Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Etkili bir antidepresan

08 Aralık 2015

Depresyon ve antidepresanlar ilgili pek çok mesaj alıyorum. Genelde dertleşmek, paylaşmak amaçlı yazılıyor.

Bazen sanal ortamda en neşeli en hayat dolu görünenlerin ciddi depresyonda olduklarını öğreniyorum. Eskiden beri tanıdığım, yeni tanıştığım bir çok insanın da ya hasta ya da travma geçirmiş olduğunu biliyorum.

Yakın çevremde 'şu ilaç sayesinde ayakta duruyorum' diyen insanların sayısı da yüzde elliyi geçik. Tabi herkes herkese söylemiyor. Hangi tahmin etmediğimiz insanlar da ilaç kullanıyordur bilemiyoruz.

Çok ilginç bir şekilde hepsinden duyduğum ortak bir cümle var. 'Ben herşeyi ben yapacağım halledeceğim diye uğraşıyorum. Bazen benim yapmam gerekmese de yapıyorum. Yapmazsam için rahat etmiyor. ' Genelde de bu cümleler çok yardımseverim, çalışkanım, en çok ben yorulurum üslubuyla söyleniyor.

Nazımı çekecek, dediğimi düşünecek kadar yakın olduklarıma da şöyle diyorum:

'Tüm bunları yardımseverliğinden düşünceliliğinden mi yapıyorsun, yoksa o alanda çok beğenilmek istediğin için mi? Aman bunu da yapmamış düşünmemiş demesinler diye mi?'

İnsan birşeyleri yardımseverliğinden şefkatinden yapıyor olsa hasta olmaz, olmamalı. Şu yaşadığımız asrın en sevmediğim taraflarından biri de bu. Güzel ahlakların bile tanımları değişiyor. İnsanın kendini, olmasa da olacak fasa fisolar için harab etmesi yardımseverlik incelik diye anılır oldu.

Hep en sempatik en ilgili en güzel en ilginç halimizle kendimizi göstermemizi istiyor bu enaniyet asrı. O hallerimizi alkışlıyor, o hallerimizi besliyor. Kusurlarımızı kusur gibi gösteriyor. Oysa insana kusur yakışır. 'E neticede insanız Allahım affetsin inşallah' demek yakışır. Rahatlatır.

Harika gibi gözükmek harika olmak değildir. İnsanı harika yapan şey, şu koca dünyada ne kadar çok zaaf, acziyet ve kusur sahibi olduğunu hissedip Allah'a dayanması değil midir?

Hep takdir görmeye layık olduğunu düşünmek insanı beklenti sahibi yapar. Kaygı sahibi yapar. Hep belli bir görüntü vermeye iter. İnsanlara köle yapar.

Bir kere sosyal medyada agresif birşeyler yazmıştım. Hoş olmamıştı tabi. E yazdığım şeyin arkasında değildim gerçekten. Ben de insanım neticede, birşeylere sinir olup saçmalayabilirim. Olabilir. Böyle düşünmüştüm. Ve aynen yazmıştım. Birşeyler çok birikince böyle dengeyi tutturamayabiliyorum demek ki demiştim.

Sonra anladım ki benim normal gördüğüm bu çıkarımım büyük özgürlükmüş. Bazı insanlar o kadar hayret ediyor ki. 'Nasıl böyle bir şey yazar. Nasıl böyle bir yanlışla anılmayı kendine yakıştırır' diye düşünüyorlar. Bir hata işledin diye yerin dibine geçmeni bekliyorlar.

Yahu insan neyse odur. Kamil insan olmanın yolu kusursuzluktan da geçmiyor. Kamil olmanın yolu şu dünyada en kamil olmayan kişinin kendimiz olduğunu derk etmekten geçmiyor mu?

Ama lüften bunu özgüvensizlikle karıştırmayın. 'Evet ya ben kusurluyum nolmuş dilim de sürçebilir, çok gerizekalı bir hata da yapabilirim' demek güven verir asıl, rahatlatır.

Tanrıcılık oynamak insanın ruh sağlığını bozuyor. Çünkü sırtına acziyetini göstermeme ve görmeme yükü yükleyen insan, bunun altından kalkamıyor.

Ama maalesef zaman enaniyet asrı. İnsanın kendini en beğenilesi hallerde sunması ve öyle olduğuna inanması yadırganmıyor. Korkunç bir hızla popülerleşiyor.

Bir şeyleri eleştirince de bu genel algıdan kaynaklı tepkilerden nasibimi alıyorum. 'Sen kendini ne sanıyorsun da bu konuda bu kadar sert gidiyorsun. Aşağılıyor musun bakayım' tarzında yanıtlanıyor. Herşey bir benlik savaşı kategorisinde yorumlanıyor.

