Ekleyen : busra
Tarih : 2012.01.06 16:40:23
Ne mesaj verelim

Adem Güneş Eleştirileri


Birsen Özkan'ın yarınki okul öncesi cinsel eğitim semineri duyurusunun altına bir ziyaretçi yorum yapmıştı. Dün gece yorumu onaylarken eşim de yanımdaydı ve ona da söyledim içeriğini. Sonra eşim de yorum yapmış altına. Derken bende de, ne zamandır söylenecek ama vaktini bekleyen şeyleri söyleme isteği kabardı.

Ne zaman, Thomas Gordon'la ilgili iyi bir şey yazsam sitede, ya da "bizim dindar camia"dan olmayan Birsen Özkan gibi bir isimle ilgili böyle bir duyuru olduğunda mesela, genelde Adem Güneş dinleyen ve kendisinden "yabancı yazar, bizden olmayan isim" antisempatizanlığı dersi almış bir çok kişi yorum ya da maillerle bana hep aynı mesajı verir: Siz dindar bir insansınız, nasıl böyle bizden olmayan eğitimcileri örnek alırsınız.

Daha önce Thomas Gordon'a ve EAE'ye Neden Takmışım Kafayı? yazımda bu gibi mesejlara biraz cevap vermiştim.

Bu yazıda biraz Adem Güneş'in mesajları üstünden giderek cevap vermek istiyorum. Adem Güneş, radyo programlarını dinlediğim, açıklayıcı akıcı sesinden, tatlı üslubundan hoşlandığım bir insan. Radyo programından kayıt da paylaşmıştım eskiden. Çocukları cinsel tacizden koruma ve mahremiyet eğitimi ile ilgili kitaplarını, mesajlarını ben de çok seviyorum. Zaten bu eğitimlerin esasını kitap ve sünnetten yani dinin kaynağından almış.

Gelgelelim, anadolu pedagojisi derken, bizim kültürümüz derken, biz derken insanları yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Dindar olmak, anadoluyu ve kültürünü benimsemekmiş gibi yansıtıyor. Bugünkü Anadolu kadını ve ailesi, bir yığın hata ve cahillikle dolu. Çocukların kişiliklerine değer verilmiyor. 50 yıl öncesi de öyle. 100-150 yıl öncesi, din elden gidiyor korkusuyla büyüdüğü için "Ayakta su içmek çok günah çarpılırsın, ezan okunurken konuşulmaz" gibi insanın imanının derecesiyle ilgili sünnet-i seniyyeleri uygulamamayı kafirlik gibi yansıtan çok kötü içler acısı bir zihniyette. Ondan öncesi nasıldır ve Adem Güneş'in kast ettiği devir acaba o devir midir diye düşünmek ayrı bir tartışma konusu. Haydi o dönem(1800’lerin başı ve öncesi) çok iyi bir dönemmiş desek, o dönem hakkında kimin ne kadar bilgisi var, insanlar Anadolu pedagojisi deyince o dönemi mi anlıyor vesaire şeklinde, konu uzar gider. Mevalana, Yunus ve Fatih'i yetiştiren annelerin metodolojisi neydi diyerek, çok daha eski dönemlere vurgu yaptığı da oluyor.

Osmanlı'da, Anadolu’da elbette pedagojik anlamda güzel uygulamalar olmuştur. Amin alayı bunlardan birisi mesela, bu sene amin alayından esinlenerek 1. sınıfa başlayan oğlumla çok güzel şeyler yaşadık. Ancak Osmanlı ya da Anadolu kültürü, doğrularıyla beraber yanlışlara da sahne oldu. Biz derken Osmanlı’yı, dinî inancı, Anadolu kültürünü hepsini birbiriyle eş anlamda kullanmak, bence söyleyenini büyük bir mesuliyetin altına sokuyor.

Osmanlı’nın dine büyük hizmetler ettiğini kabul etmekle birlikte, dini temsil eden bir mevkide olduğunu söylemek fazla ileri gitmek olur. Dini temsil edenin Hz. Peygamber ve asr-ı saadet olduğu belli. Dindarlık kaygısı olan bir insanın, bizim derken kastettiği insanlar, alem-i İslam olabilir, bizim inancımız derken kast ettiği mana, kitap ve sünnet olabilir.

