Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Bize batı düşmanlığı lazım

31 Aralık 2014
Amerika ya da Avrupa ülkelerine gidenler, orada yaşayanlar, oradaki insanların birbirlerinin yüzlerine nasıl sıcak baktığından, tanıdığına tanımadığına selam verdiklerinden, biriyle göz göze geldiğinde gülümsemeden geçmenin ayıp olduğundan filan söz ederler.

Ayrıca toplum içinde kurallara çok riayet ettiklerini, park edilmeyecek yere asla park etmediklerini vesaire anlata anlata bitiremezler.

Durumun böyle olmadığı yerler de vardır belki ama genel hal böyleymiş.

Türkiye'ye gelice, sanki bir nevi Afrika'ya gelmiş gibi hissediyorlamış kendilerini. Burada herkes birbirine düşman gibi bakıyormuş, insanlar park edilmeyecek yere park ediyormuş, hak hukuk tanımıyorlamış falan.

Burada herkesin öyle olduğu fikrine katılmıyorum. Mesela ekserisi muhafazakar orta ve alt sınıfın oluşturduğu bir mahallede oturmuştum, sokakta tanınan tanınmayan herkese selam veriliyordu orada, sıcak bir ortam vardı.

İnsanlar kozmopolit yerlerde kendilerini güvende hissetmiyorlar ve somurtkan oluyorlar diye düşünüyorum. Mesela Eminönü'ne gittiğinizde bu somurtkanlığı ve ciddiyeti daha çok görürsünüz, herkes o kadar farklı düşünceden, ahlaktan, muhittendir ki, yabancı hissettiği bu insanlara karşı koruma güdüsüyle yüzünü ciddileştirir. Gülümseme bir yakın görme, tanıma hissinin yansıması çünkü.

Neyse efendim bu Avrupa ve Amerika insanını övenlere içimden söylenirim hatta fena halde homurdanırım ben.

Yerlerinde olsam pislikleriyle dünyanın ağzına etmiş, gitmiş Afrika ülkelerininin kanını emmiş, doğunun bilmem nerelerine kadar gidip Hindistan'ı bile sömürmüş devletlerin insanlarını bu kadar beğenmezdim.

Batı insanını tanımış bir kaç insandan şöyle bir yorum da duydum:

'Onların bu halinin sebebi değerlere olan düşkünlükleri değil, çıkarcılık duyguları çünkü düzenin güzel işlemesi kendilerinin yararlarına.' şeklinde.

İlginç gelmişti bu yorum bana, bu demektir ki düzenin ve kuralların olmadığı bir yerde neye dönüşeceklerini kestirmek zor, diye geçirmiştim.

Düzeni Nasıl Kurdular?

Ya bu çok bağlı oldukları düzen nasıl kurulmuş? Ya da şöyle soralım, o düzeni büyük ölçüde maddî varlıkla inşa eden Avrupa ve Amerika, dünya savaşlarına girdikleri, onca maddi kayıp verdikleri, acı yaşadıkları halde nasıl böyle zengin kalmayı başarabilmişler?

Bir gezi programında izlemiştim. Sömürge bir Afrika ülkesinde göl kenarı, kıyı kenarı doğa güzelliklerini Fransızlar parsellemiş. Yerli halk o yerleri bilmiyor bile, hiç yanından bile geçmemiş, geçmesine imkan verilmemiş.

Düşünün, İstanbul boğazının kenarındaki evlerde, şehrin en müstesna yerlerinde İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar oturuyor, bizim halkımız ise varoşlarda zar zor karnını doyuruyor olsaydı.. Tüm bereketli topraklar, girişimler, para kaynakları yabancıların elinde olsaydı, bizim halkımız köle statüsünde çalışıyor olsaydı.. Nasıl bir ülkemiz olurdu.

İşte o çok medeni canavarlar bunu yapmışlar dünyada gittikleri her yere. O yüzden on milyonlarca masumun canı alınarak kazanılmış bir gücün ve refahın verdiği güven ve emniyet duygusu tiksinti verici geliyor bana. Bildiğin tüylerim diken diken oluyor.

Kendilerine hayran olmak şöyle dursun, hele siz de bir fakirlik görün bakın nasıl çıkacak gerçek yüzünüz ortaya diye geçiriyorum.

