Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

25.kare

23 Şubat 2012

25. Karelerle Uyutulan Bir Toplum Sıfır Dediğimde Uyanmaya Hazır Mısınız?

Gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz, inandığımız ve bildiklerimizi ya kabul ederiz ya da red… Peki, öyle bir şey ki onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyoruz yani bizim algı frekanslarımızın tamamen altında ya da üstünde. Böyle bir şeyi kabul ya da red etme gibi bir şansımız var mı?

Ne demek istiyorum…

Yıllardır bir toplum ve bir insanlık olarak uyutulduğumuzdan bahsetmek istiyorum.

Evet, bugün belki de birçoğunuzun ilk defa duyacağı çok ciddi bir konudan bahsedeceğim: Bilinçaltı ve Bilinçaltının gizemini fark eden art niyetli insanların/ uzmanların, belli teknikler kullanarak geliştirdikleri bilinçaltı mesajlar (Subliminal) ile bütün bir insanlığın kişiliğine, yaşantılarına, inançlarına yani her şeylerine müdahale edebilecek büyük bir tehditten bahsedeceğim.

Bu anlatacaklarım sanmayın ki bir komplo teorisidir! Bir safsata ya da olması muhtemel şeyler de değil… Yıllardır bir şekilde uygulanan bilinçaltı mesajlar, 25. karelere gizlenmiş her türlü imgesel ve görsel içerikli tuzaklar ve Subliminal reklamlar, müzikler, dizi ve filmler…

Şimdi bir karar verin! Tamamen gerçeklere dayalı olan ve uzun soluklu analizlerimden yaptığım detaylı araştırma, inceleme ve tetkiklerden oluşan bu kapsamlı makaleyi okumaya devam etmek istiyorsanız lütfen okuyup geçmeyin. Ciddi anlamda vakit ayırın ve ondan sonra okumaya başlayın.

“Benim bu kadar uzun bir yazıyı okuyacak vaktim yok!”,
“Zaten bildiğimiz şeyleri anlatacak!” gibisinden önyargıları olanlara özellikle sesleniyorum:

Bugün, burada belki de kendi hayatınızın ve kendi kişiliğinizin gerçekleriyle yüzleşeceksiniz. Duygu, düşünce, inanç ve yaşantınızı etkileyen hatta çoğu zaman kendi içinizde sarsıntılara yol açan ciddi faktörlerden ve bunların nereden, nasıl geldiğini, nelerin etkili olduğunu göreceksiniz.

Bu konuyu daha önce bir şekilde duyup da üzerinde çok da durmayıp belki de önemsemeyip geçiştirenler ise çok daha dikkatle okumalı ve bugün bu yazıyı okuduktan sonra hep beraber büyük bir karar almanın sorumluluğunu ve gerekliliğini hissetmeliyiz.

O halde sıfır dediğimde gerçekten uyanmaya hazır mısınız?
5… 4… 3… 2… 1… 0…

SUBLİMİNAL MESAJLAR
Bilinçaltını etkilemeyi amaçlayan mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin bilinçaltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

Bunlardan en çok kullanılanları:
1. Dijital ses dosyalarına gömülen işitsel yollarla
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla 25. karelerde.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar yoluyla.

Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir perspektifte kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil; bilinçaltı düzeyinde algılanan söz, resim, görüntü ve biçimlerden oluşur.

Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gömülen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki, sistem nasıl işliyor?

İnsan kulağı belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat edin “duyabilecek” demiyorum, algılayabilecek diyorum.

Bilinçaltı ve bilinçaltının özelliklerini anlattığımda ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu subliminal mesajların neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermem gerekiyor.

8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesajı beyniniz dinler. Bu esnada kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında bilinçaltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunuyor. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkaran yazılımlar dahi var.

Üniversitede okurken radyo programları hazırlardım. Öyle ses düzenleme programları vardı ki aynı anda istediğim müziği istediğin ayara getirip istediğin şekli verebiliyordum. Bilgisayar ve ses/ görüntü oynatıcı programlar ile arası iyi olan her kişi bilir bu işin hiç de zor olmadığını…

İşte en korkunç uygulamalardan sadece biri: “Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altında, çok düşük bir frekansta duyulmayan ancak algılanarak Iraklıların bilinçaltına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde bilinçaltı mesajlar ile işgal edilmiş…

Şimdi sizler: “Gerçekten doğru mu?”, “Olabilir mi?” diye düşünüyorsanız, hiç merak etmeyin derim. Çünkü birazdan öyle örnekler göstereceğim ki, onları okuduğunuzda ve gördüğünüzde şüpheniz kalmayacak.