Koca bir Osmanlı dönemi geçirmiş olmasına rağmen, bugün hala şamanizmin ya da eski dinlerin geleneklerinden arınamamış Anadolu ya da Türk kültürü olamaz. Anadolu kültürü, bu topraklar, bizim kültürümüz filan derken, yanına "bizim inancımız" tamlamasını da ekleyip, hepsinin aynı şeymiş gibi gösterilmesi rahatsız edici.

Mesela, Anadolu insanına göre oğlun evlilik dışı ilişki yaşarsa, aslan oğlundur, erkek oğlundur. Kızın evlilik dışı ilişki yaşarsa rezil kızındır. Bunlar eski erkek egemen Türklük, kahramanlık ve şaman düşüncelerinden çıkmış anlayışlar. Kitap ve sünnete göre ise, kızın da yapsa oğlun da yapsa, aynı oranda yanlıştır, aynı derecede kötüdür. İkisi de aynı şekilde zinadır. Ve bu Anadolu kültürü, komşusunun bilmemkimin de oğluna aslan oğlum diyerek gaz verdiğini, sonra o komşu oğlanının gelip kendi kızına zarar verdiğini düşünemeyecek kadar acizdir işte.

Din, sırf Müslüman olmuş, içinden güzel insanlar çıkmış diye bir milletin, bir coğrafyanın anlayışlarını, "bizim bu sahip çıkalım" diyerek almayı, müslüman olmayanların tüm buluşlarını "aman bizim değil bu pis kaka" diyerek itelemeyi emretmiyor.

İşte aslında bütün hatalar, "din" dediğimiz değerin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor. Din, fıtrattır. Dinin her emri fıtratı doğruladığı gibi, fıtratın her kanunu da dine aittir. Çünkü her kanunu Allah(cc) yaratmış. Fıtrata hayata yarayışlı bir şey, bir yabacının eliyle bize gelmiş olsa da dindendir. Fıtrattandır, yaradılıştandır. O yabancının malı değildir. Suyun kaldırma kuvvetini Arşimet yaratmadığı gibi, benim çok üzerinde durduğum iletişimle ilgili prensipleri de Thomas Gordon yaratmamıştır. Sadece bulmuştur, keşf etmiştir. Arşimet'in kaldırma kuvvetini bulduğu gibi.

Thomas Gordon'un kitapları içinde, çocuğunuza şu değerleri öğretin, bunları verin gibi, kültürel ya da dinî değerlerle ilgili bir tavsiye yapılmıyor. Çocuğunuza neyi öğretmek istiyorsanız isteyin o size kalmış, bakın bu yöntemi uygulayın, birbirinizi üzmeden kolayca öğreteceksiniz ve iletişimde başarılı olacaksınız deniyor.

……………………..

Tüm bu yazdıklarımdan bağımsız olarak şunu da belirtmek istiyorum. Adem Güneş'in Anadolu pedagojisi dediği şey nedir acaba diye 3-4 yıl önce Türkiye'ye yeni geldiğinde araştırdığımda, bazen birbirine benzeyen bazen benzemeyen, yorumlar ve fikirlerle karşılaştım. İlkesel olarak ortaya konmuş bir şey bulamadım. Programlarında, sorulara verdiği birebir cevaplar hiç kuşkusuz çok yerinde, zaten kendisi pedagog. Ama bunları belli bir anafikir ve birbirine bağlı, birbirini destekleyen konular ya da yöntemler şeklinde, bir sistematiğe oturtup bir bütün haline getirmemiş. "Davranışta kural, duyguları yaşamada özgürlük" gibi ilgi çekici güzel başlıklar atmış, (ki bu konu EAE'de, Gordon'un modelinde de benzerdir) ancak bir doğru yöntem tüm iletişim boşluklarını doldurmuyor. Dahası başka doğru yöntemlerle desteklenmezse, o doğru yöntem de bir süre sonra uygulanamaz hale geliyor.

