Ekleyen : busra
Tarih : 2010.11.04 00:00:00
Değişen annenin hikayesi

3. Sıcak Bir El



Sabah olmuştu. Perihan elini tutan bir elin varlığını hissederek uyandı. Sadece elini tuttuğunu değil, o elin kendi elini ne kadar nazik, ne kadar şefkatle tuttuğunu ve yavaş yavaş o_kşadığın_ı da hissediyordu. Gözlerini iyice açıp Ayhan'a baktı. Evet elini böyle incitmeme kaygısı güder gibi bir lütuf ve incelikle tutan eşi Ayhandı.

Bir an kafana taş mı düştü diyecek oldu. Kendini tuttu, düşündü. Böyle nazik bir davranışa böyle kaba cevap vermek asıl benim ne kadar taş kafalı olduğumu gösterir herhalde diye düşündü, vazgeçti.

Bir şey söyleyecek oldu, ne diyeceğini bilemedi. "Hayırdır" dese, hayırdır bir şey mi isteyeceksin anlamına gelirdi. Ayıp olurdu adama. Güzel bir söz söylemek de içinden gelmedi, daha doğrusu gururu el vermedi.

İçinden vay be diyordu, nasıl da ruhumu tutar gibi tutuyor ellerimi. Vay be. Sanki ellerimi o_kşamıyor da benliğimi ve varlığımı o_kşuyor. Gözlerini kapatıp kendisini gökyüzünden süzülen bir kuşun havaya bıraktığı gibi bırakmak istedi. Ama gururu elvermedi. Yaptığından ne kadar hoşlandığını Ayhan'a göstermek istemedi. Son zamanlarda ona sinir oluyordu.

Sadece biraz şaşkın biraz da mutlu memnun bakışlarla baktı eşinin gözlerine.

Bilgisayarda aldığın notları gördüm dedi Ayhan. Perihan şaşırdı, ne alakası vardı. "Ee e" dedi.

Duygularını da yazmışsın. Kendini ne kadar aciz, ne kadar güçsüz hissettiğini.

Perihan elini yavaşça Ayhan'ın elinden çekerken, yavaşça bir iç de çekti. Bu özel duygularını Ayhan'ın öğrenmesi hoşuna gitmemişti. Perihan hep güçlü görünen bir kadındı, eşinin üniversite yıllarında kendisini bu yüzden sevdiğini ve kendisine hayran olduğunu düşünürdü. Perihan'a göre Ayhan kendisinin güçlü duruşuna aşık olmuştu.

Biraz da bu yüzden eşine zayıf yanlarını göstermemeye çalışırdı, onun yanında ağlarken bile yıkılmazdı. Dimdik durarak soğuk soğuk ağlamaya çalışırdı. Beni ümitsiz ve zayıf görürse, benden soğur diye düşünürdü.

Şimdi Ayhan'ın bu yaptığına şaşmıştı. Perihan kendisini aciz hissedince Ayhan'a ne olmuştu. Anlayamadı.

Ben kahvaltı hazırlıyım dedi, sabahlığını giydi ve mutfağa gitti. Normalde Perihan'ın ufak bir hareketinden alınan Ayhan, elini çekmesine ve gitmesine pek alınmadı. Arkasından gülümsedi.

Perihan mutfağa doğru yürürken hala az önceki tatlı dokunuşların sıcaklığını elinde hissediyordu. Bir yankı gibi tekrar tekrar elinde eşinin elinin değdiği yerlerde bir şeylerin kımıldandığını hissetti:

"Allahım ne güzelmiş, eskiden hep böyleydik..."

Az önceki olumsuz duygularını unuttu ve niye bıraktım ki şimdi ben adamın elini diye söylendi. Ama artık geri dönemezdi, kalkmıştı bir kere. Kendine kızdı.

...............................................

Güneşli bir cumartesi sabahında ailece güzel bir kahvaltı ettiler. Cihan her zamanki gibi sessizdi ama okula yetişme telaşı olmayınca babasıyla biraz muhabbet etti ara sıra. En çok da yeni gelen matematik öğretmeninin okuldaki diğer hocalara benzemediğinden, öğrencilere hiç bağırmadığından bahs etti.