Ki krizlerle, sürekli kötüleşen ekonomilerle Avrupa ve Amerika bu sona doğru gidiyor. Ara sıra kepenk bile kapatanlar oluyor.

O görünüşte aldatıcı medeniyetleri, çalışmalarının karşılığını alamadıklarında, hedefledikleri refah seviyesine ulaşamadıklarında ne şekle girecek, nasıl bir yağma ve anarşizm kültürü üretecekler göreceğiz bakalım. İnsanın ne mal olduğu kötü günde belli olurmuş.

Onların her şerde hayır vardır, Mevla neylerse güzel eyler gibi manevî değerleri yok. Düzenleri manevî değerler değil, maddi varlık üzerine kurulu. O maddi varlık, o düzen olmayınca, hak hukuk bilen, kural tanıyan, gülümseyen insanlar olacaklarını düşünüyor musunuz? Neden olsunlar ki, gülümsemek karın doyurmuyor.

Ya Bizim Düzenimizi Kim Bozmuş?


Bizim insanımızın, tepeden inme kanunlarla hem kıyafetleri, hem harfleri, hem yaşam tarzları değiştirilmiş. Var mı ötesi, kendileri olmalarına izin verilmemiş. Böyle olacaksınız ve medenî olacaksınız diye kafalarına idam sehpaları inmiş.

Bunları göz önüne alınca halkımızın kavgacı, somurtkan, kibar olmayan kısmına hiç kızamıyorum. Kendi devletinden düşmanlık gören bir halk neden kendini güven içinde hissetsin ki?

Nasıl yolda tanıdığına tanımadığına selam veren bir harikalar diyarındaymış gibi davransın ki? Dost ve güven verici olmak için kuvvet aldığı tüm manevî değerler kendisinden bir bir koparılırken, nereden kuvvet bulsun ki?

Geçenlerde radyoda Yavuz Bahadıroğlu'nu dinliyordum. Yabancı düşünürlerin Osmanlı ile ilgili kanaatlerini okuyordu. Osmanlı'da erkekler yolda tanıdığına tanımadığına selam verirmiş, ellerini göğüslerine koyarak ve göz teması kurarak. Düşünürlerden biri buna çok hayran kalmış ve bunu yazmış. Bir tanesi de kadınların ne kadar asil olduğunu yazmış. (Kayıt etmedim isimlerini, sözlerini)

Biz böyle bir toplummuşuz işte. Fakat birileri bizim ruh sağlığımızla oynamış.

Ve bizim insanımız yine çok sağlam ayakta kalmış bence. O kadar idam, o kadar zulüm görmüşler, o kadar fakirlik, kriz açlık görmüşler, İsmet İnönü halkın ümüğünü sıkmış, yine de asayişe ve emniyete zarar verecek anarşistçe ayaklanmalar içinde olmamışlar. İnsan canının kudsiyetini öncelemişler.

Bir ülkenin kendi içerisindeki kavgayla, savaşla bir yere varılmayacağını bilmişler.

Siz bu halkın yaşadıklarının onda birini gidin Batılılara yapın, görün nereleri ateşe verdiklerini. Nitekim biyolojik olarak buralı, fakat kafaları Batılı olanların azıcık burunları sürtüldüğünde neler yapabileceklerini gördük yaşadık. Onların hayatı ve hakları vardır, başka bir şey yoktur dünyalarında. Benmerkezci, bencil Batılı kafaya sahip olduklarını ispata gerek bırakmadılar.

Medenî Olan Medeniyet Götürür


Batılılar o kadar medenilermiş de neden gittikleri yerlere medeniyet götürmemişler diye sormadan da edemiyor insan? Neden insanlara hayvan muamelesi yapmışlar? Ve hala yapıyorlar?

Görüntü olarak insan olsa bile kendileri gibi düşünmüyorsa eğer, bir insanı insan olarak göremiyor bu pek medeniyet zirvesi insanlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere medeniyet öğretmek ya da medenî davranmak lazım geldiği fikrinde değiller.

Yani anlayacağınız onların medeniyetleri, kendilerine!


İngilizlerin Avusturalya yerlileri Aborjinlere yaptıkları. Temsilî bir örnek sadece. Bunların yaptığı zulmü, katliamı saysak ciltler dolusu kitaplar dolar.

Hoş durum bugün de farklı değil, burnumuzun dibindeki Gazze'de çocukların kafasına bomba yağarken bu pek medenî devletlerden çıt çıkıyor mu?

