
Perihan ve Zuhal hazırlanıp koruya gitmek için çıktılar. Yürüyerek ara sokaktan caddeye geldiler.
Caddede her zamanki trafik gürültüsünden farklı bir müzik sesi bir gümbürtüdür gidiyordu. Biraz yürüdükçe Perihan anladı ki ileride yeni bir mağaza açılışı var. Anne kız üst geçitten yolun karşısına geçip taksiye bineceklerdi. Tam üst geçitin önlerine gelmişlerdi ki, Zuhal ileride mağaza açılışındaki palyaçoları gördü annesinin elini çekelemeye başladı:
- Anne oraya gidelim, hadi palyaçolara bakalım.
- Olmaz koruya gidiyoruz ya işte, dönüşte bakarız. Yine buradan geçeceğiz.
- O zamana kadar palyaçolar giderse.
- Gitmez gitmez bir dükkan açılırken bütün gün duruyorlar, akşama kadar dururlar.
- Hayır ben hemen gitmek istiyorum, şimdi gitmek istiyorum.
Perihan kızın elini sıkı sıkı tutarak hızlı hızlı üst geçite doğru yürütmeye çalıştı. Zuhalse annesinin elini geriye doğru çekerek eliyle palyaçoları gösteriyordu. Palyaçolara bakalım, onlarla konuşmak istiyorum deyip duruyordu.
Yeni açılan yerin oraya kadar gidip oyalanıp, tekrar geri gelip üst geçitten geçmek Perihan'a zor gelmişti. Hemen üst geçitten geçip taksiye binip kendini koruya atmak istiyordu. Zaten çocuk istiyor diye alışverişe değil koruya gidiyordu, şimdi yine çocuğun isteğini yapıp kuklası mı olayım diye düşündü.
Zuhal'in elini çeke çeke üst geçitin merdivenlerine yöneldi. Ama çocuk gitmiyordu. Perihan'ın zorlamasıyla bir adım ileri giderse, iki adım geri geliyordu.
Perihan çocuğun dikkatini çekecek şeyler gösteriyor, oldu bittiye getirmek istiyordu. Annesi böyle yaptıkça kız daha da hırçınlaştı. Ayaklarını yerlere vura vura annesini durdurmaya çalıştı. En sonunda ağlamaya başladı.
Perihan durdu ve sert sert şöyle dedi:
Palyaçolara bakmaya gidersek koruya götürmem seni o zaman!
Çocuk koruya gitmeyi çok istediği için palyaçolardan vazgeçeceğini düşünmüştü.
- Tamaam koruya gitmeyiz o zaman, ben palyaçoları istiyoruuum diye yarı ağlamaklı haykırdı Zuhal.
Perihan şok oldu. Zuhal palyaçoları çok istiyordu.. Çocuğu caydıracak bir şeyler düşündü:
- Bak beni böyle yol ortasında rezil etme, sana bir daha asla çikolata almam bir hafta da çizgi film izlememe cezası veririm duydun mu! Sen istedin diye koruya gidiyoruz işte, çarşıya gitmek istemedin ya. Seni mutlu etmeye çalışırken şu düştüğüm hale bak! Duydun mu sana tam bir hafta çizgi film açmam!
Perihan'ın bu sözlerini duyan Zuhal çıldırdı. Deli gibi ağlamaya kendini oradan oraya atmaya başladı.
Perihan o an, felaket geliyor sinyalleri veren karmakarışık alarm ve çan sesleri duyuyor gibi oldu. Geçitin altından geçen arabaların oluşturduğu otoyol sesi ve Zuhal'in ağlama sesi de eklendi. Her biri ayrı bir kaosu çağrıştıran bu sesler birleşip Perihan'ın ruhu çimdiklendi sanki.
