Ekleyen : busra
Tarih : 2011.02.25 00:00:00
Evdeki huzur

Erkek Düşmanlığı Nereye Kadar



Bu günlerde erkek düşmanlığı ayyuka çıkmış durumda. Sanki erkeklerin hepsi sapık ya da potansiyel katil. Her gün yüzlerce insan öldürülüyor, bunların içinde karısını öldüren bir erkek varsa, manşet hazır “cani kocalar”  Annesini babasını öldürenler var fakat onlar çok da önemli bir sorun olarak görülmüyor. Fakat bir erkek karısını öldürmüşse, cezasını sadece o erkek çekmiyor, bu olayın psikolojik baskısını ve dahi cezasını bütün erkekler çekmek zorunda bırakılıyor.

Tabi kadınlar da bu olumsuz haberlerden etkileniyorlar. Böyle giderse kadınlar, olası koca şiddetinden korumak için yastıklarının altına kırmızı biber, bıçak, biber gazı falan koyup yatacaklar. Elbirliği ile topluma erkeklerin ne kadar kötü olduğu anlatılıyor.

 “Mor Çatı” diye bir dernek var,  internet kullananların çoğu “Mor Çatı”nın hazırladığı kısa videolara denk gelmişlerdir. Mor çatı “Kadın sığınma Evi” olarak kurulmuş; fakat şu aralar yaptıkları “erkek sindirme”  harekatından başka bir şey değil. Yaptıkları düpedüz erkek düşmanlığı.

Eşlerinden şiddet gören kadınlara yardım etmek tabiî ki gerekli. Alkoliği var, esrarkeşi var, ruh hastası var. Öyle erkeklerle evlenen mazlum kadınlara elbette sahip çıkılmalı. Zaten devletinde sığınma evleri var.

Fakat bunun dışında, aile içinde, erkeklerin kadınlara uyguladığı fiziksel şiddet ve kadınların erkeklere uyguladığı psikolojik şiddet ve daha çok kadınların çocuklarına uyguladıkları fiziksel şiddet ayrı birkaç yazı konusu. Şimdilik o konuyu bir yana bırakalım.

Mor çatının hazırladığı videoları izledim, hemen hepsinde erkek düşmanlığından başka bir şey görmedim. İnternet ortamında çokça dolaşan videonun biri şöyle:

 Gerçek kadın ebatlarında, bir kaç kadın posteri, otobüs duraklarına yapıştırılıyor.  Posterin üstünde kocaman “ÖZGÜRLÜĞÜMÜ YAŞAMAK İSTİYORUM” yazıyor. (Nereye kadarın cevabı yok)  Posterdeki kadınların vücutları kartondan yapılmış Hacivat Karagöz kuklası gibi bacak ve kollardan oyulmuş. Kadınların ayakları ve elleri havada olduğu için kadınların ayakları otobüs durağından dışarı sarkıyor, kaldırımı daraltıyor, gelen geçenin yolunu kapatıyor. 

Bir de gizli kamera yerleştirmişler, insanların tepkisi kaydetmişler.  Kaldırımda yürüyen erkekler, yola sarkmış kadın bacağını kırıp atıyorlar.  Erkekler başlarını kaldırıp ne posterdeki yazıyı okuyorlar ne de kadına bakıyorlar. Belli ki o  bacak, bir erkek bacağı da olsa, hepsi yine kırıp geçecek. Çünkü yolu kapatıyor. Öteki türlü kaldırımdan vızır vızır arabaların geçtiği yola inmeleri gerekiyor. Hatta bir tanesi bacak yüzünden sendeliyor, düşeceği sırada kendini toparlıyor ve sinirle bacağı kırıp atıyor.

Kırılan bacakların altından bir yazı çıkıyor. “Şiddeti değil” Hazırlayanlar belli ki bacakların kırılacağından çok eminler.

Sonra bir yazı çıkıyor videoda. “Posterdeki kadınların hepsi şiddete maruz kalmış, maalesef sadece erkekler tarafından” yazıyor. 

Erkekler kötü, erkekler kadınlardan nefret ediyor, hepsi şiddet yanlısı, kötü bunlar kötü, kendinizi koruyun kadın milleti. O sözden başka bir mesaj okunmuyor.