Gazze için gösteri yapan Avrupalılar da var. Küçük bir kısım da olsa onları tenzih edelim. Sözümüz ve düşmanlığımız devlet politikalarına ve halkın da İslam'a ve doğu insanına düşmanlık besleyen, barbar olarak gören çoğunluğuna.

Üstad Bediüzzaman diyor ki:

Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garp husumeti, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.


Yani batı düşmanlığı, İslam birliğine ve kardeşliğin inkişafına sebep!

Onlar nasıl düşmanlar Doğu'ya, Orta Doğu'ya bizim değerlerimize, biz de onlara, hayran olmak şöyle dursun ciddi birer düşman olmalıyız!

Düşmanlık ettiğimiz kısmı, elbette Avrupa'nın insanlığa, bilime hizmet eden kısmı değil, medeniyet görüntüsü altındaki emperyalizmi ve emperyalizmle kazandıklarıdır.

Bize batı düşmanlığı lazım, hayranlığı değil. Mazlum yerli halkların ciğerini sökerek kurduklar düzene, kazandıkları medeniyetlerine hayran olanın aklına şaşmalı! Vicdanına hayret etmeli!

Ve şöyle demeli:

Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Bediüzzaman Said Nursi
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • kamerol 01.01.2015 tarihinde dedi ki :
    Yine yine çok istikametli ve sonuna kadar katıldığım bir yazı. Tebrikler Büşra. Seninle ve kaleminle iftihar ediyorum
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • fkoksal 01.01.2015 tarihinde dedi ki :
    Neden Batıya ya da Batılıya düşman olacağız anlayamadım? Düşman olacaksam Batıdaki kötü hasletlere düşman olurum. Bu tür genellemelerin çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Çoğunluğun İslam a düşmanlık beslediğini söylüyorsunuz. Bu konuda bir istaistik var mı elinizde? İstaiksel olarak böyle bir rakam olsa bile bundan kim sorumludur acaba? İnsan elbette bilmediğine düşman olur. İslam coğrafyasında dinin hakikatini anlamaya ve anlatmaya dair ne kadar ciddi bir gayret var? Bu yazıdan sanki Risale-i Nurda Müslüman milliyetçiliği varmış gibi bir sonuç çıkıyor, buna çok üzüldüm. Hiç kimsenin dedesinin iyi hasletleriyle övünmeye hakkı olmadığı gibi hiç kimsenin dedesinin ya da yan komşusunun yaptıkları yüzünden suçlanmaya hakkı yok. Said Nursi Garp derken ya da Avrupa derken neyi kastediyor çok iyi düşünmek lazım. Avrupa derken insanlar kastedilmez, bir bakış açısı kastedilir. Onlar ve biz ayrımını neye göre yapıcaz? Yaşadığımız coğrafyaya ya da damarlarımızda akan kana göre mi? Yaratılmışlık bakımından hiçbir mahlukun diğer bir mahluka üstünlük iddia edemeyeceğini sürekli vurgulayan bir kitaptan herhangi tarzda bir milliyetçilik çıkması söz konusu olamaz.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 03.01.2015 tarihinde dedi ki :
      Esasen Batılıya yada Batıya düşman olmak için o kadar çok sebep var ki, bu yazı çok azını bile kapsamıyor. Mesela herhangi bir insana adavet etmemiz için ehl-i küfür olması yeterli. Uhuvvet risalesinden öğreniyoruz ki, müminin mümine düşmanlık etmesi için gerçek bir sebebi olamaz, çünkü Allah'ı bir peygamberi bir, bir bir..

      Gerçek düşmanlık sebebi olan küfür ise, kafirlere düşman olmayı gerektirir. Kalpte düşmanlık hakiki olduğu zaman, muhabbet mecazî olur, yani gerçek olmaz, tasannu ve temellük suretinde olur. Yani kafiri kalpten sevmez, sadece görünüşte iyi geçinmek, selamlaşmak şeklinde sosyal tavırlarımızı düzenleriz. Görünüşte bir ilişki kuraruz. Kalbî bir bağımız olmaz. Belki biz düşmanlık etmeyi, selamlaşmamak, düşman olduğumuz kişiye kötülük yapmak şeklinde anladığımız için bazı şeyler karışıyor, en büyük sorun burada. Halbuki savaş şartları dışında, gayr-i müslimlerle olan ilişkilerimiz "görünüşte iyi" tutulmalı.