Perihan matematik öğretmenini biraz kıskandı. O kadar çocuğa bağırmamayı başarabilen ve kendisinin bir türlü yaklaşamadığı oğlu Cihan'ın gözüne girip, sofrada konuşulan bir adamdı bu öğretmen.

Cihan'ın muhabbetinde konu döndü dolaştı balık tutmaya geldi. Cihan ve babası haftalardır balık tutmaya gitmek için plan yapmışlardı her hafta bir engel çıkmış gidememişlerdi. Ayhan bugün gidelim mi dedi. Cihan balık tutmaya çok meraklıydı ve babasıyla zaman geçirmeyi de seviyordu. Hemen atladı "Süper oluur"

Perihan nadiren oğlunun böyle coşkulu haline tanık olurdu. Seni böyle görmek ne güzel oğlum diyesi geldi. Ama araya girip güzel bir şey bile söylese, hatta sevindiğini azıcık belli etse Cihan'ın suratının hemen asılıvereceğini biliyordu. Perihan kendisini surat asıklığına sebep olan bir amblem, bir yol işareti gibi hissediyordu bazen. Bu duygu onu bitiriyordu.

Mutlu baba oğula gözleriyle bakmıyormuş gibi yapıp, içine çeke çeke yüreğiyle baktı. Sabah öyle sihir gibi el tutuşu şimdi de oğlunu mutlu edişiyle Ayhan'a karşı ne kadar da minnetle doluvermişti. Halbuki dün gece Ayhan maç izlerken, yine maç izliyor her şeyden bir haber kaygısız odun kocam diye geçirmişti.

Hayat ne kadar şaşırtıcı olmaya başlamıştı.

Perihan kısa bir ev toparlamasının ardından Zuhal'in yanına gitti, babanla ağabeyin balığa gidiyor, biz de seninle çıkalım mı biraz dedi. Zuhal hiç sevinmedi. Hep çıkalım gezelim diyorsun sonra alış verişe gidiyoruz, yine alış verişe mi gideceğiz bıktım artık dedi.

Sorusunu güler yüzle soran Perihan'ın yanaklarındaki mutlu ifade yavaş yavaş su gibi aktı, sarktı ve kayboldu.

"Sakine teyzenler için alacağımız hediyeyi alırız diye düşünmüştüm ama ben sonra da bakabilirim, sen nereye istersen oraya gideriz. Daha önce çok sevdiğin koru vardı ya oraya gideriz mesela" dedi. Park vardı, ördekler vardı.

Zuhal sevindi:

- Oley, oradaki mısırcıdan mısır da alırız olur mu?
- Tabi alırız. Ama hemen çıkmayalım öğleden sonra hava güneşliyken gidelim, üşütmeyelim.
- Tamam olur, zaten birazdan Sedef gelir. Onunla biraz oynadıktan sonra gideriz.

Perihan eşine haber verdi, biz de 1-2 saat sonra Zuhal'le koruya gideceğiz. Adam sevindi; aa bugün çok güzeldir orası, bizim yerimize de bakın yeşilliğe.

Baba oğul oltalarını arabaya yükleyip çıktılar. Az sonra karşı komşunun 5 yaşındaki kızı Sedef kapıya geldi, ve Zuhal oynayabilir miyiz diye sordu. Perihan çok sevindi hemen içeri buyur etti. Zuhal ve Sedef aynı kreşe gitmedikleri için hafta içi pek görüşemiyorlardı. Hafta sonu ise sabahtan akşama kadar oynadıkları oluyordu.

Perihan, kızlar oynarken ben de şu yarım kalan yazıyı okuyup bitireyim dedi ve bilgisayarını açtı.

.....................................

www.annenotlari.com'daki 2-Birsen Özkan'la Etkili Eğitimde İlk Adımlar yazısını okumaya kaldığı yerden devam ediyordu.

Çocuğunuzun yetişkin olduğunda hangi kişilik özelliklerine sahip olmasını istersiniz?