İyi niyet süsü altında, bu kadar kötü niyetle hazırlanmış bir video, daha görmedim. Nedense bir tek kadın kaydedilmemiş, oradan sanki hiç kadın geçmemiş. Eminim kadınlarda vurmuşlardır postere, kırıp atmadılarsa bile. 

Erkekler, posterlerdeki bacaklar yolu daraltıyor, diye hayırlarına kırıp atıyorlar. Sanki gerçek kadın bacağı kırmış gibi videoda şiddete dikkat çekiliyor. Siz eli ayağı derli toplu kadın posteri astınız da gelip geçen erkekler yüzüne mi tükürdü. Bu kadar otobüs duraklarında reklam amaçlı hazırlanmış kadın posterleri var, onlara da bu muamele yapılıyor mu? Sadece bu değil bunun gibi başka videolar da var. 

Bir başka videoda da kocasından dayak yemiş, gözü kaşı morarmış kadınlar, “başımı kapıya çaktım” gibi şeyler söylüyorlarmış etrafa. Dış ses öyle söylüyor.  Yani kocalarından dayak yediklerini saklıyorlarmış. “Siz de inanıyorsanız bize destek olmayın” diye çok zekice olduğunu zannettikleri bir de slogan bulmuşlar.

Evliliklerinde kendi hatalarını görmeyip, mutsuzluklarını kocalarının hataları üzerine kuran kadınlar “bak bak şu kötü adamlara” der gibi videoları facebook da paylaşıyorlar. Yanılmamışız işte, suçlu erkekler, tezine bir katkı ve yüreklerine soğuk su niyetine.

Kimdir bu "Mor Çatı" derneğini kuranlar. Kaçı evlidir, kaçının mutlu bir hayatı var.  Videoyu izleyince ilk aklıma gelen, hayallerindeki erkekleri bulamamış bir grup kadın, eski sevgililerinden ya da eşlerinden intikam almak için bu derneği kurmuşlar, gibi geldi. Bu kadınların içi hıçla nefretle dolu olmasa böyle bir videoyu hazırlatmazlar, yayınlamazlar, diye düşündüm.   

Ayrıca “Mor Çatı” derneği kurucuları, kadınları erkeklerden nefret ettirerek nereye varacaklar, hedefleri ne, onu hiç anlamıyorum. Sanki şiddeti bitirmek için değil artırmak için uğraşıyorlar.  Kadınlar erkeklerden nefret ederse şiddet tabiî ki artar. Hangi erkek bilinçaltı nefretle dolu bir kadınla mutlu olabilir. Evde çatışma çıktığında, kadın diliyle saldırır, erkek eliyle. Şiddet attığında ne olacak. Her mahalleye bir “Mor Çatı” derneği mi kuracaklar. Velev ki kurdular, içini de doldurdular çok mu mutlu olacaklar. Orada kalan kadınlar, çok mu mutlu olacak.

Mor Çatı derneği bugüne kadar gerçekten ihtiyacı olan kadınlara da hizmet etmiştir mutlaka.  Fakat derneğe para toplamak için hazırladıkları şu videolarla kaç tane genç kızın mutlu bir aile kurma düşlerini yıktıklarını, kadınların çoğunda zaten var olan erkek korkusunu artırdıklarını fark edemiyor olmaları mümkün mü?

Feminizmin “Kadınlar masumdur; fakat erkekler kaba saba ve saldırgandır.” “Kadınların mutsuz olmasının tek sebebi erkeklerdir” safsatası zaten memlekete yetiyor. Geçen yıl, bir yıl içinde ülkemizde yüz bine yakın çift boşanmış.  Eğer el birliği ile mor çatılar, medya, köşeci kadınlar biraz daha gayret ederlerse toplum olarak gelinecek noktayı düşünmek bile istemiyorum.  Kadınlar korkarım ki en sonunda “Ne böyle tek tek uğraşıyoruz , en iyisi Firavun gibi her doğan erkek çocuğunu öldürelim, kurtulalım” diyecekler.  Mutlu bir insanlık adına.