Evet belki, insanımızı batı kültüründen uzaklaştırmak için iyi bir niyetle yola çıkmış, ama Anadolu pedagojisi dediği şeyin içini doldurmamış. Çünkü yukarıda yazdıklarımdan anlaşılacağı gibi Anadolu'da bu kavramın içini dolduracak pek birşey yok. Fıtrat pedagojisi dese belki daha doğru olurdu, ve bu hem kendisine hem de okurlarına çok daha ilham verici ve ufuk açıcı olurdu.

Evet Mevlana gibi, Yunus Emre gibi insanları nasıl anneler yetiştirmiş bunu merak etmek güzel. Ama onları yetiştiren anneler gibi olmalıyız duası bir akım ortaya koymak değil. Onları yetiştiren anneler, samimi fıtrat ve şefkat insanlarıydı şüphesiz.

Belki de yapar bilemiyorum, duacı olalım. Türkiye'ye geleli 3-4 yıl filan oldu galiba. Belki daha yeterli zamanı olmamıştır, ailelerle deneyimlediği herşeyi, cevap verdiği soruları derleyip bir bilgi ve bir sunuma dönüştürmek yıllar alacak bir iş. Böyle bir akımın, doğması, gelişmesi kemale ermesi bir kaç senede olacak bir iş değil. Bekleyelim, belki yöntemlerinin hepsini bir bütünlük içinde kurgular, sunar, hem de adı çok karışık mesajlar veren "Anadolu pedagojisi" akımının adını değiştirir. Hepimiz de istifade ederiz.

Sen kimsin de o kadar değerli bir insan hakkında bunları yazıyorsun diyenleriniz olabilir. Bence de değerli, orada bir sorun yok. Bir pedagog ya da psikolog olsam bunları yazmam belki etik olmazdı. Meslektaşımı beğenmiyor karalıyor gibi olurdum. Ancak şu durumda hizmet sunan değil alan kişiyim, müşteri gibiyim yani. Herkesin sunduğuna bakıp, hangisi gerçekten hayatta işime yarıyorsa bunun kritiğini yaparım. Bir limon bile aldığımızda, iyiyse suluysa çok beğeniyoruz, kötüyse işimize yaramadıysa canımızı sıkmıyor mu yani.

Kim ne derse desin, Thomas Gordon'un EAE'si benim işime yaradı, hayatımda değişikliğe sebep oldu. Oğlum 1. sınıfta, ödev sorunumuz hiç yok, daha doğrusu evde ödev diye bir mevzu yok. Kabul konusundan sonra çocuğumu olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Çocuğumu nasıl anlayacağımı, anladığımı nasıl göstereceğimi (etkin dinleme) öğrendim. Aile toplantısı yapıyoruz, rahatsızlıklarımızı dile getirip ortak kararlar alıyoruz. Ve yürüyor. Gerisi hikayetun la tentehi.

Ve ben Thomas Gordon için ölüp bitmiyorum, onun hayatına sahip olduğu değerlerde eminim bana göre hata olan, kötü olan çok şeyler vardır. Öğretisine herkesten çok sahip çıkıyorum, ama şahsına hayran değilim, tanımıyorum ki nasıl hayran olayım :)

Kabiliyetlerini geliştirmek için kim çok çalışır, Yaratıcı'nın verdiği merak ateşini kullanır ve araştırmacı gözüyle merakı tahrik ederse, Allah(cc) ona keşifler buluşlar nasip eder. Sonra başka insanlar o buluşları kullanır, bulanları da böyle ara sıra anar.

İşte durum bundan ibaret :)

….............

Yazıya mevzu olan yorum, Birsen Özkan’ın okul öncesi cinsel eğitim semineriyle ilgili bir yorumdu. Bu konuyla ilgili çekincelerinize de değinmek istiyorum. Birsen Hanımla tanıştığımızı, geçen yıl grup çalışması yaptığımızı siteyi takip edenler biliyor. Cinsellikle ilgili verdiği bir eğitime daha önce katılmadım ama yarınki seminere gideceğim.