Perihan yazmaya başladı:

Sorumluluk sahibi, dürüst, temiz, düzenli,saygı göstermeyi bilen, saygı gören, sevilen, güvenilir, girişken, yardımsever, vicdanlı, medeni cesareti yüksek..

Bunları kim istemezdi ki? Daha da yazabilirdi ama zaten yeteri kadar abarttım galiba diye düşündü.

Çocuğunda görmek istediği özellikleri yazmak hoşuna gitmişti. Yazdıkları bir yandan ona ütopya gibi geliyordu, bir yandan ise ümit beslemeden edemiyordu.

Okumaya devam etti:

Bu yazdıklarınız bir SONUÇtur. Çok iyi biliyorum ki hepsi de olumlu özelliklerdir. Her AB aynı benzeşik özellikleri ister, özellikle iç denetim ve sorumluluk duygusu konusunda. Peki bunu nasıl sağlayacağız?

İstediğim şeyler sonuçmuş. Sonuç. Sonuç ne demek, yani birşeyler yaparsın edersin çabalarsın sonra sonuç elde edersin. Bunu demek istiyor galiba. Ben istediğim özellikleri çocuğa söyleyince hemen çocuğun yapmasını mı bekliyorum? İstediğim şeylerin birer sonuç olduğunu düşünebiliyor muyum?

Cihan'a defalarca yavrum biraz temiz olsana, düzenli olsana, nasıl dolaşıyorsun böyle ortalıkta pis pis demişti. Ama görmek istediği sonucu söylemek, çocuğun anlayıvermesine ve değişmesine sebep olmuyordu. Düşündü:

Sonucu çok iyi biliyoruz ama o sonuca nasıl ulaşacağımızı hiç bilmiyoruz. Temiz ol demekle çocuk temiz olmuyor işte. Ne sakat bir durum. Ne yemek yapacağını bilirsin, yemeği nasıl yapacağını da bilirsin. Bu işse öyle değil.

Çocuktan beklediğim davranışların birer sonuç olduğunu unutmamalıyım dedi, sonuç kelimesini büyük büyük not aldı Gözbebeklerimin Mutluluğu dosyasına.

Okumaya devam etti. Disiplin kavramını iki şekilde ele alan paragrafı okudu. Disiplinin isim hali ve yüklem halinin aynı olmadığından bahs ediyordu. Tam anlayamadı.

Niye isim ve yüklem deyip dilbilgisi dersi gibi anlatmış yaa dedi burun kıvırdı. Bir daha okudu. Anlamaya çalıştı:

Evde disiplin sonuç alınmış demek. Disipline etmek ise sonuç alınmamış daha disiplin vermeye çalışıyoruz demek. Disiplin vermek yüklem oluyor. İsim ve yüklemi ilkokulda da çok iyi anlardım şimdi de anlıyorum galiba..

İsim halinde anlaşmazlık yok, hepimiz o konuda aynı düşüncedeyiz. Kurallar olmazsa kaos olacağını biliriz. Sorun, istediğimiz kişilik özelliklerini çocuklarımıza kazandırırken hangi yolu kullanacağımızdır, yani disiplinin yüklem hali. Çocuğumuzu nasıl eğiteceğiz? Hangi yöntemi kullanacağız? Ödül-ceza vermeden bunu başarabilir miyiz? Ya da eğitim sistemimiz ödül-ceza içeriyorsa istediğimiz sonuca ulaşabilir miyiz? Çocuğumuz istediğimiz gibi ..........özelliklere sahip bir yetişkin olabilir mi?

Evet bu soruların cevabını ben de merak ediyorum zaten dedi.

Yazının devamında disiplin tekrar ikiye ayrılmıştı. Bu sefer başka bir açıdan: İç disiplin ve dış disiplin.

Kopyaladı:

Eğitim sistemimizde ödül ceza varsa çocukta dış disiplin; ödül-ceza içermeyen Etkili İletişim Becerilerinin kullanıldığı bir sistemle çocukta iç disiplin gelişir.