Sema Maraşlı
Haber7.com

Bu yazı 981 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2011.03.01 tarihinde dedi ki :
Bu yazı bana birden, Amerika'da zencilere karşı yeniden yükselen ırkçı yaklaşımları hatırlattı. Zencilere karşı bir pozitif ayrımcılık var. Mesela bir işyerinde bizdeki belli sayıda eski mahkum ve sakat çalıştırma gereği gibi zenci çalıştırmak zorundalar. Bu da kriz sonrası işsiz kalan "beyaz"ların canını sıkıyor. "Artık ayrımcılık bize yapılıyor. yasalar onları koruyor bizi kim koruyacak" diyorlar. Ama bu tepki istatistiklerle de ortada olan zenci ve latinlerin daha fakir olduğu, daha az eğitim aldığı gibi bilgileri değiştirmiyor.
Kim kalkıp "kadınlar da şiddet uyguluyor" derse desin bu durum kadınların daha az gelir sahibi olduğu, eğitimde dezavantajlı bulunduğu gerçeğini değiştiremiyor. Tıpkı eşi tarfından öldürülen kadın sayısının erkek sayısından kat be kat yukarıda olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi.
"Evliliklerinde kendi hatalarını görmeyip, mutsuzluklarını kocalarının hataları üzerine kuran kadınlar" tabiri yazarın tanımadığı insanlara attığı bir yafta olabiliyor sadece. "Eski sevgililerinden ya da eşlerinden intikam almak için" bu derneği kurdukları iddiası da tüyler ürpertici. Yazar istediğini söylesin "namus cinayeti" gibi bir kavramın varlığı ortadan kalkmıyor. Boşanmış insanlar arasında bir hukuk kalmış mıdır? Öküz ölmüş ortaklık bozulmuştur ama ne yazık ki toplumumuzda "eski karısını" öldüren erkekler de çok fazla. Öyle görülüyor ki devlet canının tehlikede olduğunu söyleyen kadınları da koruyamıyor.
Dünyanın demokratik her toplumunda devletin yetemediği yerlere yetmek için sivil toplum örgütleri (STK) kurulur. Zaten devlet yetiyorsa orada bir ihtiyaç oluşmadığı için o alanda bir STK da olmaz. Yazar devletin de sığınma evleri olduğunu belirtiyor ama demek ki yeterli gelmiyor.
Her ne kadar yazar, yok olduğu imasında bulunsa da ben kocasından dayak yediği halde bunu işyerinde anlamasınlar diye yalan söyleyen kadınlar gördüm. "Haketmiştir o" diyecek bir aklıselim insan olduğunu da sanmıyorum.
Kendimizi şanslı addederek bazı insanların yaşadıkları sıkıntıları görmezden gelebiliriz. Biz görmeyince onların varlığı ortadan kalkmaz. Biz onlara yardım etmiyorsak ama birileri yardım ediyorsa (şeklini tasvip ederiz etmeyiz, fakirlere kömür dağıtılmasını tasvip etmeyen de var mesela) o yardım edenlere yaftalar yapıştırmak -hele hele hiç tanımadığımız bilmediğimiz insanlara- en hafif deyimiyle yakışıksızdır. Toplumlarda münferit örnekler değil sayılar, oranlar gerçekleri söyler. Kadınla ilgili tolumsal çalışmalar bu konuda bir sorun olduğunu apaçık ortaya koyuyor.
Eleştiriyi yaparken de neyi eleştirdiğimizi unutmamalıyız. Amacımız mor çatının filmlerini eleştirmek, orada da şiddet olduğuna, bunun yanlış olduğuna dikkat çekmekse bunu söylemeliyiz. Tutup o insanların kişilikleri ile ilgili yargılarda bulunmak, bunun üzerinden kadınların da şiddet uyguladığı veya kendi hatasına bakmadan kacasını suçladığı iddiasında bulunmak aslında kendi içimizdekileri kusmak için filmleri bahane etmektir. Bu durumda da kadınlar mı tartışılacak, mor çatı mı, filmler mi , hepsi karman çorman olur.
rahşan
busra 2011.02.27 tarihinde dedi ki :