Kendisini yaptığı EAE öncülüğü yönüyle çok seviyorum ve saygı duyuyorum. Ancak daha önce grup esnasında, hayatımızdaki öncelikli değerlerimizin birbirine uymadığı konusunu konuşmuştuk. Ben benim için dinî değerlerin öncelikli ve evrensel olduğunu söylemiştim. Onun için tabi ki farklı.

Cinsel eğitim söz konusu olduğunda, dinî değerlerimizi ve kabullerimizi rencide edecek bir söylemi olacağı sanmıyorum. Öyle anlaşılabilecek bir durum olursa, ben seminer esnasında da söz alıp gerekli notu düşer, rahatsızlığımı dile getiririm. Kimsenin şüphesi olmasın.
Bu yazı 13409 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
ummuibrahim 2012.01.07 tarihinde dedi ki :
tebrikler.büşra hanım.çok güzel ifade etmişsiniz.bende sizin gibi düşünüyorum.
seyhanyaman 2012.01.07 tarihinde dedi ki :
selamun aleykum Büşra Hanım, öncelikle kendi yazdığım yorumla ilgili bir kaç izah yapayım. benim tavsiyemin Birsen Özkan ile veya Thomas Gordon veyahut bşr başkası ile alakası yoktur. ben de Gordon'dan, sitenizde sayın Özkan'ın ve sizin Gordon öğretisi ile ilgili derli toplu yazılarınızdan ve örneklemelerinizden çok istifade ettim. hatta pek çok kişiye tavsiye ettim. 'ilim çinde de olsa alınız' bilinciyle yatişmiş müslümanlar olarak kimden nasıl istifade etmek gerekirse bunun için çalışıyorum. mesjımda 'cinsel eğitim' yerine 'mahremiyet eğitimi'ni tavsiye etmiştim; bir şahsa karşı başka bir şahsı değil. bu vurguyu da Adem Güneş yaptığı ve çok yerinde bulduğum için tavsiye ettim. cinsel eğitim mi mahremiyet eğitimi mi meselesi ayrı olarak tartışılabilir. ama bu yorumu, yazınıza ve diğer yoruma cevaben yazdığım için burada o konuya girmeyeyim.
'biz'den kasdettiğim, sizi de sitenizden takip ettiğim ve tanıyabildiğim kadarıyla hayat anlayışı ve yaşayışı olarak ortak paydalarda gördüğüm için bizim yaşam tarzımıza sahip insanlar olarak bizi kasdetmiştim. bunun içinde tabi ki öncelikli olarak İslam var, ve İSla'ın Türkiye topraklarında yaşantıya dönüşmüş kltürel halleri var, modernliğin hayaımıza kattıkları var vs. benim kasdettiğim 'biz' sizin anladığınız manada Anadolu pdağojisindeki Anadoluluk değil. Anadolu kültürü ile ilgili söylediğiniz şeylerde kesinlikle hemfikiriz.
yine Adem Güneş'in Andolu pedagojisi tanımlaması, kavramsallaştırma çabası ile ilgili eleştirileriniz noktasında da hem fikiriz.
benim yorumum zannediyorum sizin Adem Güneş'e ve Anadolu Pedagojisine yönelik düşünce birikimlerinizin açığa çıkmasına sebep olmuş, bu düşünceler de yorumumun düz bir şekilde anlaşılmasından, kasdedilen yalın anlamından ziyade daha derinlikli bir mesele gibi algılanmış. oysaki sadece cinsel eğitim yerine mahremiyet eğitiminin düşüülmesini istemiştim.
ve Adem Güneş'ten çoook istifade ettiğim için tavsiye etmiştim.
