Ekleyen : busra
Tarih : 2010.10.27 00:00:00
Değişen annenin hikayesi

2. Değişmek İstiyorum



Önceki yazı: 1. Gözbebeklerimin Mutluluğu

Yıllardır görmediği lise arkadaşlarıyla görüşmek, anıları tazelemek Perihan'ı neşelendirmişti. Biraz olsun dertlerini unuttu. Kahvaltıdan sonra çay faslına kalamadı, 13.00'da alternatif tıp kliniğinde randevusu vardı. Mide rahatsızlığı için sık sık giderdi.

Kliniğe geldi. Bekleme salonu çok kalabalıktı, çoğu orta yaşın üzerinde 5-6 kişi vardı. Odanın içi, yüzünü kısmasına neden olacak kadar aydınlık ve ferahtı. İçi açıldı. Bir köşeye oturdu. Oturduğunda ferahlık hissi birden gitti. İnsanların suratlarında bir gariplik sezmişti. Bir çoğunun suratı gerilmiş keman yayı gibiydi.

Ortalıkta dolanır gibi görünen genç bir kadın içeriden çantalarını aldı, oturan yaşlılardan tatlı ve tonton görünen bir tanesi bu genç kadına laf attı:

"Yanlış anlama güzelim, insan yaşlanınca çocuk seslerini kaldıramıyor, bir de hasta olunca daha zor geliyor. Teyze o yüzden dayanamadı seslere. Yoksa çocuktur elbet ses yapar"

Genç kadın: "Ben de sessiz olsunlar diye elimden geleni yaptım teyze ama ne yapayım çocuklar dinlemeyince zorla dinletemiyorsun ki"

Doktorun sekreteri de salona geldi ve oturan bayanlara "Çocukları öteki odaya aldım onlara çizgi film açtım, rahat olabilirsiniz." dedi.

Perihan olayı anlamıştı. Çocukların sesine katlanamayan yaşlı teyzeler biraz tantana çıkarmışlardı. Görevli de çocukları başka odaya almış, çizgi film açmıştı.

Sinir oldu. Hah tam yapılması gerekeni yapmışlar, çocuklara çizgi film açmışlar diye içinden söylendi. Hareketlilikleri göze battığı için çizgi filmle hareketsiz hale getiriliveren, adeta çeneleri kapatılıp, elleri kolları bağlanıveren çocuklara acıyordu. Bu davranış sanki çocuğu kırpma ve kıt hale getirme gibi geliyordu ona.

Eleştiri dolu düşünceleri fısıldayan iç sesleri yükselirken, bir yandan "ben de aynı şeyi yapmıyor muyum, kızıma sussun otursun diye hemen çizgi film açmıyor muyum" sesini duydu beyninde. Gözünün önünde sonu gelmeyen helezonik bir soru işareti beliriverdi. İçinden çıkamadığı bu soru işareti Perihan'ın kafesiydi sanki. Böyle anlarda aklını bir kafesin içinde işlevini yapamaz bir halde hissediyordu. Düşünemiyordu. Bir an titredi, eleştirdiğine de düşündüğüne de pişman oldu. Neden dışarıda eleştirdiği bir çok şeyi evde kendisi de yapıyordu. Ya da neden kendisinin de kolayca yapabildiği şeyleri böyle eleştiriyordu. Bilemedi.

Çocukları ses çıkarmış olan genç anne odadan çıkınca, 70'in üstünde gibi görünen zayıf ve buruşmuş yüzlü başka bir kadın konuşmaya başladı. "Önceden çocuklara bir baktın mı, kaş göz yaptın mı hemen sus pus olurlardı. Şimdikiler dinlemiyor anam, bir de anadan babadan su istiyorlar daha" dedi.

Süslü püslü biraz da naif 60 yaşlarında bir kadın ona katıldı; "Evet annemin kaş gözünün ne anlama geldiğini anlardım ben. Kahvaltı mı hazırlanacak, çay mı getirilecek. Bunları ağzıyla söylemezdi bile. Kaşıyla gözüyle konuşurdu."

Temiz ve açık renk giyimli olan, suratında deminden beri "Tüh, yazık" der gibi bir ifade bulunan 50 yaşlarında bir kadın karşı çıktı. "İyi miydi yani öyle kaş gözle oturup kalkmak. Ben hala annemden korkuyorum bu yaşımda biliyor musun? Anne mi inzibat görevlisi mi belli değil. Anne dediğin anne gibi olmalı."