25. KARE
Kişinin bilinçaltına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştim. İşte bunlardan bir diğeri de 25. kare tekniğidir. Peki nedir bu 25. Kare?

Gördüğümüz bir anlık görüntü 655 satır ve frame denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327,5 satırda bir de "control-track" denilen aralık var. İşte bu aralıktan görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare anlıktır. Yani 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.

25 karenin temel mantığı da mesajı bilinçaltına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli izlerken aynı zamanda 25 karelerle bilinçaltınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara maruz kalabiliyorsunuz.

Göz bunları görmüyor ama saniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü bilinçaltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sayesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi amacına, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25. Kare”lerle bilinçaltına gönderiyor.

PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25. KARELERDEN?

Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen neden böyle gizli bir kare uyguluyorlar?

Çünkü gördüğümüzde bu kadar etkili olmuyor. Çünkü kişi bilinçli bir duruş ile gördüklerini ya da duyduklarını ya red ediyor ya da kabul…

Peki, öyle bir şey ki onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyoruz yani bizim algı frekanslarımızın tamamen altında ya da üstünde. Böyle bir şeyi kabul ya da ret etme gibi bir şansımız var mı?
İşte 25. karenin ve subliminal reklâmların temel mantığı bu!
Verilmek istenen mesaj görüldüğü ya da duyulduğu takdirde insan onu ya kabul eder ya da red…

O nedenle mesaj insan bilincine değil; bilinçaltına gönderilmelidir. Bilinçaltının ise insanın en savunmasız yanı olduğunu aşağıda sizlerle paylaşacağım. Ancak Subliminal reklâm ve 25. karelerle ilgili konumuzu tamamladıktan sonra…
Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların.

Psikolog ve psikanalistler insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap arıyorlar. İlk başta ticari kaygılar ve büyük firmaların ürünlerini halka pazarlamanın bir yolu olarak görülüyor bilinçaltı mesajlar. Daha sonra ise bu tekniği öğrenen her kişi ve yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara enjekte etmeye başlıyorlar.

25. KARE NE ZAMAN VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Bilinçaltının tüm görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lardan beri insanları yönlendirmek için kullanılıyor. Nasıl mı?

1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü ilizyon gösterisi yaparken bilincin farkında olmadığı “hissedilemez gölge”ler kullanarak aynı uzunluktaki iki çizgiyi seyircilerin farklı algılamasını sağlamıştı.

İşte buradan hareketle bilinçaltını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” denen bu tür reklâmlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı. James Vicary adlı reklâmcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, saliselik görüntüler halinde göz seviyesinde görülmeyen gizli kareler, gizli mesajlarda: ‘patlamış mısır ye' ve ‘Kola iç' sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları bilinciyle algılayamadığı halde, bilinçaltına hitap eden bu sloganlar sayesinde Kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı iddia edildi.

Bu şekilde, bilinçaltına yönelmenin reklâmın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25. kareler sadece bir insanı ya da bir topluluğu değil; tüm insanlığı tehdit etmektedir. Bir grup psikolog ve yazar konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsane olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylerler. Beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli mesaj içeren reklama beyin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi kanıtlanmış oldu.

İşin en ilginç yanı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve aile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddi bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.

Televizyon karşısında uyuyan/ uyutulan bir çağda yaşıyoruz.
Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları…

Bilinçaltımızı başkaları değil; biz yönetelim…

Tüm bunları ve buraya kadar üzerinde önemle durmaya çalıştığım bilinçaltına yönelik olarak subliminal mesajlar ve 25. karelerle hazırlanan resim, film ve reklam örneklerini siz değerli okuyucularıma bir belge niteliği taşısın diye araştırıp tek tek incelediğim ve izlediklerimden en can alıcı sonuçlar:

25. Karenin Uygulandığı Bir Film:

DÖVÜŞ KLÜBÜ “ FİGHT VLÜB”
Neden bu film?

Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu sanmayın.
Üniversitede bizzat ders hocalarımız (Profesörlerimiz) tarafından tavsiye edilen, sıradan hayatının girdaplarında bunalımlar geçiren bir sigorta müfettişinin: “Gün gelir sahip olduklarınız, size sahip olmaya başlar” sloganı ile Modern insanın tüketim odaklı yaşam tarzını sorgulayan ve aynı zamanda şizofren bir kişiliği anlatan bir filmdir dövüş klübü.

Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fncher’in yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (UK), 2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve 2005 yılında total film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne layık görülmüştür.

Kendi evine televizyon almayacak kadar özen gösteren bir kişi olmama rağmen nerede bir psikoloji, sosyal ve eğitsel bir film görsem alır ve izlerdim. İşte bu filmi de daha önce eşimle beraber oturduk izledik.

-“E anlat bakalım, izledin de ne oldu?”
Hiçbir şey olmadı. Gerçekten çok etkileyici bir filmdi. Etkilendik yani. Moderniteye karşı çıkıyor ve:
“Gün gelir sahip olduklarınız, size sahip olmaya başlar”
“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”
“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”
“Reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”
“Sizler paranız kadar iyisiniz.”
“Siz işiniz değilsiniz…”
“Bindiğiniz araba değilsiniz.”
“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz…” diyordu.

Aradan yıllar geçti ve 25. kare ve Subliminal Reklâmlarla bilinçaltımıza mesajlar iletildiğini ve bu tekniklerin 1950’li yıllardan beri uygulandığını ve bizlerin uyutulduğunu öğrenince bu konu üzerinde araştırmalarımı derinleştirdim ve dünyanın en iyi film ödülüne layık görülen “DÖVÜŞ KLÜBÜ” filminde 25. karenin çok yoğun bir şekilde işlendiğini öğrendim. Filmi tekrar buldum ve en baştan “BİLİNÇLİ” olarak tekrar izledim.

Bu arada unutmadan 25. kareyi yakalayabilmek ve filmdeki her saniyeyi kare kare izleyebilmek için:

1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slov/ yavaş” izleme modunda.
3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her saniyeyi yaklaşık beş saniyede izleyecek ve her kareyi tek tek yakalayabileceksiniz.

SONUÇ:
1. Araştırmalarımın sonucunda filmin yönetmeni eşcinsel olduğunu öğrendim.
2. Filmin 26 farklı yerinde (Benim yakalayabildiğim) 25. kareler kullanılmış.
3. 25. kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.
4. Yönetmen eşcinsel olduğundan dolayı olsa gerek kendi yaşantısını, düşünce ve ideolojisini filmin iki yerinde 25. kare tekniği ile erkek cinsel organını yerleştirmiş.
5. Yine filmin iki yerinde Çocuk P…su bilinçaltına yerleştirilmiş.
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.
7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyorum. İsteyen filmdeki tespit ettiğim bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare kare izleyebilir.

06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,
31:07 = cinsel öğeler erkek cinsel organı,
31:14 = cinsel öğeler,
46:41 =cinsel öğeler,
49:09 = cinsel öğeler,
50:42 ile 50:52 = çocuk pornosu mesajları…
02:10:39= Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek cinsel organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.

***
Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30. dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu iki dakikalık bölümünde Tayler’in bir sinema yapımcısıdır)
Aşağıdaki ifadeler 30. dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir:

“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. Çünkü bu iş beraberinde birçok ilginç olanak da sunuyor. Bütün aile filmlerini kare kare görmüştür. Yani izleyici cesur köpek ile ünlü bir şahsiyeti aynı perdede izlerken neler gördüğünü bilmez. KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR” der ve sorar:

“ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”
Adamlar yaptıkları işi aynı filmde hem de anlatıyorlar…

***
25. karenin uygulandığı tek filmin bu olmadığını, bunun sadece benim üzerinde çalışıp gerçekten 25. kareleri yakaladığımı tekrar ifade etmek istiyorum. Amerikan film şirketleri ve diğerlerinin 1950’li yıllardan beri bu tekniği bildiği düşünüldüğü zaman, ortaya çıkan tablo bilmiyorum sizleri de ürkütüyor mu?
Bizim ülkemiz açısından üzücü olan durum ise kendi izlediğimiz ya da çocuklarımıza izlettiğimiz her dizi ve filmde bilinçaltımıza, o yapımcıların kendi düşünce, inanç ve yaşantılarına göre vermek istedikleri her mesajı direk subliminal mesajlarla bilinçaltımıza yerleştirmiş olmalarıdır.

ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR

Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum -zannettiğimiz- çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor.

Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve kişiliğinin oluştuğu o en önemli yaş dilimde (sıfır yedi yaş arası) bu görüntüler içeride/ bilinçaltında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.