Evden çıkmadan önce okuduğu yazıyı, annesinin tehditlerini düşündüğünü hatırladı. Kendinden nefret etti. Az önce yine tehdit etmişti çocuğu ve çocuk çıldırmıştı. Tıpkı kendisinin eskiden çıldırdığı gibi. Çocuğun zor bela tutabildiği elini bıraktı. Çocuk olduğu yere çömeldi ve sürünür gibi acı hale gelen ağlamasına devam etti.
- Şimdi gitmek istiyorum, palyaçoların yanına gitmek istiyoruum.
Perihan tehditten pişman olmuştu, biraz daha yumuşak konuşmaya çalıştı:
- Yavrum sen koruya gitmek istedin diye koruya gidiyoruz ya, çarşıya gitmek istememiştin.
- Hayır ben palyaçoların yanına gitmek istiyorum, koruya gitmek istemiyorum. Palyaçoları istiyorum ben.
- Yavrum dönüşte gideriz dedim ya, şimdi önce koruya gidiyoruz.
- Hayıııır, ben koruya gitmek istemiyorum.
İşte yine aynı şey, söylediklerim ne kadar da etkisiz diye düşündü.
Üst geçitin üstünde stresli bir gürültünün ortasında ağlayan bir çocukla uğraşıyordu. Bu nasıl derinden derinden bir çaresizlikti. Dışarıdan bakan bir insana ne kadar basit gibi gelirdi. Oysa Perihan katlanması ne zor duygular yaşıyordu.
Bir an dayanamıyor gibi oldu. Az önce yumuşak olmaya çalışmıştı ama duyguları bir an öyle yoğunlaştı ki boğulacak gibiydi. Böyle zamanlarda sinirden çıldırır, yere göğe öfke yağdırırdı. Sinirlenmemeliyim dedi. Derin nefes aldı. İçinde sanki dünya savaşı yaşıyordu. Sinirlenirse çocuğa çok bağıracak, bütün gün acısını çıkartmaya çalışacaktı biliyordu. Allahım nolur bana yardım et, kendimi kaybetmeyeyim diye dua etti durdu.
Allahım bana yardım et. Nolur yardım et. Ne yapacağımı bilmiyorum.
O sırada yanlarına bir yaşlı amca yaklaşmaya başladı. 5 dk üst geçitteydiler ama Perihan kendini yıllardır bu üst geçitte gibi hissetmişti , kuş uçmaz kervan geçmez bir yere biri yaklaşıyor gibiydi.
Yaşlı amca Zuhal'in ağladığını görünce durakladı. Ve onlara laf attı:
- Ağlama küçük kız benim de senin gibi bir torunum var.
Perihan sinir oldu. Kızıyla beraber dışarıda olduklarında benim de senin gibi torunum var deyip kendilerine yaklaşan yaşlılar ne kadar da çoktu. Ne yapayım senin de öyle torunun varsa der gibi baktı.
- Annesi, niye ağlıyor hanım kız?
- Şu yeni mağazanın açılışındaki palyaçolara bakmak istiyor da o yüzden
- Ben de gördüm palyaçoları, çocuk işte, palyaçolar ilgisini çekti demek ki..
- Eveeeet ilgimi çektiii dedi Zuhal ağlaya ağlaya.
Adam çocuğa yaklaştı ve muzip el kol hareketleri yaparak Zuhal'le konuşmaya başladı. Perihan, deli mi ne, şimdi iyice çattık diye düşündü.
Adam konuşuyordu:
Kocaman kırmızı burnuuuuu, rengarenk bonus gibi saçlarııııııı, kocaman ağzı olur palyaçoların değil mi?
Zuhal evet der gibi başını salladı.
Başka neyi var palyaçoların?
Zuhalin sesi kesilmeye başlamıştı, adama cevap verdi:
- Bir de gözlerinin altında damlalar var.
Aa, doğru bak damlalar benim hiç aklıma gelmemişti dedi yaşlı adam. Acaba niye gözlerinin altında damlalar var hiç bilmiyorum.
- Sen biliyor musun?
