
İnsan başkalarında gördüklerine özenen bir varlık şüphesiz. Hele de çocuklar.. Okul hayatı başlayalı beri, etrafındakilere özenmekten kaynaklanan bir çok değşiklik yaşıyoruz oğlumla.
Mesela:
- Öğretmenin verdiği beslenme listesine sınıfta hiç kimse uymuyor, biz de uymayalım anne.
- Arkadaşlarım kantinten plastik şişeyle su alıyor, ben suluk götürmek istemiyorum anne. Plastik şişeyle su alıcam.
- Yanımdaki arkadaşım hep salamlı sandviç yiyor, ben de ondan yemek istiyorum anne. (Aslında beslenme listesinde salam sosis gibi kokulu gıdalar koymayın diye annelere uyarı var)
- Arkadaşımın boyaları çanta gibi bir kutuda ben de ondan istiyorum anne.
Ben de dahil olmak üzere zamane anne babaların çok büyük kaygısı "aman çocuk birşeye özenmesin" olunca, çocuğu bilinçlendirmeye çalışılarak da olsa isteklerini yapıyoruz tabi. Boyalarını bile evdeki eski çanta şeklindeki boya kutusuna transfer ettik o şekilde götürüyor.
Allah'tan çikolata olayında fazla sıkıntı çekmedik. Harçlığınla istersen çikolata alabilirsin demiştik, bir süre aldı özgürlüğün tadını çıkardı, sonra zararlı olduğu için almıyacağım anne dedi. Zaten şimdi harçlığını biriktiriyor.
....................
Bu konu beni düşündürüyor...
Biz bile başkalarında gördüğümüz nice şeye özenirken, çocukların özenmesinden doğal birşey olabilir mi? düşüncesi zihnin bir yanında büyük harflerle yazılı dururken...
Biz nasıl her özendiğimizi elde edemiyorsak, çocukların da aile değerlerimize göre etmemeleri gereken şeyleri (küçücük yaşta cep telefonu gibi) elde edemeyeceklerini anlamaları gerekiyor. Onları özendirmeyeceğiz diye, birşeylerini eksik etmeyeceğiz diye kasmaya gerek yok... düşüncesi de zihnin öbür yanda duruyor.
İkisinin arasında orta yollar aranması bulunması gerektiği düşünülüyor...
Şu anki özentileri zorlayıcı istekler değil, ama yaş büyüdükçe onlar da olacak muhakkak.
Ve ve.
İyi ki de çocuğumu devlet okuluna göndermişim, özel okulda olsa kimbilir nelere özenecekti.. diye düşünülüyor..
O kadar okul parasını kasıla kasıla ödemekle beraber, yine de mutlu edemediğimiz, arkadaşlarından gördüğü yüksek standartlara alışmış bir çocuk ortaya çıkacaktı.. diye düşünülüyor.
Sonra da güneydoğunun köylerindeki çocuklar akla geliyor, fukaralıktan başka bir hayat görmedikleri için özenmeyi bile bilemeyen çocuklar..
O çocuklar, ileriki hayatlarında kavuştukları her nimete çok sevinmeyi öğreniyorlar. Çünkü çocuk yaşta her bolluğu yaşayıp, biraz istediği olmayınca kendini eksik hisseden çocuklar gibi büyümediler.
Düşünceler sonunda şu noktaya varılıyor.
Çocuğumun ufak özentilerini yerine getirmekle birlikte, yüksek standartlara alıştırmamalıyım. Bu alışmışlık onu acizleştirecek, azıcık darlıkta sanki dünyadaki tüm insanların sahip olduğu şeylere sahip değilmiş hissiyle isyana sevk edecek, hayatta mutsuz yapacak bir yetiştirme tarzı olur. Dikkatli olmalıyım.
Bir basamak yükseklikten düşenler çok fazla acı çekmiyor, ama 20 basamak yükseklikten düşenlerin canı fena yanıyor, zavallı durumuna düşüyorlar.
Ve düşme ihtimali herkes için geçerli. Çünkü insan aciz.
Çünkü düşüp kalkmayan bir Allah.
Nokta.
Bu yazı 986 kez gösterilmiştir.