Biraz açalım: Ödül hevesiyle ya da ceza korkusuyla yemeğini yiyen, dersini çalışan, uslu duran çocuk, yalnız olduğunda ona "hadi" diyen olmadığı için yapması gerekenleri yapmaz. Kendi dışında birinin kendisine sürekli olarak hatırlatmasına, baskı yapmasına bağımlı olur. Bir davranışı ödül almak ya da cezadan kaçmak için yapar. Yani yapması gereken davranışı kendi içinden gelerek değil, bir dış etken nedeniyle yapar. Böyle çocuklarda dış disiplin gelişmiştir.

İç disiplini gelişmiş çocuklar ise, kimsenin "hadi" demesine gerek kalmadan gerekli davranışları gösterir. Annesinin çağırmasına gerek kalmadan yemeğini yer, babasının uyarısı olmadan dersini çalışır vb. Çocuk korkudan ya da bir beklentiden dolayı böyle davranmaz, öyle olması gerektiği için kendiliğinden öyle davranır.

Okudukları çok hoşuna gitmişti. İç disiplin denilen şeyi daha önce hiç duymamıştı. Anne babanın çocuğu hep kontrol ederek kendi istediği hale getirmesi dış disiplin demekti galiba. Çocuğun istediğimiz davranışları kimse söylemeden kendi içinden gelerek yapması ise çocuktaki iç disiplin olduğunu mu gösteriyordu. Var mıydı acaba böyle çocuk?

Doğaldır ki çocuklar kendiliğinden iç disiplin geliştiremezler. Her insanın dünyada biricik oluşu ne denli gerçekse, insan ilişkilerindeki neden-sonuç yasaları da o denli gerçektir. Başka bir deyişle çocuğumuzun................. özelliklere sahip olması, iç disiplin geliştirmesi bizim belirli davranış ve tutum içinde olmamızın doğal sonucudur.

Okuduklarına tüm kalbiyle inandı. Çocuğun kendi kendine iç disiplin geliştiremeyeceği çok doğru geldi ona. Anne babanın rehberliği gerekirdi. Ama nasıl?

Şu satırları kopyaladı:

Hepimiz aynı sonucu istiyoruz ama farklı farklı davranıyoruz. Farklı nedenler biliriz ki farklı sonuçları doğurur, aynı sonucu değil.

Bir kitap okumuştum, bana tek bir cümle kazandırmıştı. Yazar, havaalanında uçuş için bekliyormuş, yanında bir bey oturuyormuş ve evlilik yüzüğü işaret parmağındaymış. Bunun nedenini çok merak eden yazar sormuş "Beyefendi yüzüğünüz neden işaret parmağınızda?" Yanındaki, "Yanlış kadınla evliyim de ondan. Eğer doğru kadınla evlenmiş olsaydım yüzüğümü yüzük parmağıma takardım." demiş.

Son yıllarda bir modadır gidiyor, "Doğru insan-yanlış insan". Aslında doğru kadın/erkek, yanlış kadın/erkek; doğru AB-çocuk, yanlış AB-çocuk yoktur. "Doğru" dediğiniz insanla evlenirsiniz, yanlış davranırsınız, "Doğru insanınız bir müddet sonra "Yanlış" insan olmaya başlar. Bu nedenle diyoruz ki doğru insan- yanlış insan yoktur; doğru davranış, yanlış davranış vardır. Belki de çocukların ve gençlerin kabul edemediğimiz davranışlarının asıl nedeni, bizlerin yanlış davranışlarıdır, der Gordon.

Ah ne kadar da doğru dedi. Okuduğu şeyler yavaş yavaş içini açmaya başlamıştı. Zihnindeki bazı düğümler çözülüyordu sanki. Birkaç gece önce bunalımlı bir anında acaba ben anne olmak için yanlış bir insan mıyım diye düşünmüştü. Bu soruyu ciddi ciddi düşünmüş, asla geri dönemeyeceği çocuk sahibi olmak gibi kararlarından pişman olma seviyesine gelmişti.