Hayır dedi Zuhal, ben de bilmiyorum.
Adam birden saatine baktı:
Benim acelem var gitmem lazım, vapuru kaçırırım yoksa. Annesi sen küçük kızı palyaçoların yanına götür bence, gözlerinin altında niye damlalar olduğunu sorsun bir ya değil mi, dedi ve gitti.
Perihan kızını bu kadar çabuk susturan bu yaşlı amcaya başta sinir olduğu için içten içe utandı. Teşekkür etti.
İnsanlar ağlayan çocuklara genelde "sus bakayım anneni üzme, aa çok ayıp yol ortasında ağlama, benim iğnem var yaparım bak, şşşttt" gibi şeyler söylerlerdi. Ya da çocuğu ilgisini çekecek bir şeyler bulmaya çalışarak başka şeyler göstermeye çalışırlardı. İlgisini de pek çekemezlerdi. Bu adam ne yapmıştı da çocuk susmuştu acaba.
Neyse, sustu ya. En az yarım saat öyle ağlayacak sanmıştım diye geçirdi Perihan. Zuhal'in elini tuttu ve konuştu:
- Hadi palyaçolara bakalım bari.
Zuhal istekli istekli kalktı, merdivenlerden inerken heyecanlandı koşarken neredeyse düşecekti.
Palyaçoların yanına hemen geliverdiler, Perihan aslında yakınmış az önce gelebilirmişiz diye düşündü. Ama çocuğun kuklası olmaktan korkmuştu.
Zuhal palyaçolardan bir tanesinin yanına gitti, iyice yaklaştı ve sordu.
- Senin gözlerinin altında niye damlalar var?
Palyaço müzik sesinden anlamadı. Zuhal tekrar sorarken, palyaço kulağını çocuğun ağzına doğru yaklaştırdı. Senin gözlerinin altında niye damlalar var?
Palyaço bu sefer duydu ve güldü, Zuhal'in yanağına dokundu. Şöyle dedi:
- Peki sen söyle bakalım senin gözlerinin altında niye damlalar var?
Az önceki ağlamasından kalan damlalar hala Zuhal'in yanaklarında duruyordu.
- Çünkü ben ağladım.
- Hmm, neden ağladın peki
- Palyaçolara gidelim diye ağladım
Palyaço Zuhal'i kucağına aldı:
- Biz küçük çocuklar ağlamasın diye onların yerine ağlıyoruz, o yüzden gözümüzün altında damlalar var. Sen bir daha ağlama tamam mı, biz senin yerine ağlarız çocuklar ağlayınca çok üzülürüz.
Zuhal gülerek kafasını salladı. Palyaço Zuhal'i öptü, ve kucağından indirdi. Perihan gülümsedi: Şimdi koruya gitmek ister misin?
Evet dedi Zuhal ve konuştuğu palyaçoya el sallayarak uzaklaştı annesiyle birlikte.
Perihan keşke çocuk ilk istediğinde getirseymişim, 10 dk bile kaybetmedik diye hayıflandı.
...........................................................
Koruda güzel zaman geçirdiler, Zuhal'in istediği mısırlardan da aldılar. Zuhal görünüşte mutluydu ama üzerinde bir durgunluk vardı. Üst geçitteki olayı yaşamasak herhalde çok daha neşeli olurdu diye düşündü Perihan.
Güneş alçalınca hava soğumaya başladı ve akşam olmadan eve döndüler. Gelince Zuhal çizgi film izledi Perihan da akşam için yemek yaptı.
Cihan ve babası balık tutmuşlar ve balıkları tekrar denize atmışlardı. Akşam için yemek var ama birkaç tane getirseydiniz taze taze yerdik dedi Perihan. Ayhan'ın dediğine göre Cihan balıkları tekrar denize atmaktan çok zevk almıştı. Onların canını bağışlamış gibi hissetmişti kendisini. O da çocuğa izin vermişti hepsini atsın diye.