Az önce çocukların annesiyle konuşan tonton teyze de bu fikre katıldı. "Doğru söylüyorsun. Ben de karşıyım öyle korkutarak çocuk büyütmeye. Bir bakışla oturup kalkan çocuk yetiştirmek marifet değil artık hanımlar."

70 yaşlarındaki teyze hırsla atıldı, "Ha böyle söz dinlemeyen çocuk yetiştirmek marifet o zaman."

Tonton teyze cevap verecek oldu ama gerginlik çıkmasın diye vazgeçti. "Herkes nasıl çocuk yetiştireceğini kendisi bilir, biz sadece fikrimizi söylüyoruz" deyip kalktı. Pencereden baktı biraz. 

1-2 dakikalık sessizliğin ardından doktorun yardımcısı geldi, Perihan'ı çağırdı. Doktorun yanına girdi Perihan.

........................................

Eve geldi üstünü değiştirdi. Çocukların okuldan çıkma zamanı gelene kadar bilgisayarını açıp sabah okuduğu yazının devamı olan 2. yazıyı okumak istiyordu.

Önce ismi Gözbebeklerimin_Mutluluğu olan not aldığı dosyayı açtı. Gözbebekleri çocukları demekti. Çocukların kahr eden mutsuzluğu, onu bu yazıları okumaya, bir şeyler yapmaya itmişti.

Sabah aldığı notları tekrar etmek istedi.

- Çocukların beğenmediğimiz yanlarını değiştirmeye çalışmak, ters tepiyor. Değişmiyorlar. Değiştirmeye çalışmak anne babadan uzaklaşmalarına sebep oluyor.
- Ana baba yanlış davranıyorsa iyi niyetli olmaları bir işe yaramıyor.
- Anne babanın çocuğu değil kendisini değiştirmeyi hedeflemesi gerekiyormuş.

Sonra www.annenotlari.com adresine girdi. Ödülsüz- cezasız çocuk yetiştirmek bölümündeki 2 numaralı yazıya tıkladı ve okumaya başladı: 2-Birsen Özkan'la Etkili Eğitimde İlk Adımlar

Yazının başında, bu yazı dizisi bittiğinde "Etkili İletişim Becerileri"ni kolay ve doğru bir şekilde öğreneceğiz yazıyordu.

Çocukları ödül ve ceza ile yönetmenin artık mümkün olmadığı, eskisi gibi ana babalar Hişşt dediğinde çocukların susmadığı yazıyordu. Hah işte tam az önceki olaydan bahs ediyor dedi kendi kendine. Şu satırları kopyaladı:

"Gerçekten eskiden evde çocuklar, okulda öğrenciler büyükler "Hişşt" dedi mi susardı. Şimdi artık böyle olmuyor (iyi ki de olmuyor aslında), büyüklerin "hişt"lerini duymuyorlar bile. Anababaların, öğretmenlerin işi de giderek zorlaşıyor. Dört-beş yaşındaki çocuklar bilgisayar kullanıyor, ilk okulda internetle dünyaya açılıyor. Bu çocukları geleneksel yöntemlerle eğitmenin olanağı var mı? "

Tabi çocukların dünyası artık ev ve okuldan ibaret değil. İnternet, TV ve reklamlar sayesinde o kadar değişik şeylerden haberdar oluyorlar ki, bizim zamanımızdaki çocuklarla kıyaslanınca birer dahi gibiler diye düşündü. Böyle dahileri hişştle susturmak da pek mümkün değil.

"Büyüklerin çocuklar üzerinde etkili olabilmeleri için başka yöntemlere, özel becerilere ihtiyaçları var. Elimizde başka bir yöntem olmadığı-sanıldığı- için olsa gerek, çocuğumuzu eğitmek için genellikle ödül-ceza da içeren geleneksel yöntemlere başvuruyoruz. Ceza, şükür ki kendini geliştiren anababaların artık vazgeçtiği bir araç olma yolunda. Ancak ödülün bırakın zararını, yararlı olup olmadığı bu kesim tarafından bile tartışılmıyor. Bunun iki nedeni var:

Birincisi, ödülün eğitim ve öğretimde pekiştireç olarak kullanılması gerektiğini psikoloji otoritelerimizden dinleyip okumamız,

İkincisi, ceza verirken yaşadığımız olumsuz duyguları ödül verirken yaşamıyor olmamız, hatta her iki tarafın da güzel duygular yaşaması, ödülün sorgulanmamasına neden oluyor.