      Benim rahatsız olduğum konuysa, yurt dışına gidip gelen eş dostumun, döndüklerinde yurdum insanından ve hatta bir vatan olarak buradan neredeyse nefret eder hale gelmeleri ve Batılılara kalben büyük bir muhabbet duymaları idi.

      İster Afrika ülkelerindeki sömürgecilerden olsun ister olmasın, ehl-i küfür oldukları için Batılılara hakiki muhabbet sebebi bulunmadığı zaten malum da, sahip oldukları medeniyet ve hasenat da o kadar seyyiatla kazanılmış ki, onda da hayran olunacak bir şey göremiyorum hatta düşmanlık gerektiren çok şey var sadedinde yazdım yazıyı. Ve belki çok fazla üzerinde duramadım ama, Kuran medeniyetinin esaslarıyla kurulmamış o medeniyetin, maddi kuvvetle kurulmuş çıkarcı bir düzen olduğuna dikkat çekmek istedim.

      Çünkü şuna çok üzülüyorum. Batılılara o kadar muhabbet eden, aynı hasletler müminlerde yok diye müminlere hakiki muhabbet besleyemiyor. Çünkü muhabbet sebebi olarak, kibarlığı ve nezaketi, iyiliği kodlamış. Bir kalpte muhabbet ve adavet beraber bulunmaz tespiti ne kadar doğru üstadın. Hacca gittiğinde, Afrikalı müslümanlardan sırtına yumruğu yediğinde, biraz çekilir misin demeyi bile bilmiyor diye müslümanlardan nefret eder hale gelebiliyor bir müslüman.

      İşte, İslam birliği için garb husumeti ne kadar lazım diye düşündürüyor bunlar. O bedevî müslümanın öyle kalmasında, bir lokma ekmek için çok savaşmasında senin o hayran olduğun Batılıların çok büyük payı var işte demeye çalıştım.

      Bugün bir çok Afrika ülkesi halen sömürge. İzlediğim gezi programı 100 yıl öncesini değil bugünü gösteriyordu. Bakıyorsunuz ülke bağımsız görünüyor ama dili Fransızca, her yerde Fransızlar hakim, madenleri Fransızlar işletiyor. Yerli halk birbirine düşürülmüş iç savaşla uğraşıyor. Belki bugünün sömürgeciliğini anlatan bir fotoğraf koymam lazımmış.

      Bilmiyorum ne kadar açık oldu. Yani Gazze için gösteri yapan, insaflı, ahlaklı olanlarına da Kuran'ın koyduğu bir "iman küfür farkı" ölçüsü olduğundan, hakiki muhabbet beslemem, mecazi beslerim. Medeniyetleri neticede yine bozuk, özgürlüğü desteklerken eşcinselliği de destekliyor bu insanlar. Tek eşcinselliğe indirgemeyelim, Allah'ın adıyla bakmıyor, okumuyor hiç bir konuyu işte. Aslında yazıda yanlış söylemişim, bu kısma da bir düşmanlık var.

      Hele ki, müslümanlara yapılan zulmü, kendilerinin ya da devletlerinin zenginleşmesi adına mazlum halkların sömürülmesini destekleyen, bedevileri böcek gibi ezilmesi gereken varlık olarak gören emperyalist şeytanlarına mecazî muhabbet de beslemem, çok büyük bir düşmanlık beslerim.
      fkoksal 04.01.2015 tarihinde dedi ki :
      Kur'an'daki "kafir," "münafık," "mümin," "Hristiyan" veya "Yahudi" tabirlerinin bu tabirlerin devamında gecen özelliklerinden dolayı böyle isimlendirildiklerini, yoksa "kişiselleştirmek" için olmadığını Nur Dede'den öğreniyoruz. Küfür veya iman vasıfları şunlardır, bu vasıflara sahip olursanız kafir veya mümin olursunuz, eğitimi yapılmak amacıyla konuşuluyor. Hristiyan olduğunu söyleyen bir kişinin, Hristiyanlık vasfı taşımayan bir özelliği ile dost olunabileceğini Nur Dede, (Maide Suresi (5):51) ayetinin tefsirinde bize öğretiyor. Yani kişiler degil de "vasıflar" konuşulmalı. Kişileri gündeme getirmekten kaçınmalıyız.