Özellikle Disney yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın bilinçaltına kazımıştır. Burada önemli bir ayrıntıyı bilmenizde fayda görüyorum:

Dergimizin yayın politikası ve İslami çizgisi ve bizim ahlaki prensiplerimize uymadığı için, çizgi filmlerde çocuklarımıza 25. karelerde gösterilen bilinçaltı mesajlarla, cinsellik içeren o kareleri sizlere göstermekten biz hayâ duyuyoruz. İşte bu nedenle aşağıdaki örneklerdeki çizgi filmlerin 25. karelerinde yakaladığımız görüntülerin resimlerini yayınlayamıyoruz.

İşte en çarpıcı örneklerden bazıları:
“Donald Duck amca, çizgi filmde laptop ile yazışıyor. Ama görüntüyü dondurup yaklaştırdığınızda laptop ekranında çıplak bir kadın görüyorsunuz. Orada ne işi var, o görüntünün?”
Disneyland filmlerinden Aslan Kral adlı çizgi filmde, 25. kare tekniğinden yararlanılarak Gökteki yıldızlarla S-E-X kelimeleri görülüyor film devam ederken... Çocuklarımız aslan kralı izlerken bilinçaltına mesaj gönderiliyor ve gördüğünü anlamasa dahi bilinçaltında cinsellik temaları ile büyümeye başlıyor.

Yine Disney yapımı bir çizgi fim: The Rescuers… 25. kare tekniği ile hazırlanan çıplak kadın resmi önce sağ alt köşede sonra da yukarıda görülüyor. Çıplak kadın resminin orada ne işi var? Siz söyleyin! Bu bir çocuk filmi!

Bir dönem “Gölgelerin gücü adına, GÜÇ BENDE ARTIK” diye haykıran Hiymen çizgi filminde, benim şu an hatırladığım kadarıyla göğsünde bir haç işareti ortaya çıkardı. Yanındaki kızın ise vücudunun neredeyse tamamının açık olduğunu hatırladığımızda bu işin çocuklara dönük ne kadar sarsıcı bir boyuta ulaştığını gözler önüne seriyor.

Alaaddinin sihirli lambası çizgi filminde ise “Evet gençler soyunun” (good teenagers take of clothes) sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.

Jessica Rabbit (Who Framed Roger Rabbit) çizgi filminde, filmin kahramanı Jessicanın kaçış sahnesinde eteği açılıyor ve kahramanın çamaşırsız olduğu görülüyor.

Küçük Denizkızı (The Little Mermaid) çizgi filminin kapağında erkek cinsel organı gizli bir şekilde resmedilmiştir. Filmin içeriğinde ise birçok karede cinsel öğeler yer almakta ve en dikkat çok çeken sahnesi: Küçük Denizkızı Mermaid’in elinde yer alan erkek cinsel organı…

İnanması güç ancak yukarıda da dediğim gibi elimde var olan tüm bu çizgi film ve ilgili resim karelerini inanın edep ve hayâmızdan dolayı sizlere gösteremiyoruz. Yine de gerçekten resimleri de görerek bir belge isteyen okuyucularımız varsa bana e-mail’imden ulaşabilir ve yayınlamadığım tüm çizgi film resimlerini isteyebilir.
Bir de Red Kid’i hatırlayalım şimdi. Kendisine minnet edileceği zaman ortadan kaybolan ve gün batımına doğru giden yalnız bir kovboy. Gençlerin bilinçaltına gönderilen bu mesaj ile Marlbora’nın satışları ciddi oranda artmış daha sonra da zaten kampanya da kullanılan kovboy, marlbora’nın simgesi haline gelmiştir. Bu bir tesadüf mü?

Marlbora’nın 1975 yılında satışlarını düşmesi üzerine yeni bir reklâm kapmayası üzerinde fikir birliğinde bulunan reklâmcılar, hedef kitlelerini değiştirerek geleceğin içicilerine yönelik bir kampanya hazırlamışlar. Reklâm ve çizgi filmler o yılların on iki, on üç ve on dörtlü yaşlarda bulunan gençlere hitaben yapılmış.
Çocukların o yıllardaki kişilik özellikleri kimseye minnet duymama, bağımsız yaşama ve hesap vermeme psikolojisine yönelik. Akıllıca düşünen reklâmcılar reklâm filmini hazırlarken bu stratejiyi göz önünde bulundurmuşlar ve gençlere ulaşmada uygun ikonu aramaya koyulmuşlar. Doğru ikonu bulduklarında ise ortaya şöyle bir reklâm filmi çıkmıştır. Reklâm filmi güneşin batışına doğru giden yalnız bir kovboydur. Kampanyada kullanılan kovboyun Marlbora’nın simgesi haline gelmesi ve güneşin batışına doğru giden yalnız bir kovboy: Red Kid…

Çizgi filmlerin, çocuk gelişiminde eğitici bir etkiye sahip olmaları gerekirken; her türlü olumsuz örneğin yer alması beni ne kadar tedirgin ediyor ve kendi çocuğumun bu tür çizgi filmlerle büyümesini istemiyorsam; sizlerin de aynı duyarlılıkla hareket etmenizi bekliyorum.