Sessiz ve olaysız bir akşam yemeği yediler. Perihan akşam kızını uyuttuktan sonra tekrar www.annenotlari.com'a girdi ve kaldığı yerden yazıları okumaya başladı.
Son okuduğu 2. yazının sonundaki paradigma kavramını hatırladı. Düşünce kalıbı demekti paradigma. 3. yazıya tıkladı:
3-Paradigmaların Kaçınılamaz Etkisi
Okumaya başladı ve ilk olarak şurayı kopyaladı.
Paradigma nedir? Düşünce kalıbı ya da kalıplaşmış düşünce. Gordon der ki "Akvaryumdaki bir balığın hareketlerini sınırlayan şeyin cam olduğunu balık nasıl bilemezse, biz de davranışlarımızı sınırlayan ya da yön veren şeyin paradigmalarımız olduğunu bilmiyoruz."
Nasıl yani? Kalıplaşmış düşünce ne demek?
İki erkek düşünün, akşam işten çıkıp evlerine giderlerken eşlerine çiçek alıyorlar. İkisi iki ayrı evin zilini çalıyor ve sevgili eşleri kapıları açıyor, çiçekleri görünce mutlu olan eşler kocalarının boyunlarına sarılıp yanaklarına birer öpücük konduruyorlar. Ama evlerden birindeki eş aniden sıcak karşılamadan vazgeçip "Hayrola sen bu gün bir kabahat mi yaptın ki bana çiçek almak aklına geldi?" diye soruveriyor. Çünkü anne ve anne arkadaşlarından ya da kendi arkadaş sohbetlerinden edindiği bir bilgi vardır: Erkekler yanlış bir şey yaptıklarında eşlerine armağanlar getirmeye başlar. Paradigma bu olunca davranış da reddetme oluyor doğal olarak.
Hmm şimdi biraz anladım. Yani bir davranışa benim yüklediğim anlam mı oluyor paradigma. Ve bu şekilde anlam yüklemeyi ailemden veya çevremden öğrenmişim. Bugün Zuhal palyaçoları istediğinde, koruya o istiyor diye gidiyorum zaten, şimdi o istiyor diye palyaçoların yanına gidersem çocuğun kuklası olurum diye düşündüm. Bu paradigma mı?
İstediğini yapınca çocuğun kuklası olacağım anlamını mı yükledim. Evet galiba öyle oldu. Çocuğun birkaç isteğini ard arda yapınca kukla olacağımı düşünürüm. Çocuğun birkaç isteğini ard arda yapsam nolur, anababalar yapamazlar mı böyle bir şey? Kukla olurum fikri bana nereden gelmiş? Düşündü düşündü.
Annesi çocukken birkaç isteklerini arka arkaya yerine getirse kukla ettiniz beni başınıza diye söylenirdi. Kukla annesinin çok kullandığı bir kelimeydi.
- Ben de mi böyle düşünüyorum, çocukların birkaç isteğini arka arkaya yerine getirince kukla olacağımı mı zannediyorum?
Bunun sebebi paradigmam yani düşünce kalıbımsa.. O zaman insanın bakış açısını da paradigmalar mı belirliyor, söylenen bir laftan ne anladığını da. Davranışlarını da.
- Adam karısına çiçek alıyor, kadın bir kabahat mi işledin de çiçek alıyorsun diyor ya işe bak.
Paradigma dedikçe ne anlama geldiğini de düşünmeye çalışıyordu, bu kelimeye yabancılık çekmişti. Paradigma eşittir anlam yükleme yazdı not aldığı dosyaya.
- Paradigma değil de benim yüklediğim anlam diyim ben ona.
Çocuklarının ve eşinin bazı davranışlarına yüklediği anlamları ve verdiği tepkileri düşündü. Tepkiler zaten hep yüklediği anlamlar yüzünden oluyordu.