Özetle şimdilik, ödül-cezanın kötüsü atılıp cicisiyle iş görmeye çalışıyoruz ve aklımız iyice karışıyor."

Ödülün niye yanlış görüldüğünü bir türlü anlayamadı. Çocuk istenen bir şey yapınca ona ödül vermek o davranışı daha çok yapmasına sebep olmuyor muydu, hep böyle duymuştu. Bu konuda anlayamadığı bölümü not aldığı dosyaya kopyalayıp kocaman bir soru işareti koydu.

Okumaya devam etti.

İlk yazıda hangi tip annesiniz, diye sormuştum. Benim gözlemim şimdiki annelerin çocuk eğitiminde genellikle yumuşak, ama baş edemedikleri durumlarda sertleşen gel-gitli bir yöntem kullandıkları ve çoğunlukla da bu durumdan rahatsız oldukları. Çoğu anne " Ben annem gibi olmayacağım" diyor, fakat kendisini annesi gibi davranırken "yakalayıveriyor".

Sanki beni anlatıyor diye düşündü. Çocuğa şimdi ne demeliyim, nasıl davranmalıyım sorusunun cevabını bir türlü bulamıyorum. Ya ilk aklıma geleni yapıyorum. Ya da kızmayayım korkutmayayım diye yumuşak davranmaya çalışıyorum. Sabrım kalmadığında ise sertleşiyorum.

Sonraki kısmı da kopyaladı.

"Çocuğumuzu eğitirken ne sert ne de yumuşak olmaya gerek kalmadan,"kendimiz gibi olarak " onunla iletişim kurabilir ve onun "olmak istediği gibi" bir insan, aynı zamanda da atılgan bir birey olmasını sağlayabiliriz."

Çocuklarının atılgan birer birey olmasını ne çok isterdi, her iki çocuğu da evde hırçın ve sorunlu dışarıda çekingen çocuklardı.

Kendimiz gibi olarak derken ne denmek istenmiş tam anlayamadı. Ben zaten kendim gibi değil miyim diye düşündü. Bir an "Of burada yazanların çoğunu anlamıyor muyum ben ya" dedi kendi kendine.

Belki ileriki yazılarda anlarım deyip kendini teselli etti. Kaybedecek bir şeyi yoktu. Öyle ya daha bir sürü yazı vardı.

"Kendim gibi olmak tabirini" notlarının arasına yazdı ve bir soru işareti koydu. Anlayamadığı şeylere oldu olası soru işareti koyardı. Anlamadığı şeyleri önemsiyordu, hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordu.

"Annebabaların çocukları üzerinde etkili olabilmeleri için aralarında çok özel bir bağın olması gerekiyor.

Bu bağ : ETKİLİ İLETİŞİM dir.
Bu yazı dizisinde bu bağın nasıl kurulacağını göreceğiz. Ödüllendiren-cezalandıran yani çocukları denetleyen geleneksel disiplin yerine, otokratik olmayan, demokratik yani çocukları etkileyen bir yöntemden ve bu yöntemin öğrenilebilir becerilerinden söz edeceğiz."

Hmmmm dedi Perihan. Etkili İletişim. Hmm etkili iletişim.

Bir de etkisiz iletişim var o benimki oluyor galiba. Çocuğa güzellikle söylüyorsun, anlatıyorsun, kızıyorsun, çatıyorsun, konuşuyorsun, bağırıyorsun, hepsi aynı etkiyi yapıyor. Daha doğrusu etkisiz kalıyor. Bunun etkilisi nasıl oluyor acaba diye düşündü, çok merak etti. Etki etmesi için ne yapmak gerekiyordu. Bu tılsım gibi bir şey miydi acaba.

O sırada telefon çaldı, arayan annesiydi. 15- 20 dk muhabbete daldılar. Telefonu kapattığında saate baktı, Zuhal'i okuldan alma zamanı yaklaşıyordu. Okuduğu yazıyı bitirememişti. Aldığı notları kayıt edip bilgisayarı kapattı. Kısa bir özet de çıkardı, kızını almaya giderken okuduklarını düşünmek istiyordu.

