
Dünyadaki bütün baskıların ve kavgaların sebebi bana göre bu: Kendisi gibi düşünmeyenin varlığına dayanamamak. Kendisi gibi düşünmeyeni ezmeye, sindirmeye çalışmak.
Çoğu kez planlı yapmıyor insan bunu, hastalık gibi birşey. Hastaysanız öksürmek için kendinizi zorlamanız gerekmez, içinizdeki arıza sonucu öksürürsünüz.
Bazen istemediğiniz halde çocuğunuza bağırmanızın nedeni bu hastalıktır. Çocuğun öyle düşünmesine dayanamamak, öyle davranmasını kabul edememek.
Bazen kendinizin haksız eşinizin haklı olduğunu bildiğiniz halde eşinize karşı kendinizi savunmanızın nedeni de bu. Doğru olduğunu bildiğiniz halde. Sizin gibi düşünmemesine katlanamamak.
Hastalık.....
Küçük bir evin içindeki küçük kavgaların sebebi de bu. Devletlerin içindeki kavgaların sebebi de bu.
Ve hastalığın adı: kabulsüzlük.
Bir insana ya da insanlara kabulsüzlüğü çok yaşatırsanız, günün birinde korkunç isyan eder(ler). Çocuğunuz da olsa, sizi ezer geçer.
................................................
Tunus'ta diplomalı bir seyyar satıcı, sadece seyyar arabası alındı diye kendini yakmaz. O güne dek yaşadığı "kabul edilmeme, dışarıda kalma, itilme" duygusunun artık dayanılmaz bir yoğunlukta olduğunu gösterir kendini yakması.
İnsanlar "kabul görmeme" duygusunun zakkum gibi cayır cayır yakan acısını hissetmişlerse, kendini yakma eylemlerine cesaret etmelerine şaşmamak gerekir. Kendilerini yakarak içlerindeki yangını ancak söndürebiliyorlar demek.
Tunus'taki seyyar satıcının eylemi halkı ayaklandırdı, isyan başladı. Yıllardır yönetim tarafından kabul görmeyen halk, kendilerine kabul gözüyle bakacak bir yönetim istedi. Gerçek mi değil mi bilmiyorum ama görünüşte daha iyi bir yönetim oluştu. Devrim oldu.
İşsizlik ve ekonomik sıkıntı içindeki halka dini baskı da vardı. İrandaki gibi dini zorla yaşatma baskısı değil de yaşatmama baskısıydı bu. Halkın dinlerinin en büyük simgesi olan ezanı dinleme hakkı bile yoktu. 23 yıl sonra ilk kez ülkede ezan okundu.
Ardından Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da bir kendini yakma dalgası başladı. Ünv. öğrencileri avukatlar var içlerinde. Çoğu da genç. Kendini yakan yakana. Bugünlerde Mısır hareketli.
Görünen o ki, diktatörlük hüküm süren ülkelerdeki halk "kabul görmeme" kahrına artık dayanamıyor. Kabul görecekleri yönetimleri kendi elleriyle isyanla istiyorlar.
İran'da dini yaşamak istemeyenler kabul görmüyor. Kanada'da yaşayan kızkardeşim anlatmıştı, oradaki İranlılar Kanada'da başörtüsü takanlara diyorlarmış ki, burada takmak zorunda değilsiniz niye takıyorsunuz? Biz gerçekten inandığımız ve istediğimiz için takıyoruz diyenleri anlayamıyorlarmış. Başörtüsünü sadece zorla takılan bir şey sanıyorlarmış. Kabulsüzlüğün sonucuna bakın.
Suudi Arabistan'da ise görünüşte dindar, şefkatsiz ve vicdana ters bir tutum var. Hakperestçe düşüncelerinizi anlatır ve İsrail dostu olan Suud kralının aleyhinde sadece yakın arkadaşınızla bile konuşursanız, dünya üzerinde bir daha izinize rastlanmayabiliyormuş. Suriye de böyle.
Bizim ülkemizde de çok kabulsüzlük var. Türklüğüyle övünen kimileri, Ankara'nın doğusunu verseler kimseyi sağ bırakmam diyor. Onların yaşamaması gerekiyormuş gibi ne kadar da açık savunabiliyor. Başı açık kimileri başörtülüyü görünce kan beynime sıçrıyor diyor. Varlığına dayanamıyor. Tersi olarak, her başı açık olanı kafir diye niteleyen var....
..............................
Ne kadar tatsız konular değil mi? Yazarken bile içim sıkıldı.
Kabulsüzlük ağır bir hastalık. Ama dermansız değil. Çok zor değil. Kendiniz gibi düşünmeyenin varlığına dayanamamak hem sizin içinizi yakar, hem de varlığına dayanamadığınız kişiyi yakar. Böyle yakıcı bir duygudan içtinab edip kabulün rahatlığını yaşamak çok daha güzel değil mi?
Önce kendimize sonra da çocuklarımıza, bizim gibi düşünmeyenlerin;
- varlığına dayanmayı,
- onları içten kabul etmeyi,
- düşüncelerine katılmasak da kişiliklerine saygı göstermeyi,
- konuşabilmeyi,
öğretmemiz lazım.
Çocuklarımıza öğretmenin elbette tek bir yolu var. Kendimiz böyle olmak.
Dünyadaki isyanları sadece afaki olaylar olarak görmeyip, kendi evimizde kabul atmosferi oluşturmak için ders çıkarmak lazım...
Dileğim, dünyadaki devrim dalgası Türkiye'ye de gelirse zarar vermesin. Ve mutlaka Fas, Libya, İran ve Suudi Arabistan'a uğrasın.