Bana inat olsun diye mi yapıyorsunuz? lafını hatırladı, bunu çok kullanırdı ve gerçekten çocukların inat yaptığını düşünürdü. Basit şeylere çok bile kızardı çocukların inadına yaptığını düşündükçe.
Bir şema vardı ama anlayamadı. Gündüz yorulmuştu uykusu gelmeye başladı. Daha sonra bakarım diye düşündü. Son olarak şu cümleyi okudu:
Paradigmamız karşımızdaki kişinin (çocuğumuz, eşimiz, annemiz, arkadaşımız....)davranışını algılamamızı; algımız davranışımızı; davranışımız da sonucu etkiler.
Daha fazla okumak istemedi. Not aldığı dosyayı da kapattı. Mutfağa gitti, dolabı koyması gereken yemekleri koyup yatacaktı.
İşini yaparken paradigmaları düşündü. Birçok tatsız olay paradigmalar yani yüklenen anlamlar yüzünden oluyordu galiba. İnsan anlam yüklemelerini düşünce kalıplarını değiştirebilir miydi acaba?
Çocuklar istemediğim bir davranışı sürekli yaptıklarında inat olsun diye yapmadıklarını bir gün anlayabilir miyim acaba? Ya da art arda birkaç isteklerini yerine getirdiğimde kukla olmayacağımı.
Ya eşimin davranışlarına yüklediğim anlamlar. Off biz kadınlar eşlerimizin davranışlarına olur olmaz anlamlar yükleme konusunda ne kadar gelişmişiz. Ve güzel bir şey yaptıklarında bile garip tepkiler vermeye.
Tıpkı kendisine çiçek alınan örnekteki kadın gibi eşinin yaptığı iyilikleri pek takdir etmezdi Perihan. Bunu düşündü. Başına kakılmasından korkardı. Annesinin her şeyi başa kaktığını hatırladı. Ve kimseye memnun duygularla takdir iletmezdi annesi, başa kakılmasından korkardı.
Perihan'ın eşi sen biraz dinlen ben Zuhal'i dışarı çıkarayım derdi bazen. Perihan dinlendiği halde doğru düzgün dinlenemedim ki, hem ne çabuk geldiniz derdi. Çok güzel dinlendim derse, bak ben bugün Zuhal'i dışarı çıkardım sen de dinlendin diyerek eşinin başa kakmasından korkardı.
Ne iğrençti, insanın samimi olmasını engelliyordu bunlar.
Yoksa güçlü görünmezsem Ayhan beni sevmez korkusu da mı bir paradigma yüzündendi? Öyle miydi? Bunu düşünmek Perihan'a hem ağır geldi, hem de bir yandan hafiflediğini hissetti.
Galiba insanın korkularını da paradigmalar belirliyordu, duygularını da. Ne garipti.
...................
Pijamalarını giyip yattı. Eşi de geldi ve yatağa yattı. Perihan sordu:
- Sen niye öyle elimi tuttun bu sabah?
- Bilmem içimden geldi. Kendini çaresiz hissettiğini okuyunca...
- Yani?
Adam cevap vermedi.
- Yani elimi niye öyle tuttun, ne hissettin, ne demek istedin?
- Siz erkekler biraz detay verseniz ölür müsünüz yaa dedi Perihan.
Adam sinir oldu, sorguya çekilir gibi kendisine soru sorulmasından hoşlanmıyordu, tüm erkekler gibi. Konu üzerinde çok düşünmedi, arkasını döndü.
Perihan bir anlam veremedi.
Acaba hep güçlü görünerek eşini kendinden uzaklaştırmış olabilir miydi? Perihan'ı zayıf görünce Ayhan'ın içinden ne gelmişti? Anlayamadı.
Adam arkasını dönüp uyumuştu bile. Şimdi niye sabahki gibi davranmamıştı, onu da anlayamadı Perihan..
Paradigmaları düşüne düşüne o da uyudu.