Zaten özet çıkarmayı çok severdi, ilkokulda bile arkadaşlarına çok sıkıcı gelen özet çıkarma işi onun en çok sevdiği ödevdi. Okumayı da, düşünmeyi de, not almayı da, özet çıkarmayı da çok severdi. Hızlıca aklında kalanları yazdı:

- Çocukları etkilemek için ceza ve ödül işe yaramıyor. Ceza ve ödül gibi geleneksel yöntemlerle çocukları etkilemek imkansız. Hişt deyince de susmuyorlar.
- Ana babaların geleneksel yöntemler yerine etkili iletişim becerilerini öğrenmeye ihtiyacı var.
- Çocuklara karşı ne sert ne de yumuşak olmadan kendimiz gibi olarak iletişim kurabilirmişiz. Etkili işletişim becerilerini öğrenmek kendim gibi olmakla başlayacak galiba. Kendim gibi olmak ne demek öğreneceğiz.
- Çocuklarla "kendimiz gibi" olarak iletişim kurunca, çocukların "olmak istedikleri" gibi birer birey olmaları ve atılgan olmaları mümkün oluyormuş.


.........................

Saat 16.00 olduğunda Zuhal'i okuldan aldı. Onun karşısına çıktığında gülümsemeye çalıştı. Bir an için Zuhal de güldü. Perihan okul nasıldı diye sordu. Her zamanki gibi sadece "İyi" dedi Zuhal.

Eve geldiklerinde oğlu Cihan'da okuldan gelmişti. Çantasını her zamanki gibi yine girişte koridora fırlatmıştı. Bu durum, biraz titiz olan Perihan'ı son zamanlarda en çok sinir eden şeydi. Defalarca Cihan'ı uyarmış, o çantanı odana götürüversen nolur diye yalvarıp sonunda sinir krizine girdiği bile olmuştu.

Sonra işi inada bindirip "Sen bu çantayı her gün buraya atmaktan bıkmazsan, ben de sana her gün bunun için kızmaktan bıkmam" diyerek çantayı her gün bağırarak onun odasına fırlatır olmuştu. Yine aynı şeyi yapacak oldu. Çantayı eline aldı, tam götürecekken duraksadı. Değişme konusunda elinden geleni yapmak için neler yaptığını ve okuduğu yazıları hatırladı.

Çantayı orada bıraktı. Cihan'a da hiçbir şey söylemedi. Belki Cihan'a çatmak ya da hesap sormak yerine farklı bir şeyler söylemesi doğruydu, ama doğru olan cümlelerin ne olduğunu bilmiyordu.

Çocuklara kızmamak konusunda kendisine binbir söz verdikten sonra mutfağa girdi, akşam yemeğini hazır etti.

Akşam yemeği sırasında oğlu yemeği beğenmediği için biraz morali bozuldu. Yemeğin güzel olduğunu güzel olmasa babasının yemeyeceğini söyledi ve yemekle ilgili başka şeyler anlatıp oğlunu ikna etmeye çalıştı. Buna rağmen çocuk ikna olmayıp yiyemiyorum dedikçe Perihan patlayacak bir bomba gibi oldu. Çoğu kez söylediği kötü ve argo bir cümle ağzından kaçıverdi. Cihan hemen sofradan kalktı. Cihan böyle durumlarda kendisini bir hiç gibi hissediyordu. Yiyemiyorum dediği halde neden kimse bu söylediğini duymuyor anlamıyordu.

Perihan 5-10 dk sonra yaptığına bin pişman oldu. Kendisini değiştirmenin o kadar kolay olmadığını biliyordu. Sofrayı toplarken ağlamaklı oldu. Allahım değişmek için bana güç ver diye dua etti.

....................................

Akşam 21:00'da kızını uyuttu. Cihan'ın uyku saatine karışmıyordu pek. Ayhan oturma odasında maç izliyordu. Perihan yatak odasına geçti, mavi koltuğuna oturdu. Perdeyi araladı, dışarıda yağmur vardı.

Cihan'a bir türlü yaklaşamadığını düşündü. Nasıl yaklaşsındı ki, çocuğa sürekli çatıyor kötü sözler söylüyordu. Cihan da annesinden kaçıyordu.

Sırtını geriye yasladı, düşündü düşündü. Sabah ilk okuduğu yazıyı düşündü.

Çocukları değiştirmeye çalışmak yerine anne babanın kendini değiştirmesi acaba nasıl bir şey olurdu? İnsanın kendisini pat diye değiştiremeyeceğini biliyordu. İnsanın kendisini değiştirmesi, ta çocukluktan gelen duygu ve kabullerini değiştirmesi demekti. Alışkanlıklarını değiştirmesi, algılamasını değiştirmesi demekti. Of bütün bunları değiştirmek ne kadar zordu, ve acaba gerçekten mümkün müydü?