Adem Hoca'nın bakış açısını, tavsiyelerini fıtrata çok uygun buluyorum. çocukeğitimi noktasında toplumumuzun sıkıntılarını çok fazla dert edinmiş, insanlara ayrdımcı olmak için çok gayretli bir insan. teorik olarak çalışmalarının tabii ki geliştirilmesine ihtiyaç var.
Ayrıca şunu da belirteyim. çocuk eğitimi konusunda yerli yabancı pek çok yazar okumuş birisi olarak, yazılanların hangi kültüre ait olduğu, yazan kişinin kaç çocuk sahibi olduğunu çok önemsiyorum. süzerek, düşünerek, kendi bakış açımızla ele alarak, yorumlayarak tabi ki her türlüsünden istifade edilir, uygyulanabilir. hiç çocuğu olmayan bir ya da iki çocuğu olanla, yani pratikte çocuk yetiştirmemiş olanla çocuk saibi olup, bizzat çocuk yetiştirmiş olan arasında anlamak, hissetmek, ve ürettiği çözümün geçerliliği noktasında tecrübe farkı olduğunu düşünüyorum. o yüzden AdemGüneş bizim hayat tarzımıza (ilk paragrafta açıkladığım manada) yakın bir pedagog olduğu için ve dört çocuk sahibi bir baba olduğu için düşüncelerini çok önemsiyorum.
yorumun Adem Güneş'le ilgili bir yazıya vesile olmasına sevindim. ben de Adem Güneş'ten hiç bahsetmediğinizi düşünerek hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyordum.
selamlar
seyhanyaman 2012.01.09 tarihinde dedi ki :
selamlar Büşra Hanım, yazınızı ikinci kez okuduğumda önceki yorumumda değinmemiş olduğumu farkettiğim bir hususa değinmek istiyorum. Adem Güneş'in dinleyicilerinin kendisinden yabancı yazar, bizden olmayan yazar antisempatizanlığı dersi almış olduğunu söyleyerek bir ithamda bulunuyorsunuz. Burada Adem Hoca'nın avukatlığını yapma niyetinde asla değilim, ama Akif'in dizesinde dediği gibi 'hakkı tutup kaldırmak' adına birkaç cümle söylemek zorunda hissettim kendimi. Adem Güneş'i ve herhangi başka bir insanı birilerinden, birilerinin aracılığıyla değil, doğrudan kendimiz tanımdan hakkında konuşmayı etik bulmuyorum. kendisini dinlediğim kadarıyla yabancı yazarların kendi kültürlerine göre düşünceler ürettiklerini ve bunların kendi toplumları için uygun olabileceğini, ama aynı şeyi bizim toplumumuzda uygulamakya çalıştığınızda doku uyuşmazlığı olabileceği yönünde düşünceleri olduğunu biliyorum. bunu da bir antisempatizanlık olarak değerlendirmek haksız bir itham olur kanaatimce. ayrıca Güneş'in Montesori eğitim modelini benimsemiş ve tavsiye eden biri olduğunu göz önünde bulundurursak, yabanacı yazarlardan onun da istifade etmekte olduğunu zaten görürüz.
selametle
busra 2012.01.09 tarihinde dedi ki :
merhaba sevgili seyhan hanım, Adem Güneş'in avukatı da olabilirsiniz benim için fark etmez :) bence söyleyecek pek birşey yok aslında. doku uyuşmazlığı vs. adına ne derseniz deyin, yabancı yazarlardan insanları soğutuyor ki, bana bu konuda eleştiri yapan insanların ikinci cümlesinde Adem Güneş ismi oluyor :) zaten kendisinden de dinledim radyoda kaç defa aynı tür mesajları.