Anne olmak için yanlış insanlar doğru insanlar diye saçma bir sınıflama olamazdı. Nedense insanın ümitsiz anlarında aklına böyle saçmalıklar geliyordu. Ben yanlış insan mıyım, çocuğum sorunlu çocuk mu, yanlış insanla mı evlendim gibi. Ne saçmaydı.
Notlarındaki bu kısma kocaman bir yıldız koymak istedi. Yıldızı bilgisayarda nasıl koyabileceğini bilmiyordu. Kocaman ve kırmızı yaptı yazıları.

Devam etti :

Dönelim yine AB ların aynı sonucu istedikleri halde farklı davranmalarının nedenlerine. Bunun nedenlerini, çocukluk anılarınıza dönerek bulabilirsiniz. (Bu uygulamayı eşlerinizle birlikte yaparsanız farklılıklarınızı da görebilirsiniz.) Kapatın gözlerinizi ve çocukluğunuzda AB nızla ilişkilerinizi anımsamaya çalışınız. AB nıza ters gelen, kabul edemedikleri bir davranış yaptığınızda nasıl tepki verirlerdi? Birkaç olayı ve tepkilerini not defterinize yazınız.

Perihan gözlerini kapattı ve düşünmeye başladı. İlk aklına gelenler tehditler oldu. Liseye gittiği yıllarda bile annesinin tehditleriyle istediği şeylerden hemen vaz geçmek zorunda kalırdı. Mesela Perihan annesinin arkadaş toplantılarına gitmek istemezdi sevmezdi, annesinin tehdidiyle gitmek zorunda kalırdı. Zorla gittiği için mutlu olmaz, orada annesinin hoşuna gitmeyecek şeyler yapardı, annesi beni rezil etme ben de seni arkadaşlarının yanında çok fena rezil ederim deyiverirdi. Perihan mecburen sus pus olur, bir köşede otururdu. Hep üniversiteye gidince güçlü olacağım, orada annem olmayacak diye hayal kurardı. Üniversitede aşırı güçlü görünme takıntısı bu yüzdendi.

Perihan tehdit edildiği zamanlarda kendini mengenede sıkışmış bir bez parçası gibi hissederdi. Onun bir yere gitmek istememesi, bir şeyi yapmak istememesi ya da bir yemeği yemek istememesinin annesinin gözünde hiçbir kıymeti yoktu. Ya da bazen annesine ters gelen bir şeyler yapmak istemesinin hiçbir değeri yoktu. Annesi hep kendi dediğinin olmasını isterdi, hep... Annesine göre kendi istekleri en doğru olanlardı.

Gözlerini açtı, okumaya devam etti.

Şimdi, sizin annelik davranışlarınızda annenizin payının olup olmadığını düşünün ve yanınızda eşiniz varsa paylaşın. Seminerlerimde paylaşım sırasında annelerin çoğu, ne kadar kitap okusalar da, annelerinden daha bilinçli anne olma yolunda ilerleseler de zorda kaldıklarında anneleri gibi davrandıklarını söyler. O zaman durumu özetlerim: "Paylaştıklarımızdan şu sonuca varabilir miyiz? Çocuğunuzla olan ilişkinizde sorun yokken anneliğinizi geliştirmek için edindiğiniz bilgilere göre davranıyorsunuz, ama sorun olduğunda, ani tepki verdiğiniz zamanlarda anneniz gibi davranıyorsunuz." Arkadan şunu sorarım: "Zorda kaldığımızda annelik davranışlarımız, annemizden farkında olmadan edindiğimiz bir düşünce kalıbının etkisinde gerçekleşiyor diyebilir miyiz?"

Evet dedi Perihan, maalesef.... Ağlayası geldi ama kendini tuttu. O sırada içeriden Sedef ve Zuhal'in oyun seslerini işitti. Bebeklerinin anneleri olmuşlar onlara yemek yediriyorlardı. Zuhal bebeğine şöyle diyordu.

"Çabuk yemeğini ye yoksa seni parka götürmem. Yemeğini yemezsen toplarım yemeği, hem aç kalırsın hem de parka gidemezsin anladın mı beni."