Kendisini değiştirme hakkında düşündükçe kendisini aciz hissetti. Son günlerde en yoğun yaşadığı his acizlikti. Sanki birisi ellerini kollarını bağlamış gibi aciz hissediyordu kendisini. Oysa Perihan hep güçlü görünmeye çalışırdı.

Zaafları ve zayıflıkları olduğunu kabul etmek, Perihan'a eksiklik ve beceriksizliği kabul etmek gibi gelirdi.. O hep hırs yapmayı, istediğini hemen elde etmeyi seçmişti. Ama çocuklarıyla geldiği noktada artık içten içe zayıflığı kabul eder olmuştu. Kabul etmekten başka çaresi de yoktu, çünkü hissettiği tek şey buydu.

Napıyım, elimden gelmiyor iletişim kuramıyorum çocuklarla diyebiliyordu artık kendi kendine. Elimden gelmiyor demek onu rahatlatıyordu. Zayıflığı kabul etmediğinde ise, nasıl olur da ben iletişim kuramam bu çocuklarla, nasıl olur da beni dinlemezler diye diye kendini yeyip bitirirdi.

Acizliği kabul etmek belki değişmesi için de gerekliydi. Kendini güçlü gördüğü zaman değişemiyordu, ben ne yapacağımı bilirim havasında oluyordu. Yanlış bile olsa aynı şeyleri yapmakta diretiyordu, ısrar ediyordu, hiçbir şeyi iyi yönde değiştiremiyordu. Bunu çok kez fark etmişti.

Kendisini hep güçlü görmek istemesi manasız bir hırs yapmasına da sebep olmuştu. Hemen sonuç elde etmek istiyordu. Çocuklarla yaşadığı acı tecrübeler hırsının fos çıktığını bir sonuç vermediğini ona öğretmişti.

Bu hırsı yüzünden kendisine oldu olası çok yüklenirdi, kendisine yüklenmek de istemiyordu. Kendimi değiştireceğim, kendimi değiştireceğim diye diye kendisini yoran bir hırs yapmak istemiyordu. Yavaş ilerlemek ama yol kat etmek istiyordu. Koşup koşup geri dönmek istemiyordu.

Dingin olmak, dua etmek, sakin olmak istiyordu, hatta zayıf olmak istiyordu. Bazen aciz olmaktan hoşlanıyordu. Acizlik hissi onu çare aramaya, yardım istemeye itiyordu. Değişim konusunda ümitli olmasını sağlıyordu.

Allahım bana yardım et dedi. Küçüklüğünde evlerinde 1 ay kadar kalan Sevim teyzeyi hatırladı. Sevim teyze ona "Allahım ben güçsüzüm sen bana güç ver" diye bir dua öğretmişti. Sevim teyze o zaman hastaydı ve kısa bir süre sonra ölmüştü.

Perihan "Allahım ben kendimi değiştirmek konusunda kendimi çok güçsüz hissediyorum, sen bana güç ver" diye dua etti.

Dua etmek insanı rahatlatıyordu, insanın gücünün yetmediği şeyler için bir yere sığınması ne büyük bir teselliydi.

Çocuklara ne diyeceğini bilemediğinde, dua etmeye karar verdi. Ne demeliyim ne yapmalıyım diye telaşa kapılmayacak dua edecekti. Dediği şeyler zaten işe yaramıyordu. Dua etmek kendisini çaresiz hissetmesini engellerdi. Dua etmek çare aramanın başka bir yoluydu, ümitsiz olmamak demekti.

Pijamalarını giydi, Ayhan'a ve Cihan'a iyi geceler dileyip yattı, içinden bir sürü dua ederek, biraz da olsa huzurlu bir şekilde uyudu.

...................

Sonraki yazı: 3.Sıcak Bir El

"Not: Sevgili anne babalar, ya da anne baba olmayanlar; "çocuğum beni dinlemiyor, çok çekingen/ çok saldırgan bir türlü söz dinletemiyorum, psikolojim bozuldu, evimizde huzur kalmadı" diyen anne babalardan bir sürü mail almadığım bir günüm bile geçmiyor. Bu siteyi bu tür sorunlara çare olsun diye açtım ancak sorulan sorunun bir yemek tarifi vermek gibi kolay bir cevabı olmadığını biliyoruz. Çocukla gerçek bir iletişim kurmak; okumayı, bir düşünme ve eğitim sürecinden geçmeyi gerektiriyor.