yani ben hayatımda köklü değişikliğe sebep olacak bir tarzı Adem Güneş'in anlattıklarında bulamadım benim için merkez noktası bu. herkesin aradığı şey de farklı tabi bilemiyorum. yazıda dediğim gibi Türk kültürü ve dini değerleri aynı "bizim" kelimesiyle ifade etmesi de (o öyle kasdetmese bile sonuçta öyle anlaşılıyor) beni en çok uzaklaştıran şey oldu. önemli olan çocuklarımızı sevgi ve şefkatle hayata ve ahirete hazırlayabilmek. bu maksat Sizin için Adem Güneş'le yerini buluyorsa vesilelerin çok da önemi yok :) sevgilerimle.
tubaa 2012.01.10 tarihinde dedi ki :
(Yazımı yayınlamak istemeyeceğinize emin olsam da size bir şekilde rahatsızlığımı dile getirmem gerekiyordu)
Şu yazıya sebep olan nota baktığım zaman gerçekten inanamadım. Verilen bir cinsel eğitim seminerine takviye amaçlı, yararlanılabilecek bir yazar tavsiyesinin ardından, açmışsınız ağzınızı yummuşsunuz gözünüzü. Nereden tutayım bilemedim. Öncelikle Türkiye’de bu kadar büyük bir kitleyi uyudukları uykularından uyandırmaya kendini adamış, bu işe soyunmuş kısacası dertli bir insana ne kadar içinizden katılmadığınız (kaldı ki birçoğu sizin hezeyanlarınız, denenmiş tecrübe edilmiş gerçekler değil) noktalarda olsa bu kadar ağır eleştirilerde bulunmaya hakkınız yok diye düşünüyorum. Neticede bu olaya daha geniş bir çerçeveden bakmamız lazım. Her anlattığı bizim düşüncelerimizi desteklemese de alem-i İslam adına görünür bir çaba, gayret mevcut. Biz sorumlu ve duyarlı olmaya çalışan muhafazakar insanlar olarak, bence bu konuda da biraz kendimizde bir sorumluluk hissetmeliyiz. Çok materyalist bir yaklaşımla, “ben müşteri o da hizmet veren insan” noktasında olaylara bakarsak eğer, çok insan harcarız. Nitekim bu şekilde İslam ümmeti için gayret sarfeden insanlar, öncelikle kendi insanlarımızın acımasız eleştiri ve dahi kendi çevrelerindeki kitleleri yönlendirmesi ile yalnız bırakılıp, insanların istifadesinden mahrum hale getiriliyor.
Biraz önce söylediğim gibi bunu çok materyalist bir kafa ile yorumlayarak yaptığınızı anlatmışsınız müşteri hizmet noktasından bakarak ama hiç ama hiç hakkınız yok. Psikoloji eğitimi almış bir kişi olarak dahi ben kendimde böyle bir hakkı bulmuyorum. Neticede bana göre de uymayan noktalar olsa da (kaldı ki aldığım eğitimim ile uyuşmayan noktalar kimi zaman oluyor) bunu yapmaya kendimde hak bulamıyorum. Çünkü genelin bir uyanışına, bakış açısının değişmesine sebep olan hem de bunu “din eğitimi veya din pedagojisi” dese belki hiç ama hiç kendine yaklaştıramayacak çevrelere dahi ulaştırma imkanı bulamayacakken bence çok akıllıca düşünülmüş bir isim altında toplamaya çalışarak yapıyor. İşte ben buna hizmet derim. Kitapları hiç tahayyül etmeyeceğiniz insanların ellerinde dolaşıyor, okudukça dinde var olan pedagojik yaklaşımı zaman içinde benimseyip sindirebiliyorlar. Bu yüzden “neden Anadolu” denmiş noktasına takılıp kalmış olmanızda bir talihsizlik. Zaten burada kastedilen ve de saadet asrına en çok benzeyen dönem olarak Osmanlı döneminin işaret edildiğini anlamayan yoktur herhalde. (Osmanlı döneminin tümüne böyle bir hassasiyet varmış gibi yaklaşılmasından rahatsızlık duymanızın sebebini anlayamıyorum. Bu dönemi konuşulamaz, eleştirilemez bir dönem olarak görmüyorum. Bu noktadaki hassas algınızla yaşanmış saadet asrına benzeyen bir dönemin varlığını da kabul etmemeye yönelik söylediklerinize katılmak imkansız. Kaldı ki, Adem Güneş’te eleştirdiğiniz yaklaşımın aynısını, siz de burada sergiliyorsunuz. Batı kaynaklı yazarlar hakkındaki genellemeden rahatsız olup Osmanlı döneminin çoğunda kendini göstermiş olan bir hassasiyetin genellenmesinden rahatsızsınız. ) bunu