Bu cümle Perihan'ın beynini zonklattı. Kızının oyununda annesinin cümlelerini ve ses tonunu duymuştu. Tabi kızına öğreten annesi değil kendisiydi. Bu devran böyle giderse torunu da böyle yetişecekti.

Gözyaşlarını tutamadı. İnsan kendisine bu hitaplarla sunulan yemeği istekle yiyebilir miydi? Halbuki her gün ne çok kullandığı cümlelerdi. Kendini ağlamaya kaptırmak istemedi. Az sonra dışarı çıkacaklardı. Gözyaşlarını sildi. Mutfağa gidip bir bardak su içti.

Geri döndü yazıyı bitireyim çok az kalmış, sonra da dışarı çıkarız diye düşündü.

Yanıtlar hep evet oluyor. Peki nedir bu düşünce kalıbı? Yaşanılan ortam içinde annenizle ilişkinizde farkında olmadan öğrendiğiniz bu düşünce kalıbına yine son yılların moda deyişiyle PARADİGMA diyoruz.

Bir sonraki yazıda paradigmalarımızın iletişimimizi nasıl etkilediği üzerinde duracağız.

Demek bunun adı paradigmaymış. Düşünce kalıbı. Gözünün önüne kerpiç ve tuğla yapmak için çok eskiden kullanılan ilkel kalıplar geldi. Düşünceler kalıba dökülmüş öyle mi? Öyle bir şekil almış ki değişmesi çok zor öyle mi acaba?

Neyse sonraki yazıda anlarız.

Yazı bitmişti. Kısa bir özet çıkardı.

- Çocukta istediğim davranışlar birer sonuç ve hemen olmayacak.
- Çocukta hangi sonuçları görmek istediğimi bilmem o sonuçları elde etmemle aynı şey değil. Çocuğa sonucu söyleyince yapmıyor, temiz çocuk ol deyince oluvermiyor.
- İç disiplin ve dış disiplin diye şeyler var. İç disiplin çocuğun doğru davranışları anababanın zoruyla değil kendi isteğiyle yapması demek. Ana babalar iç disiplin istiyorlar.
- Doğru insan yanlış insan diye bir şey yok, bu bir saçmalık. Doğru davranış yanlış davranış var.
- İstemediğimiz halde çocuğumuza ana babamız gibi davranmamızın sebebi paradigmalarmış.

Dosyayı kapatırken eşi Ayhan'ın notlarını tekrar okuyabileceğini düşündü. Özel duygularını da yazıyordu, okunmasını istemiyordu. Dosyaya şifre koydu. Sonra o notlardan etkilenerek eşinin sabah yatakta elini nasıl melek gibi tuttuğunu hatırladı. Acaba neden etkilenmişti bu kadar? Yok ya şifre falan koymıyım, okursa okusun. Yabancı mı? Senelerdir o kadar uğraştım bana romantik şeyler yapması için işe yaramadı, şimdi bu işe yarıyorsa yarasın dedi kıs kıs gülerek.

Çocukları etkileyebilmek için yaptığım şeyler adamı da etkileyecek galiba. Vay be.. Şaştım bu işe.

..................................

Sonraki yazı:  4. Gözlerinin Altında Niye Damlalar Var

"Not: Sevgili anne babalar, ya da anne baba olmayanlar; "çocuğum beni dinlemiyor, çok çekingen/ çok saldırgan bir türlü söz dinletemiyorum, psikolojim bozuldu, evimizde huzur kalmadı" diyen anne babalardan bir sürü mail almadığım bir günüm bile geçmiyor. Bu siteyi bu tür sorunlara çare olsun diye açtım ancak sorulan sorunun bir yemek tarifi vermek gibi kolay bir cevabı olmadığını biliyoruz. Çocukla gerçek bir iletişim kurmak; okumayı, bir düşünme ve eğitim sürecinden geçmeyi gerektiriyor.

Hikaye tarzında yazdığım bu yazılarda, anababaların dertlerine çare olacağını düşündüğüm Birsen Özkan'ın yazılarının üzerinde biraz daha durarak, her gün aldığım sorulara biraz daha etkili cevap vermeye çalışıyorum.