      Mümin kardeşlerimize hakiki muhabbet beslemek "imanın" ne kadar kıymetli olduğunu anlamaktan geçer zannediyorum. Batı düşmanlığına değil iman eğitimine ihtiyacımız var. Bize iman eğitimi lazım vesselam..

      "Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Öyleyse herbir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez." http://www.risaleara.com/oku.asp?id=4780
      busra 04.01.2015 tarihinde dedi ki :
      Linkteki bahsi tek başına baz alırsak, bir adam sıfat ve sanatı için sevilir cümlesi bizi, bir çok bedevî ve ahlak bilmeyen müslümanı sevmemeye götürmez mi?

      İman gibi hakiki bir sebepten sonra, sevme nedeni olabilecek ikincil sebepler olarak görebilirim bunları. Ve bir kafiri yine 'mecazî' olarak sevmeye neden olan sebepler. Mesela gayr-i müslim bir komşum olsa, konuşurum görüşürüm, ikram ederim, ikram ettiğini yerim, şu adamın şu vasfı ne kadar da iyi diye takdir ederim. Fakat sevgim surî ve görünüşte olur, ona hayran olmam, onu eksik görürüm, büyük bir karanlık içinde görürüm. Hatta Allah'ı ve peygamberi tanımadığı için sevimsiz bulurum, düşman bulurum. Bunun için kendimi zorlamam da gerekmez, imanın ne mühim bir şey olduğunu biliyorsam, otomatik böyle görürüm zaten. Dediğiniz doğru, iman eğitimi lazım.

      Fakat Avrupaya gidenler böyle olmuyor, hayran oluyorlar. Ve sanki haşa küfürde insanın gelişmesini sağlayan özgürlük bir üstünlük, imanda bir eksiklik varmış gibi itikadî vartalara dahi düşüyorlar. Medeniyeti imandan üstün tutma hatasına düşülüyor.

      Yani güzel vasıflara muhabbet edileceği zaten malum, kafirin mümin sıfatı taşıyabileceği, müminin kafi sıfatı taşıyabileceği de. Hatta taşıyabileceği değil taşıdığı çok fazla ortada. Burada eksik olan şey, düşmanlık. Ve bu düşmanlık, yani "gerçek manada sevmeme" duygusu olmayınca iş hayranlığa dönüşüyor.

      Üstad onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir ifadesinde de, zatlarına hakiki dost ve hayran olunmayacağı manası gayet açık.

      Evet sıra beklerken kaynak yapmıyorlar, emniyet şeridi ihlali yapmıyorlar, olur olmaz yere park etmiyorlar, selamlaşmaya çok dikkat ediyorlar. Bunlar güzel şeyler, teslim ediyoruz.

      Fakat cezai yaptırımlar ve polis gücü çok büyük olduğu için tıkır tıkır işleyen düzende, herkesin böyle olması hakiki terakkiyi göstermiyor diyoruz. Emniyet şeridini ihlal ediyorsun ya da 70le gidilecek yerde 100le gidersen, dehşetli ceza yeniyor Avrupada. O yüzden asıl terakki, bir çok kişinin sıraya kaynak yaptığı yerde, emniyet şeridini ihlal ettiği ve ceza görmediği yerde adil olabilmek, kaynak yapmaya çalışmamaktır diyoruz yazıda. O yüzden de Avrupalı'nın terakkisini hakiki terakki olarak görmüyoruz diyoruz.

      Farklı bakış açıları hakikati ortaya çıkartır. Benim de de konuyu daha derinlemesine düşünmeme neden oldu. teşekkürler.
  • burcin 04.01.2015 tarihinde dedi ki :
    fkoksal yazıda holigan bir takım taraftarı gibi müslüman taraftarlığından bahsedilmemiş. Bu şekilde yaklaşmak biraz insafsızca olmuş. Yazar hakiki muhabbet sebebinin iman olduğunu, hakiki adavet sebebinin de küfür olduğunu söylemiş. Bu sıfatlarla mevsuf olduğunu maaliftihar söyleyen insan da muhabbet ve adavetin hakiki muhatabı olur. Bir mümin kendi kusuratını aslî zatî sıfatı olarak göremeyeceği için ona hakiki muhabbet sıfatına sahip ancak hataları için şefkat, yardım, dua edilmesi gereken insan nazarıyla bakarız. Küfür ehli için de tam tersi.
    Müslüman milliyetçiliğine kaymayalım derken hümanistleşmeyelim. Makasıd-ı ilahiyeyi kabul ve tasdik edenle bunları inkar-tezyif-istihkar eden insanı medeni-sempatik diye aynı kefeye koyamayız.
    Eğer referans olarak RNK metinleri alınacaksa orada da 22. mektup genel çerçeveyi çizmiş. Medeniyet ve terakkiyata teşvik eden sair bahisler ise onların ellerinde olan zaten Kuranın ve müminin halis malı olan hasenatlara nazar-ı dikkati çekmek için diye anlıyorum.