Şu an benim bildiğim sadece çocuklara özgü 5 tv kanalı var. Sabahtan akşama kadar sadece çocuklara yayın yapan çocuk kanalları. Söyleyebilir misiniz bana hangisi masum? Carton Network (CN) kanalını lütfen açın ve çocuklarınızın yerine kendinizi koyarak izleyin. Yani biraz da siz görün lütfen!...

Şimdi burada uzun uzadıya gördüğüm her bir film ve reklâmı tek tek analiz edip sizlere anlatmak yerine; konunun devamını sizlere bırakıp her bir 25. kareyi ve bilinçaltımıza gönderilen subliminal reklâmları görmenizi istiyorum. Uyanalım ve tamamen kapatalım televizyonları. Evimizden çıkaralım. Hatta pencereden aşağıya atalım. Benim yaptığım sadece bir kıvılcım olsun sizler için.

“Televizyona Hayır!” diyelim hep birlikte…

“BU FİLMDE/ DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR”
Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz başlarken:

“BU FİLMDE/ DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını da görmediğinizi söyleyebilir misiniz?

Peki, ne demek “Sanal Reklâm?” Sanayi Bakanlığına göre sanal reklâmın tarifi aşağıdaki gibi:

"Sanal reklâm"; hukuken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklâm amacı ile hâlihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”

Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklâm uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklâm uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklâm tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklâmları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar…

O halde en can alıcı soru: Neden sanal reklâm?
Bilinçaltına mesaj göndermenin en iyi yolu olduğundan…

REKLÂMLARLA BİLİNCİ ÇALINAN TOPLUMLAR
İnsan beyninde bilinçaltının tepki verdigi iki önemli olay var: “doğum” ve “ölüm”. Bilinçaltımız bu iki arketipe çok daha fazla tepkili veriyor. Bu iki arketipe giren mesajlara daha duyarlı. “sex” mesajı doğum arketipinde, “kill” mesajı da ölüm arketipinde karşılanıyor. Bu semboller verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde bilinçaltı bunları öncelikli duyumlar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde bu öncelikli depolanan veriler, davranış ve hareketlerimize yön çizebiliyor.

Vance Packard’ın tesbiti olan cinsellik ve ölüm gibi arketipe giren mesajlar insan üzerinde çok etkilidir. C. Gustav Jung’a göre arketipler gördüğümüz ya da yaptığımız şeyler üzerinde ‘düzenleyici bir ilke’ rolünü üstlenir. Arketipleri uzaydaki bir kara deliğe benzeten Jung sözlerine şöyle devam eder: “Orada olduğunu yalnızca içine çektiği madde ve ışık sayesinde anlayabilirsiniz”. Ölüm ve cinsellik tüm insanlığın kollektif bilinçaltıdır; hangi ırk, kültür, din ve mezhepten olursa olsun.
Alışverişlerde, satın aldığımız bir ürünü onlarca emsali içinden tercih etmemizin sebebi bu arketipler kullanılarak bilinçaltımızda işlenmiş olan reklâmlar olabilir. Eğer böyle bir gerçeklik ihtimali (ya da gerçek) varsa bir ürünün ve bir görüşün propagandasını yapan kimseler bunu niçin kullanmasın?

Bu mesajlar çok açık görsel imajlar olabileceği gibi reklâmın içine gizlice işlenmiş sözcüklerden ve bunları temsil eden rakamlardan da oluşabilir. Aşağıda örnek ve resimlerle ele alacağımız bu konu kimimize ikna edici kimimize ise gerçekliği tartışılır gelebilir. Neticede böyle bir tartışma var ve pek çok delil de var; deliller yetersiz ve abartılı bulunabilir. Ama şu unutulmamalıdır: delilin yokluğu, yokluğun delili değildir.