anlamamış olmanıza imkan veremiyorum ama Seyhan hanımın da dediği gibi kendisi de Montessori felsefesini beğenen bir kişi, tutup “bütün batılı kaynakları çöpe atın”, demiyor. Gerçekten kendi alanım olduğu için daha net söyleyebilirim ki çoğunda bir doku uyuşmazlığı mevcut. Biz de o kaynakların tesiri ile danışanlarımıza yardımcı olurken fark ettiğim bir şey ki çoğunun bizde uygulanabilirliği yok. Ancak bizim kastettiğimiz manada hassas eğitim yöntem, metodları geliştirmiş olanlarda var. Adem bey batılı kaynakları dinleyen ve okuyan kişilere karşı bir antisempatizanlık dersi vermiyor. Eksik ve yanlı dinlemiş olduğunuz buradan da anlaşılıyor. Fıtrata ters yöntem ve eğitim metodları sergileyen batılı veya bunun izinden giden bizim insanlarımızı da kastediyor, örneklendirerek açıklıyor her seferinde.Evet adına ne derseniz ister fıtrat, ister İslam eğitimi deyin.. konulan isme bu kadar takılmadan neticede istifade edilebiliyor mu bunu gözlemlemeye çalışın derim..Birsen Özkan hanım veya okuduğunuz hangi yazarlar varsa onlara istinaden söylenmiş sözler için aslan kesilirken, onlara yapılan eleştirilerden rahatsızlık duyarken aynı hassasiyeti siz de insanların gerçekten istifade ettiği yazarlar, düşünürler, vs..için gösterin.. okuduğunuz yazarlar hakkında söylenen eleştirilerden rahatsızlık duyup, rahatsızlık duyduğunuz eleştirinin daha da abartılmış bir halini siz başka bir yazara yapmayın..çok talihsiz bir yazı..
Anlamadığınız yöntem ve metodları hakkında şunu söyleyebilirim ki ; benim anladığım belli bir kurallar zinciri veya “şu olursa şunu, bu olursa bunu yapın” gibi yaklaşımdan öte, kendini ve dahi karşındakini hissetmeye yönelik bir şuur bilincinden bahsediyor. Zaten düğümde burada çözülüyor..
harakiri 2012.07.17 tarihinde dedi ki :
Adem Güneş kim ki bu denli kredibilite sahibi oluyor. Kendisinin akademik dünyada tek bir tane bile uluslararası makalesi veya tebliği yok. Sadece Türkiyede gidecek tüketim malzemesi üretiyor. Belagatı güzel olan herkesi uzman sanmamak lazım. Tutup bir de anadolu pedagojisi "akımı" diyor. Bunun akım olması için, eski anadolu tabiriyle, 40 fırın ekmek yemesi lazım. Unutmayın yarım doktor candan, yarım pedagog çoluk çocuktan eder. Selamlar
busra 2012.01.10 tarihinde dedi ki :
merhaba tubaa, siz sevdiğiniz ve faydalandığınız bir insana saldırıldığını düşünerek çok gergin yazmışsınız. önce şunu tekrar etmek istiyorum. yazdığım yazı sadece o yorum üzerine yazılan bir şey değildi, önceden bu konuda bir çok yorum ve mail almıştım. artık bu adem güneş dinleyen insanların yabancı kültür, yabancı yazar uyarılarına birşeyler demem lazım diye bir tepki oluştu. ve ben adem güneş'i yerin dibine batırmışım gibi algılamışsınız, yazıyı bir daha okuyun lütfen. duacı olmuşum, sevdiğimi söylemişim. hayatımda köklü değişiklik oluşturacak şeyleri onun anlattıklarında bulmadım. bu bir vakıa, ne yapabilirim. ve birsen özkan'ı da sanırım size acımasız gelecek bir şekilde yüzüne karşı eleştirmiş olduğumu buradan söyliyeyim. tabi bunları sitede yazmadım.adem güneş bey de yazdıklarımı okusa, dost bir eleştiri olarak algılar ve sadece gülümser tahminim :) isteyen de beni istediği gibi eleştirebilir, kişiliğime ve aileme hakaret etmediği sürece yayınlıyorum. sevgilerimle.
saranisa 2012.01.28 tarihinde dedi ki :
merhaba, ilk defa benim gibi dusunen biriyle karsilasiyorum.sizin gibi insanlar oldugunu bilmek guzel.sitenize yeni uye oldum.cok faydalanacagimi umuyorum.selamlar..
Yeni yazılardan haberin olsun
Kategoriler
Ne arıyorsun
Instagramdan Kareler
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Kartondan Saat

Biraz Düşünce Biraz Ara