    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      fkoksal 05.01.2015 tarihinde dedi ki :
      Yazının başlığı "bize küfür düşmanlığı lazım" olsaydı sizinle hemfikir olurdum. Genelleme yapmayalım demek hümanistleşmek değildir. Ben küfre adavet ederim, Batılıya değil. Batılı dediğiniz insanın önüne din diye tahrif edilmiş Hristiyanlık konuyor o da batılı reddediyor. Hakkı arayan ve (şimdilik) hak bildiğini takip eden insana düşmanlık edemem ancak bak böyle de bir alternatif var derim. Batıda hakkı arayan milyonlarca insana haksızlık etmeyelim. Biz de Oryantalistlerin hatasına mı düşelim? Onlar kafalarında uydurma bir Doğu imajı çizdiler, ona düşmanlık ettiler ve kendi kimliklerini hep bu düşmanlık üzerinden tanımladılar. Bazı insanlar yanlış gerekçelerle Batıya hayranlık duyuyor diye ya da bir kısım Batılı insanları sömürüyor diye Batılıyı düşman ilan etmek ne kadar hakikate ve hikmete uygun? Pireye kızıp yorgan yakmayalım. Düşmanlık çok kuvvetli bir kelime. Düşmanlık ederim ama bir yandan da ikram ederim ikramını yerim demek biraz tezat oluşturuyor.

      Düşman ile düşmanlığın kaynağı olan "Küfr"ü ayırdetmek gerekir. Küfrü sevmeyiz. Ama o küfrü başına takmış kişiye acırız, onu kurtarmaya calışırız. Hastasını sevmeyen doktor olamaz. Hasta ise zararlı mikroplara maruz kalmış bir kişidir. Zararlı mikrobu sevmiyorsanız, bütün hastaları tedavi etmelisiniz ki, o mikrobun kökü kurusun, inşaAllah. İman hakikatlerini sabırla, güzel bir tarzda kafirlere ulaştımadıkça kafirlere düşmanlık bize hiçbir şey kazandırmaz. Belki küfrün daha çok canlanmasına neden oluruz düsmanların intikam duygularını besleyerek.
      burcin 05.01.2015 tarihinde dedi ki :
      Burda Corç, Kris vs gibi isim ve şahıs tahsis edilmiş değil. Dolayısı ile insanları zalim olarak genelleme de olmuyor. Ancak kafirlerin Allah'ın düşmanı olduğu bedihi bir hakikattır. Onlara dini hikmetle, kavlen leyyinen ile tebliğe muhatap etme işi zaten medeni bir mübaşereti icab ediyor ki firavuna bile bu tarz yaklaşım emredilmiş. Ancak kalp boş olamayacağı için ya adavet veya muhabbet yer alacaktır. Özelde tanıdığım hiçbir isim olmasa bile küfür ehli olduğunu bildiğimden Ehl-i şirke kalbimde muhabbet besleyemem. Bu nedenle ben tercihini Allah canibinden görünene göre kullanıyorum.
      Sanıyorum siz adaveti kazma kürekle saldırma olarak anlıyorsunuz. Buradan münazara devam ediyor.
      Bir de sanıyorum 22. mektuptaki hakiki ve mecazi duygular ve bunların muhatapları konusunu bir şekilde farklı anlıyorsunuz.
      Batının fetret ehli olması ihtimali konusunu baz alıyorsunuz galiba. Ancak bu genel geçer bir hüküm olmadığı şartlara bağlı ve mahdut bir çerçeve olduğu mektuplardan anlaşılıyor.
      Bununla beraber kişileri işlemediği arzi icraatlardan dolayı zalim ilan etmemek konusunda haklısınız. Bu konuda tahsis zararlıdır.
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.061 sn.