En ilginç örneklerden biri Kuzuların sessizliği filminin afişidir. Film afişinde hem ölüm hem de doğum (ve bununla bağlantılı cinsellik) arketipleri görsel olarak birlikte işlenmiştir. Afişte yer alan kelebek figüründeki iskelet kafasına ve bu iskelet kafasının içindeki 7 çıplak kadın resmine dikkat edin. Afişteki kelebeği büyüttüğümüz gibi, kafatasını da büyütmüş ve ortaya çıkan hayâsızlığı, sizlere göstermekten biz hayâ ediyoruz; ancak onlar bunu gözlerimizin içinde değil; bilinçaltımıza yerleştiriyorlar. Çünkü biliyorlar bilinçaltının savunmasız olduğunu ve mesajları analiz etmeden kabul ettiğini. Ve yine biliyorlar gözlerimizle gördüğümüzde bilinçli olacağımızı, irademizi kullanarak ret edeceğimizi…

Biraz daha eskiye gidelim, aşağıda, İngiltere'de sarı sayfalardan bir reklâm: Laid By The Best. Resim gayet masum, ama resmi ters çevirdiğiniz takdirde pek de öyle olmadığı açık. (Bunu resmi ters çevirerek siz yapın ve kendi gözlerinizle görün!) Bu resim, bilinçaltına yönelik (sublimal) reklamlar açısından ikna edici en eski örneklerden biri olarak kabul ediliyor.

Bir ilginç örnek de Coca Cola'dan. Feel the Curves (kıvrımları hisset) Reklâma dikkatli bakan kimseler Cola şişesinin yanındaki buz küplerinden birinin içinde yer alan figüre dikkat etmişler. Bir çocuğun erkek cinsel organına doğru ağzını uzattığı görülmüş. Reklâm resmini yayınlamakta tereddüt ettiğimi söylemek istiyorum. Ancak yine de bazı şeyleri görmeden ikna edici olmuyor. Şimdi lütfen yandaki kola reklâmına çok dikkatlice bakın. Alttaki buz küplerine yerleştirilmiş olan bir çocuğu ve çocuğun erkek cinsel organına doğru ağzını uzattığı göreceksiniz.
Eğer bu resmi dergimizin yayın ahlakı haklı olarak göstermek istemez ve tasarımdan çıkarırsa ve siz değerli okuyucularım diğerlerinde olduğu gibi bir belge olsun diye görmek isterseniz lütfen bana e-mail yolu ile ulaşın. Yakın zamanda yapılan bir reklâmda ise kutu Colanın üzerinde buzlarla çıplak bir kadın figürü oluşturulmuştur.

Eh Coca Cola yapar da Pepsi boş durur mu? Yandaki resim Pepsi'nin 1990 kampanyasından bir görüntü. Teneke kutunun üzerinde neon ışıklarını temsil eden çizgiler var. Bu haliyle herhangi bir sorun yok, fakat biliyoruz ki bu tip kutu içecekler üst üste dizilerek alışveriş merkezlerinde sergilenir. Birileri bu üst üste konmuş kutularda bir şeyler görmüş: Neon ışıkları üst üste gelince belirgin bir S-E-X yazısı ortaya çıkıyor. (Pepsi'nin P harfinin üstünde S harfi, P'nin ayak kısmında E harfi ve alttaki kutunun hemen üst kısmında X harfi)

Bu durum elbette bir tesadüf değildir…

Tanınmış örneklerden biri de Camel sigara amblemidir. Camel'in tek hörgüçlü devesinin ön bacağında dik duran bir erkek figürü var. Dikkatli bakıldığında bu erkek figürünün çıplak olduğu görülecektir. Camel bunu 90 YIL ÖNCE yapmış. Bu durum, Bilinçaltı mesajların 1913 yılında Amerika'da çıkmış olduğunu gösteriyor. Bunu, muhtemelen, artık logomuz diyerek kabul ettirmiş olabilirler. Camel'ın yasaklanmış reklâmı Camel satışlarını yüzde 5'ten yüzde 32'ye çıkarmıştı. Smooth character adındaki reklam kampanyasıyla Camel 1990'da sigara içmeye başlayan gençler arasında tercih edilme oranını 1.5 yıl içinde yüzde 32'ye çıkardı. Camel bilinçaltı reklamını çok iyi kullanmış bir marka. Deve figürünü artık nerede görürsek görelim beyin bunu Camel'le ilişkilendiriyor.

Bir iddiaya göre de deve resminin arka kısmında gizli bir S-E-X yazısının yer aldığıdır.

