010.10.10 tarihinde dedi ki :
Sevgili Nur Anne, tabii ki sağlıklı bir iş değil. Büşra Hanım ve ben ödül ve cazanın ( Bu yüzler ödül ve ceza olarak algılanır çocuklar tarafından) çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalışıyoruz. Anababa ve öğretmenlerin amacı çocukların davranışlarını değiştirmek olmamalı. Bu yaklaşım hayvan eğitiminde olur ancak. Anababa ve öğretmenlerin amacı, çocuklarda iç disiplin gelişmesine rehberlik etmek ve çocuğun büyüğü rahatsız eden davranışlarını kendi isteği ile değiştirmesini sağlamaktır. Kızınızın öğretmeni "yüzleri" vermeden "Ayşe, Ali, Necla.......... bu gün davranışlarınızla beni hiç yormadınız. Bu nedenle diğer arkadaşlarınızla da rahatça ilgilenebildim.. Sizi büyümüş gibi hissediyorum" dese ve diğerlerine de hiç bir şey söylemese nasıl olur acaba, bakalım: Olumlu Ben Dilini alan çocuklar öğretmenlerini rahat ettirdikleri için İÇ ÖDÜLlerini alırlar. Diğerleri de paylanıp aşağılanmadıkları için muhtemelen ertesi günü onlar da öğretmenlerini rahatsız edecek devranışlarını azaltacaklardır.Çünkü insanın doğasında iyiye, güzele koşmak vardır. Bu çocuklar da ağlayan yüz aldıklarında hissettikleri özenme, kıskançlık, hırçınlık, öğretmene kızgınlık gibi olumsuz duygular yerine; öğretmenlerinden duyacakları güzel sözlerle mutlu ve gururlu olmak isterler. Olumlu Ben Dilinden mahrum olanlar olumlu davranışlar gösterdiklerinde öğretmenlerinden olumlu geri bildirim alacaklar böylece olumsuz kısır döngü bu çocuklar için de olumlu hale gelecektir. Unutmamamız gereken bir şeyi yineleyeyim: Hangi davranışı görüp söylersek çocukta o davranış yerleşir. Eğer davranış görmezden gelinmeyecek kadar ciddi ise tepki verilmeli, yok değilse gö ardı edilebilmelidir.
1-Öğretmeninize "Anne Notları" nı izlemesini önerebilirsiniz.
2- Çocuğunuz için ödül-ceza kullanmayan bir yuva da arayabilirsiniz.
Ö-C kullanılmayan bir yuvada çocukların nasıl özgüven geliştirdiklerini, sorunlarını nasıl kendi başlarına çözdüklerini ve nasıl olgunlaştıklarını bu yazı dizisinin sonunda yaşanmış örneklerle vereceğim.
Sevgilerimle
Birsen Özkan
busra 2010.10.08 tarihinde dedi ki :
merhaba kizim anaokuluna gidiyor. ogretmen hemen her gun iyi davranislar gosterenlere gulen yuz kotu davranislar gosterenlere de aglayan yuz veriyor. bunu davranis gelistirme adina yaptigini soyluyor. bu uygulama cocuklarin psikolojisi acisindan cok saglikli gorunmuyor bana. siz ne dersiniz
nur
busra 2010.10.07 tarihinde dedi ki :
Sevgili Büşra Karaca, ben de tüm evlerden ve sınıflardan ödül-cezanın def edilmesini umuyorum . Ancak o zaman kendi kararlarını alamadığı için başkalarının söylediklerine körü körüne inanan değil; özgürce düşünen, düşündüğünü korkusuzca söyleyebilen ve büyüklerinin görüşlerine uymasa da kendi görüşlerini ifade etmesinin saygısızlık olmadığını bilen atılgan bireyler yetişecek.
Ben de "Anne Notları" anababaları ile beni buluşturduğunuz için teşekkür ediyorum
Birsen Özkan
busra 2010.10.07 tarihinde dedi ki :
Sevgili Birsen Hanım, tüm yazılarınız beni çok etkiliyor. Ama bu yazınız daha da etkiledi. Umarım, ödül ve ceza kullanarak hem çocuğun kendi iç saygınlığını kaybetmesine sebep olan, hem de kendi saygınlığımızı yok eden ebeveynlerden olmayız. Sevgilerime, emekleriniz için teşekkürler.
büşra karaca
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Parmak Kuklası Yaptık

Ödüller Ve Cezalar Giremez