Yahu o konuda gerçekten çok büyük yanlışlar yapıldığını düşünemez miyim? Bunu ifade etmek için kendimi bir şey zannediyor olmam mı gerekir?

Bence kendimi birşey zannetmiyor olmam yeterli. Sarsılmasından korktuğum bir itibarım bir karizmam yok. Hariçten gazel mi okuyorum yoksa gerçekten konuyla alakalı mı yazdıklarım, ona bakılmalı sadece.

Hiç antidepresan ya da benzeri ilaç kullanmadım. İsimlerini bilmem. Bunu övünme olarak değil şükür için söylüyorum. Hastalıklar da Allah'tan geliyor, bu bir övünme konusu olamaz zaten. (Aslında hiçbir nimet övünme konusu olamaz. Adı üstünde nimet)

Bedensel hastalıklar nasıl şurada bir sorun var, birşeyler yapmalısın sinyali veriyorsa.. Ruhsal hastalıklar da aynı sinyali veriyor ve çok hikmetliler bence. Bir alarm sistemi gibi. El atılmazsa ruh, sağlığını kaybedecek haberi veriyorlar.

Doktorlar ilaçla el atıyor. Acil durum eylemi olarak. Fakat ilaçlar fıtratımızın yalanladığı  'beğenilirsek seviliriz öyleyse kendimizi beğendirmeliyiz' şeklindeki batıl inanışımızı yok edemez.

Diğer insanoğullarının kusurlarını bilmem ama benimkiler iyi yanlarıma bin basar. Şu dünyada bunu kabul etmek kadar büyük kafa rahatlığı yok. Çok da ETKİLİ BİR ANTİDEPRESAN.

En güzeli aziz Üstad gibi özgür olmayı seçmek, hiçbir kalıba nazara girmeye çalışmamak. Ne demiş Üstad: "Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum."

İşte bu cümlede kuş gibi hafif olmanın sırrı var, anlayana.

Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • merdiye 10.12.2015 tarihinde dedi ki :
    Ama çok güzel yazıyorsunuz. Sizin yüzünüzden ben yazamıyorum. Zaten yazılmış diyorum :)
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • merdiye 10.12.2015 tarihinde dedi ki :
    Oooops! Sizi beğenmiş mi oldum? Yani beni beğenmeyeceksiniz şimdi. Belki de ben sizi, benden hiç haberiniz yok; tanışmıyoruz, ne düşündüğümü, ne yaptığımı, ne yazdığımı bilmiyorsunuz, dolayısıyla da beni beğenmiyorsunuz diye beğeniyorumdur!
    Yine de enaniyet mi oldu bu yaptığım şimdi ya, kafam karıştı:)
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 11.12.2015 tarihinde dedi ki :
      :))) Siz aslında beni değil yazılardaki manaları beğeniyorsunuz. Onlar da zaten benim düşüncemin ürünü değil. Benlik takınmayıp acz ve zaaf hissetmenin güzel bir şey olduğunu ben söylemiyorum yani din söylüyor, Rabbim söylüyor. Oradan öğreniyorum. Üstad Kuranın dellalı olduğum şahsiyetim, ubudiyet cihetindeki şahsiyetim, hakiki şahsiyetim diye üçe ayırıyor. Oraya bakarak kafa karışıklığını giderebiliriz:

      "Bu biçare kardeşinizde üç şahsiyet var. Birbirinden çok uzak, hem de pek çok uzaktırlar."

      "Birincisi: Kur'ân-ı Hakîmin hazine-i âlisinin dellâlı cihetindeki muvakkat, sırf Kur'ân'a ait bir şahsiyetim var. O dellâllığın iktiza ettiği pek yüksek ahlâk var ki, o ahlâk benim değil; ben sahip değilim. Belki o makamın ve o vazifenin iktiza ettiği seciyelerdir. Bende bu neviden ne görseniz benim değil; onunla bana bakmayınız, o makamındır."

      "İkinci şahsiyet: Ubudiyet vaktinde, dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenâb-ı Hakkın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı âsârı gösteriyor. O âsâr, mânâ-yı ubudiyetin esası olan 'kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek' noktalarından geliyor ki, o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, âciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü senâ etse beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemâlim.

      Üçüncüsü: Hakikî şahsiyetim, yani Eski Said'in bozması bir şahsiyetim var ki, o da Eski Said'den irsiyet kalma bazı damarlardır. Bazan riyâya, hubb-u câha bir arzu bulunuyor. Hem, asil bir hanedandan olmadığımdan, hısset derecesinde bir iktisat ile, düşkün ve pest ahlâklar görünüyor."
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.061 sn.