Bir diğer iddia da Camel şirketinin 1990'ların başında yürüttüğü Camel'ın "Smooth Character" kampanyasına ilişkindir. Bu kampanya da şekilden şekile giren meşhur deve figürünün cinsellik temasını işlediği bir hayli tartışılmış o dönemde.
Hiçbir inanç, değer ve ahlak kaygısı gütmeden, insanların bilinçaltına yerleştirilen figürlerin bunlarla sınırlı olmadığını sanırım artık çok daha iyi anlıyorsunuz. Adamlar kitlelere sesleniyorlar. Büyük oynuyorlar ve gerçekten çok kafa yoruyorlar. İnsanlığı nasıl uyutabiliriz diye… Sadece bir kişi ya da bir toplum değil; bütün bir insanlık için uğraşıyorlar. Yediklerimizden içtiklerimize; giyim kuşamımızdan, yaşantımıza ve en temel inanç değerlerimize kadar DUYARSIZLAŞTIRIYORLAR…

SUBLİMİNAL (BİLİNÇALTI) MESAJLAR
YASAK DEĞİL Mİ?

Bilinçaltı reklamlarının etkisinin kanıtlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK bilinçaltı reklamı: “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır.

Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve bilinçaltı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi: "Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, bilinçaltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır. Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır." 1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşı korumaya almıştır.

Rusyanın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve 2 ay yayın lisansının iptal edilmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde bilinçaltı reklam yasaklanmıştır ama tüm reklamları, dizi, film ve belgeselleri bilinçaltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.

BİLİNÇALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ
Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların bilinçaltımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız bilinçaltımızın gücünün ve öneminin farkındayız?

Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram. Bu kavram bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuuraltı, alt benlik, bilinçdışı olarak da adlandırılan bilinçaltı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.

Otomatik bir pilot gibi bütün deneyimlerimizi depolar. Hafıza deposudur. Deneyimlerinizi hatıralar şeklinde depolar. Bilinçaltı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi bunların eyleme dökülmesinden de sorumludur. Bilinçaltı zihin telkin ve imgeleme yoluyla iknaya riayetkârdır. Bilinçli zihnin aksine sorgulamadan tekrarlı önerileri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz hafızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.
Zihninizin daha derin olan bu kısmı telkin ve imgeleme yoluyla iknaya riayetkârdır. Bilinçli zihnin aksine sorgulamadan önerileni kabul eder. Tekrarları olumlama olarak kabul eder. Pekiştirir. Otomatik davranışlar, alışkanlıklar da hafızada kayıtlı bilgiler arasındadır. Bilinçaltının vazifesi yaşamın idamesi ve mutluluğun sağlanmasıdır. Şuuraltı zihin “kanıtlarla ne ikna edilebilir ne de kandırılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir.

Bilinçaltının en önemli özelliği ise: bilicimizin farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesi. Siz beş katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama bilinçaltınızda bu sayıyı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair anıları bilinçaltı kayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkün.
Bilinç aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan bilinçaltı hafıza deposuna aktarılır.

Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama bilişsel (kavrayış) olarak algılayamadığımız her şey bilinçaltına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada bilişsel sürece değil ama bilinçaltına hitap eden tüm propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar içsel algılarımıza odaklıdır.

GERÇEK GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Bilinçaltı dediğimiz şey, bilincin binde 999'unu oluşturuyor. Yani siz şu anda beni, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ya da okuyorsunuz.

Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen, gözün fovea hareketleri sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor. Bu söylediklerim bilimsel verilerdir. Biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, bilinç yüzeyine çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu.
Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve bilinçaltımıza gönderilen verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı direkt olarak etkiliyor.

VE SON OLARAK:
SUBLİMİNAL MESAJLARIN OLUMLU YÖNDE KULLANILMASI

Subliminal mesajın iyi alanlarda kullanımı da oldukça yaygındır. Sigarayı bırakmak ve kötü alışkanlıkları terk etmek isteyen kişilere bilinçaltı mesaj seansları uygulanmaktadır.

Bu konuda yazılmış bilgisayar yazılımları mevcut bulunuyor. Bu yazılımların içine kendi belirlediğiniz mesajları yazıyorsunuz ve bu mesajlar bilgisayar kullanımınız süresince size belirli aralıklarda gösteriliyor. Hatta mp3’lerin içine kaydedilen subliminal frekansları tespit eden programlar da var.
Bu yöntem ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. İnternet üzerinden kendine güven arttırıcı, kilo verme kolaylaştırıcı, sigara bırakma, affetme gibi birçok ''Subliminal mp3’’ ler dağıtılıyor.