Hikaye tarzında yazdığım bu yazılarda, anababaların dertlerine çare olacağını düşündüğüm Birsen Özkan'ın yazılarının üzerinde biraz daha durarak, her gün aldığım sorulara biraz daha etkili cevap vermeye çalışıyorum.

Lütfen yazıların faydalı olduğunu düşünüyorsanız, tanıdığınız anne babalarla paylaşın, tavsiye edin, mail atın, ya da facebookta paylaşın. Ki mutlu bireyler ve mutlu ailelerin var olması için hem sizin hem benim bir nebze katkım olmuş olsun.

Büşra Karaca"

Bu yazı 3573 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.11.01 tarihinde dedi ki :
ben de kendimi bazen 2,5 yaşındaki kızıma bağırırken buluyorum. O hemen ağlamaya başlıyor ve "anne kucama al" diyor. Hemen gidip sarılıyor ve neden bağırdığımı neden öyle hissettiğimi açıklıyor, bağırdığım için özür diliyorum. Bu da mı yanlış bilemiyorum.
Ödül- ceza yöntemi, hatta daha çok tehdit yöntemi (o zaman bizimle gelemezsin, o zaman şunu alamazsın, o zaman git odanda bekle vb.) şu an çok daha çabuk sonuç verdiği için hem eşim hem de büyükanneler tarafından çok yaygın kullanılıyor. Ben tamamen uyguluyorum diyemesem de ödülsüz-cezasız yöntemi deniyorum. Eşime de buradaki yazıları gönderiyorum ama onu uyarmıyorum. Belki benim yöntemimin de işe yaradığı noktalar olur o da örnek alır diye bekliyorum. Büyükanneler zaten kendi bildiklerini yapıyorlar onları yönlendirmek o kadar kolay değil. Ama yöntemi nasıl uygulayacağımı bilemediğim noktalar oluyor. Mesela oyuncakların kaldırılması... Şarkı eşliğinde birlikte toplamayı denedim ama kızım başka bir şeye kanalize olunca toplamaya yönlendiremiyorum. "kızım oyuncaklarını toplamaktan yoruluyorum o zaman seninle oynamak istemiyorum kızgın oluyorum vs" türünden ben iletileri verdim ama bu nadiren işe yaradı. küskün durdum onunla konuşmadım, geç olsa da işe yaradı ama onun duyguları üstünde böyle manipülasyonlar yapmak da istemiyorum. anneeanne özür dilemeye alıştırdı. ben küs durunca gelip "anneciğim bir daha yapmayacağım" diyor ama bunun gerçek bir özür olmadığını da bildiğim için kızımın o duruma düşmesini de istemiyorum. bir oyuncağı kaldırmadan diğerine geçmemeyi öğretmeyi çok istiyorum. Eşim bunu ikinci oyuncağı vermeyerek, buna rağmen toplamayı reddederse toplamaya karar verene kadar odasında bekleterek çözüyor. Buradaki yazıları okuyana kadar ben de öyle bir davranışı tasvip ediyordum. ama şimdi öyle olmadığına göre ve oyuncakların toplanması akşam biz işten geldikten sonra bile birkaç kez gerektiğine göre bir şeyler yapmalıyım. Ama ne?
rahşan yıldırım
busra 2010.10.28 tarihinde dedi ki :
birsen özkanın ilk defa bir tv programında dinlemiştim yok canım nasıl olacak ki diye düşünmeden edemedim ama sonra kendisini takip etmeye devam ettim cezayı nerdeyse kaldırdım ödülü çok az kullanırdım bıraktım diyebilirim bişeyler değişiyor gibi kızımda iç disiplinin gelişmesine çok önem veriyorum yoksa biz yanlarında yokken herşeyi yapıyorlar dışardan müdehaleye alışıyorlar diğer yöntemlerle ....
takibe devam daha yolun başındayız fark ettiğimi düşünüyorum şu ana kadar okuduklarımdan anladığım emin olduğum şey bu.....
elif
busra 2010.10.27 tarihinde dedi ki :
İlgiyle takip ettiğim bir yazı. Hem kendimi buluyorum. Hem de tekrar ediyorum sanki.. Ben de kendimi güçsüz çaresiz hissettiğim zaman hep Allah'ıma Rabbi yessir velatü assir Rabbü temmüm bil hayır. (Yanlış harf yazmış olabirim) Anlamı Rabbim kolaylaştır, güçleştirme.Her işimi hayırla tamamla..
günn
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Sonbahar Yapraklarıyla Ağaç Ve Buz

2-3 Yaş Çocuk Oyunları- Çocukla Çocuk Olmak