Lütfen yazıların faydalı olduğunu düşünüyorsanız, tanıdığınız anne babalarla paylaşın, tavsiye edin, mail atın, ya da facebookta paylaşın. Ki mutlu bireyler ve mutlu ailelerin var olması için hem sizin hem benim bir nebze katkım olmuş olsun.

Büşra Karaca"

Bu yazı 1713 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.11.05 tarihinde dedi ki :
yazı yeteneğinizden çok etkilendim kitap olarak yayınlansa kesinlikle alırdım ...
çoçuk yetiştirmede bir ileri bir geriye malesef ki devam ediyorum bir gün geri gitmeyeceğimi düşünüyorum yazılarınızında katkıları ile , yazılarınızı ileri gitmemi sağlayan sebeplerden diye düşünüyor .birde geri gitme sebeplerimi ortadan kadırabilsem....
paylaşımlarınızı dikkatle takip ediyorum ...
sevgiler .....
elif
busra 2010.11.05 tarihinde dedi ki :
Sevgili Birsen Hanım, çok çok teşekkür ederim. Bilemiyorum belki de bir roman olabilir dediğiniz gibi.

Olayları takip ederek birşeyler okumak daha kolay geliyor okuyucuya, hem de verilen mesajları olaylar eşliğinde daha etkili hale getiriyor. Zaman içinde bunu fark ettiğim için hkaye tarzında yazmaya karar verdim.

Doğan Cüceloğlu'nun bir kaç kez konferansına gittim, etkileyiciydi. Bazı kitaplarını okumayı düşünmüş hatta not almıştım ama henüz hiç bir kitabını okumadım.

Dileğim hep şu, Perihan'ın yaşadıklarından birşeyler çıkaran ana babalar olarak değişmek için gerçek adımlar atabilelim. Ve çocuklarımıza hayatı zindan etmeyelim.

Küçük çocuklar en ufak hatalarında onurları kırılıp kişilikleri ezilen geleceğin psikopatları olmasın. Liseli gençler önlerindeki uzun hayatı en çok etkilyecek olan ergenlik yıllarını ailelerinden nefret ederek geçirmesinler. Ailelerinden kurtulmaya can attıkları için üniversiteye gidip zehirli bir özgürlük yaşamasınlar, daha yüksek ideallerle üniversiteye gitsinler. Evlendiklerinde çocuklukta yaşadıkları küçük bir olayı binlerce kez hatırlayıp çocuklarına eziyet etmesinler....

Bu dileklerimi çok uzatabilirim ama uzatmıyım.

Böyle içten destek vermeniz beni çok sevindiriyor.

Çok derinden sevgiler saygılar..
büşra k.
busra 2010.11.05 tarihinde dedi ki :
Çok Sevgili Büşra Karaca,
Öyküleriniz bir aile romanına dönüşecek bence ve bu romanın da yayımlanması gerek. Sn. Doğan Cüceloğlu'nun kitaplarını okudunuz mu? O da sizin gibi bir konuyu ele alıp tartışır. Çıkarımlar yapar, ve bu çıkarımlarını da ders gibi değil, sohbetler biçiminde verir. Sizin öyküleriniz de aynı biçemde. Bu biçem, yazarın vermek istediğini okurun kolayca anlamasını sağlıyor. Öyküler de benim yazılarımdaki "ders" gibi bölümleri "Perihan" gözünden sorgulayarak daha anlaşılır kılıyor.
Bu bölüm (Geleceğin romanı olarak gördüğüm için bölüm diyorum) de diğerleri gibi beni çok etkiledi, duygulandırdı ve yazı yeteneğinize bir kez daha hayran bıraktı.
Tüm uğraşlarınız kolay gelsin.
Sevgilerimle.
Birsen Özkan
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Gerçekten Çam Fıstığıymış

Mucitler Atölyesi Geziyor - Ümraniye, Kartal, Sultanbeyli, Başakşehir,Fatih,Güngören,Bakırköy