sema maraşlıyı kendisinden bir konferansını dinlemiştim. eşiyle ayrıldıktan sonra çok feminist duygulara sahipmiş, hatta evliliğinin bitmesini de bu feminist görüşlerine bağlıyordu. ama kadınlarla görüştükçe kadınları dinledikçe evliliklerde kadınların da büyük kabahat ve ihmalleri olduğunu görmüş. özellikle de güleryüz gösterme,cilve yapma, basit konularda anlayışlı davranma vs konularda. fikirleri değişmiş. niye değiştiğini böyle anlatmıştı.
sevda
busra 2011.02.26 tarihinde dedi ki :
Bende konuya søyle yaklasicam; sema marasli ya bir dønem , kadinlara karsi asiri korumaci yazilariyla, kadinlarin sesi, feminist damgasi vurulmustu... bir suredir , kadin erkek esitliginin imkansiz olacagi , erkeklerinde kadinlar gibi mazlum ve magdur olabilecegi konularina parmak basiyor...bir yazar ve esinden ayrilmis bir bayan olarak, duygu ve dusuncelerinin dønem dønem neden bøyle degistigi kendini baglar ama, ben yinede, dunya capinda en cok magdur olan insanlarin kadinlar olduguna inaniyorum... istisnalarida kabul ederek tabi... iliskilerdede kesinlikle huzur ve gecimsizligin yari yariya esit oldugunu savunuyorum...zaten eslerden biri, huzur ve gecim adina kendinden fazla ødun verirse, buda bi noktada patlama yapiyor ve gecimsizlige neden oluyor...
meryem tekce
busra 2011.02.26 tarihinde dedi ki :
evet sürekli erkeklerin üzerine gidiliyor, halbuki bir evde bir sorun varsa çiftlerden biri çok problemli biri değilse 50 dir her birinin hata payı bana göre....yani evde mutluluk varsa da karşılıklıdır yoksada karşılıklıdır....gerçi bizim toplumumuzda kadınların daha fedakar olduğunu görmezden gelmek pek mümkün değil fakat dediğiniz gibi erkek düşmanlığıyla da bir yere varamayız...herkes kendisindeki hatayı arayacak, önce kendisine bakacak yoksa herkes karşısındakini suçlamakla yetinirse mutsuzluğunun sebebini karşıdakine yüklerse hiç bir problem halledilemez. Belki klişe olacak ama erkekleri suçlayan zihniyetin hiç aklına gelmiyor mu merak ediyorum....bu erkekleri yetiştiren büyüten bizleriz yani biz kadınlar....eee kimi kime şikayet ediyoruz o zaman.....bende gerçekten zalimce davranan şiddet yanlısı psikolojisi bozuk erkekleri ayrı tutuyorum ve o zalimlerden zarar gören kadınları ve çocukları da ayrı tutuyorum tabiki....ama kadınlar da masum değil hepimiz mutlu olmak istiyorsak payımıza düşeni yapmalıyız sadece karşındakinden herşeyi toz pembe yapmasını bekleyemeyiz....mutlu olmak istiyorsak kadında erkek te taşın altına elini koyacak...özelliklede yavrularımıza iyi bir gelecek vermek için mutlu bireyler yetiştirmek için herkes kendine düşen fedakarlığı yapacak....yok kendini yormak istemiyorsan ne kendini ne eşini ne de çocuğuna yazık etmesin hiçkimse......
bu arada tahir bey çok farklı bir açıdan yaklaşmışsınız....herşey para için diyorsunuz yani....ilginç ama doğru olabilir....
filiz demir
busra 2011.02.25 tarihinde dedi ki :
Aslında bu tür faaliyetlerde derin amaç, toplumu olabildiğince bireyselleştirmek. Bunu isteyen de kapitalist güçler. 5 kişiye bir tane çamaşır makinesi (veya satılabilen ne varsa) satmak onlara kafi gelmiyor. En az 3-4 tane satabilmenin toplumsal zeminini hazırlamak lazım diye düşünüyorlar. Bunun en güzel yolu ayrı çiftler, evlenmemiş insanlar, evden ayrı yaşayan gençler...
tahir karaca
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Tv Dizilerini İzleyen Çocuklar Kendini Asıyor

Yeme Alışkanlıklarını Değiştirerek Hastalıklardan Korunmak Mümkün Mü?