Bu mp3’ler internette, mail gruplarında, her yerde hatta sizin mp3 müziklerinizin arka planında bile olabilir. Bu mp3‘leri dinlediğinizde sadece müzik duyabiliyorsunuz. Bilinçaltı mesajları yani müziğin gerisinde onları duyamıyorsunuz. Çünkü duyabileceğiniz frekansta değiller ve bilinçaltı direk olarak bu mesajları kaydediyor ve ne aldıysa onu yaşamaya başlıyorsunuz. Bu bir çeşit hipnozdur.

Bu telkinleri Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullanarak yapanlar bile var. Öncelikle kişinin problemleri psikologlar tarafından tespit ediliyor. Sonra o soruna yönelik Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Esmalar seçilip belli bir ritimle okunuyor. Bu kayıt 8- 12 hertz dalga boyuna, beynin alfa dalga boyutuna getiriliyor ve istenen müziğin altına yerleştiriliyor.

Mesela kişinin iletişimle ilgili problemi varsa, Hz. Musa’nın duası olan “Dilimdeki düğümü çöz. Gönlüme ferahlık ver. Söylediklerim anlaşılsın.” ayeti kullanılıyor. Depresif ve şizofrenik bir yapı varsa, daha çok tevhide, bütünleyici manalara ait ayetler, insanın ruh beden ve zihnini senkronize edecek, dengeleyebilecek ayetler kullanılıyor. Kişi bu müzikleri dinlerken aldığı telkinlerle problemini aşabiliyor.

“Kur’an kadar bilinçaltına etki eden, nöron ağlarını uyaran başka bir şey yok. Bu açıdan bu teknik zaten kullanılıyor ama Kur’an’la yapılması eşi benzeri olmayan bir teknik haline getiriyor.:

kaynak:
http://www.nidadergisi.com/default.asp?sayfa=kultursanatoku&id=152


Etiketler : 25 kare , tv, televizyon,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • buse 25.02.2012 tarihinde dedi ki :
    Benim anlamadığım bu konu çok senelerdir biliyor. Ben daha üniversitede bu konuda pek çok şey okumuştum, yaklaşık 10 sene önce. Şimdi ne oldu da tekrar gündeme geldi, kaçırdığım bir şeyler mi var???
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • hacer 25.02.2012 tarihinde dedi ki :
    Yazınızı okudum daha önceden de bu konuyla ilgili araştırma yapmıştım.Anlayamadığım şu madem bu kadar tehlikeli neden devlet bu konuya ciddi bi şekilde el atmıyor ağır yaptırımlı cezalar uygulamıyor. Bu devirde tv siz bi hayat süremeyeceğimize göre en bundan nasıl en az şekilde etkileniriz onu düşünmeliyiz.Çocuk kanallarında en azından kesinlikle yasaklansa bari çocuklarımız etkilenmese ne bileyim başka bi çözüm yolu bulan varsa yazsın lütfen...
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • kburcu 27.02.2012 tarihinde dedi ki :
    sa. gerçekte asıl sorunumuz tv siz bir hayat geçiremeyeceğimiz düşüncesidir. Allah cc. biz insanları öyle yaratmış ki her şeye ve her duruma alışabiliyoruz. bugün tv kanallarının hiçbirinde yararlı bir program bulmak mümkün değil.bir tane iyi bir şey söylüyorsa yanında on zehiri bize veriyor. farkına varmadan yozlaşıyoruz. daha dün ayıp olan şeylere çocuklarımızla beraber oturup bakabiliyoruz. inanın tv siz hayat çok daha güzel. aylardır tv izlemiyoruz. ilk zamanlarda tabiki zorlandık. tv den ne kadar etkilendiğinizi izlemeyi bıraktıktan sonra (bunun için de ayla rgeçmesi lazım) anlayabiliyorsunuz. 14 yaşındaki kızım uzun bir zaman sonrasında bir akrabamızda haberlere maruz kaldı. anne ben bakamıcam diyerek içinde bulunduğu durumu anlatmış oldu. yozlaşıyoruz...lütfen kendiniz ve çocuklarınız için bunu ciddi bir şekilde düşünün. hiçbir şey imkansz değildir. Rabbim tez zamanda tv belasından kurtarsın.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.065 sn.